Büyükada’da gözaltına alınan ve 12 gündür emniyette tutulan insan hakları savunucuları, ifade işlemlerinin tamamlanmasının ardından tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edildi. Sabah saat 6 sularında biten ifadelerde mahkeme hak savunucularından dördünün serbest bırakılmasına altısının tutuklanmasına karar verdi.

Büyükada’da gözaltına alınan, “terör örgütü üyeliği” iddiasıyla suçlanan ve AKP medyası tarafından “yeni bir kalkışma planlamak” ile suçlanan hak savunucuları ifadelerinin tamamlanmasının ardından Çağlayan Adliyesi’ne sevk edildi.

Hak savunucularının avukatlarından Meriç Eyüboğlu bianet’e yaptığı açıklamada, emniyetteki işlemlerin tamamlandığını suçlamaya konu olabilecek bir delil göremediklerini belirtti. Eyüboğlu’nun açıklaması şöyle:

Dün ve bugün Vatan Caddesi İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ndeki tüm işlemler tamamlandı. Müvekkillerimizin uygun ve anlamsız gözaltı sürelerinin sonuna geldik. Emniyetteki işlemler sırasında suçlama konusu olabilecek herhangi bir delil ve suçlama ile karşılaşmadık. Savcılık ifadesi için yarın saat 10.00’da İstanbul’daki Çağlayan Adliyesi’nde olacağız. İfade sonrası müvekkillerimizle beraber çıkacağımızı düşünüyoruz.

Eyüboğlu, ayrıca müvekkillerinin morallerinin ve sağlıklarını iyi olduğunu aktardