HDP Sözcüsü Ayhan Bilgen, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Ayhan Bilgen’in konuşmasından satırbaşları şöyle:

Bir grup toplantımıza daha milletvekillerimiz rehin tutulurken başlıyoruz. Yanı başımızda deprem yaşandı. Doğal afetler insanlığın sınav verdiği zor günlerdir. Depremde hayatını kaybedenlere baş sağlığı diliyoruz. Doğal afetler nasıl sınır tanımıyorsa bazen insanlar da bu doğa durumundan ders çıkarmayarak kendi doğalarına yakışmayan tutum sergileyebiliyor. Deprem vesilesiyle bile ırkçılığı deşifre edenler elbette hepimizi incitiyor.

Selma Irmak partimizin Meclis Başkan adayıdır. Bu kez AKP’de alışılmış olmayan bir şekilde meclis başkanlığı adayı belirlendi. İsmail Kahraman tarafından bize dönük ziyaret girişimi olmadı.

ORTADOĞU’DAKİ GELİŞMELER

Bir ülkenin başbakanı bir ziyaret sonrası ortadan kayboluyor. Daha sonra başka ülkede açıklama yapıyor, ülkeye döneceğini söyleyip şart koşuyor. Böyle bir durumda halklar kendi sorunlarını çözebilir mi? Ortadoğu’da saraylarını korumak için etnik ve mezhep savaşı çıkaranlar yaşananların sorumlusudur. Halkların eşit, birlikte yaşaması için Öcalan tecrittedir. Bu tablo Türkiye’nin iç barışıyla ilgili değil sadece. Konfederal sistemin duyulmasının engellenmeye çalışılmasıdır bu tecrit.

Erdoğan Soçi ziyareti öncesi açıklama yaptı, ‘Dünyayı ahmak yerine koymayın’ dedi. 4 saat sonra Putin’le basın açıklaması sırasında tutum tam tersine döndü. Türkiye’nin dış politikası aylarla günlerle değil, saatlerle değişiyor artık.

Başbakan ABD’yle görüşmesinde diyor ki, “Nereye çağırdıysanız gittik ve sormadık.” Evet bunun farkındayız. 50’lerden beri nereye gidin derse gidiyorsunuz. Biz şuna şaşıyoruz; insan hakları savunucuları bir yabancıyla konuşunca tetikçileriniz hedef gösteriyor, ihanet planı diyorlar. Bugün ABD’de bile Afganistan operasyonu tartışılıyor, siz ‘Sormadık,, gittik’ diyorsunuz.

YOLSUZLUK TARTIŞMASI

Türkiye’nin neden dışarıda başı dik değil? Ülkelerin yumuşak karınlarından birisi yolsuzluk konusudur. Yolsuzluk demokratikleşmeyle doğrudan ilgilidir. Dünyada şeffaflık demokratikleşmeden ayrılmaz. Yolsuzluklarla mücadele darbelerle mücadeleden ayrılamaz. Türkiye kızarmaz yüzlü siyasetçilere teslim olmuş durumda. Bizde Malta konusu gündeme geldiğinde, değil istifa özür bile olmuyor. Başbakan araştırma olsun diyor, araştırma önergesi teklifi AKP’nin oylarıyla reddediliyor. Ekranlarda hamaset yapmak kolay. Reza Zarrab davası da bundan farksızdır. Offshore yüzleşilmesi gereken bir siyasi ahlak konusudur. Eğer çocuklarınız vergi ödememek için gemilerine başka ülke bayrağı çekiyorsa kimseye milliyetçilik nutukları atmayacaksınız.

2006’da Bakanlar Kurulu bir liste yayınlama kararı veriyor. Listede ismi geçen offshore şirketleri için vergi düzenlemesi yapıyor. Bakanlar, kabineler değişti ama şirketler hala belirlenemedi. Şirketler ortada yok ama tütün üreticileri daha fazla vergi versin diye torba yasada düzenleme yapıyorlar. Bu adım uluslararası tröstlere ülkeyi teslim etme girişimidir.

VERGİ ZAMLARI

Benzer bir oyun ekmekte de yapılıyor. Ekmeğin fiyatını artırmıyorlar, gramajını düşürüyor. Siz bir ekmek alıyor olabilirsiniz ama çocuğunuzun kursağına giden lokma küçülüyor. Bunun adı israfla mücadele olamaz. 2 hafta önce sarayın harcamalarını aktarmıştık. Bazıları itibardan tasarruf olmaz diyor. Halk yoksullukla mücadele ederken Cumhurbaşkanı harcamalarla itibar yapıyor. Türkiye dar gelirli için bir vergi cehennemidir. Türkiye’de vergilerin yüzde 65’i dolaylı vergidir. Maliye okuyanlar bilir; dolaylı vergiler çok yüksekse vergi adaletsizliği vardır, vergi kaçırma vardır.

2 bin lira maaşın yüzde 20’si vergiye kesiliyor. 5,5 lira yakıtın 3 lirası vergiye gidiyor. Bu açıdan Türkiye listede ilk sırada. Bu vergiler nereye gidiyor? Tabi Cumhurbaşkanlığı Sarayı var ama bir de faiz lobileri var. Türkiye ekonomisinde vergilerin yüzde 11,3’ü faize gidiyor. Vergiler faize giderken taşeron sorunu bir türlü çözülemiyor. Yine binlerce sağlık çalışanının atamaları yapıldığı halde işe başlatılmıyor. Bu nedenle doktorlar fazla mesailere zorunlu tutuluyor. Bu intiharlara neden oluyor.

HDP kurulduğunda seçim barajına ilişkin ne söylüyorsa bugün de onu söylüyor. Kime fayda sağlayacağına bakmaksızın baraja karşıyız. Baraj milletin iradesi sandığa yansımasın diye uydurulmuş bir sistemdir. Ancak şunu söyleyelim bugüne kadar seçim sistemi kimseyi kurtarmadı, AKP’yi de kurtarmayacak. Türkiye’de seçim sistemi tartışması iyi niyetli yürütülmüyor.

TUTUKLU VEKİLLER

AYM evrensel hukuka uygun davranmayı göze alamıyorsa, kendi kararına riayet etsin. Aksi halde dün dündür bugün bugündür anlayışının mahkemelere yansımasıyla da yüz yüze kalacağız. Mesele sadece tutukluluk değildir. Sorun anayasaya darbe yapılmasıdır. Yargıyla ilgili bir başka günden Suruç davası. Suruç’ta 33 genç Rojava’yla dayanışma için oyuncaklarla yola çıkmıştı. Basın açıklaması sırasında hayatlarını kaybettiler. Geçen zamana rağmen davanın seyri değişmedi. Geçtiğimiz duruşmada sanığın duruşma salonuna getirilmesi yönünde karar verildi. Heyet değişti, avukatlar tutuklandı, duruşmaya SEGBİS’le bağlanan sanık heyeti fırçaladı. Mahkeme heyeti mahkemeye gelip gelmemek sanığın tercihi diyor. Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş için sanığın tercihi söz konusu değildir diyorlar. Bu nasıl bir tutum?

Pek çok avukat tutuklandı, savunma hakkı engellendi. Son isim ÇHD Başkanı Selçuk Kozağaçlı idi. umarız bu zor günler avukatlar, gazeteciler ve vekiller için geçecek. Baskılar sadece duruşma salonlarında değil. Birileri gerektiğinde yargıya talimat verirken; tepki çeken kararlar karşısında yargı bağımsızlığı ilkesinin ardına sığınıyorladı. 10 yaşındaki bir çocuk istismara uğradı ve 90 yıl hapisle yargılanan sanık tahliye edildi.

Dün akşam ilçe binamız kurşunlandı. Hangi yönteme başvurursanız vurun, biz bu yoldan vazgeçmeyeceğiz. Sizden önceki iktidarlar da bu yöntemlere tenezzül etti. Son 2 yılda 11 bin partilimiz tutuklandı. Önceki iktidarlar bu adımların nasıl kar etmediğini öğrendiyse, bu iktidar da öğrenecek.

EĞİTİM SİSTEMİ

Türkiye’de eğitim sistemi yok. Çünkü bir sistem planlamaya dayanır. Bu açıdan biz bu konuyu sistem olarak tartışmıyoruz. Çünkü birisi akşam televizyonda konuşuyor, sorumluları sabah yeni bir şey arayışına giriyor. Dış politikada nasıl tutarlılık yoksa, eğitimde de yok. Bu değişikliği savunmak için sınav stresi öne sürülüyor. Öğrenci ve velilerin tek stresi sizsiniz. Sürekli değişen sınav sistemi stresin kaynağıdır.

Şırnak’ta okul panosuna ‘Kürtçe konuşmayacağım’ diye yazılıyor. Vali çocuklar Kürtçe çok küfürlü konuşuyor bu yüzden yazı panoya asıldı diyor. Peki çocuklar Türkçe küfür ettiklerinde, Türkçeyide mi yasaklayacaksınız?

Erdoğan geçen gün muhafazakar kadınlara çok çocuk yapın diyor. Örgüt çok yapıyor, diyor. Bu neresinden bakarsanız ayrımcı, tekfirci bir anlayıştır. Onlar için bölgede öldürülen çocukların hiç bir önemi yok. Nüfus planlaması onlar için güvenlik meselesi olabilir. Osmanlı’dan Cumhuriyetin ilk yıllarına, 28 Şubat’a kadar bilindik yöntemler bunlar. Doğurganlık üzerinden siyaset darbecilerin eski bir alışkanlığıdır.

Yarın Seyit Rıza’nın idam edilişinin yıl dönümü. Seyit Rıza yaşı küçültülerek idam edildi. Benden önce idam etmeyin dediği oğlu da yaşı büyültülerek idam edildi.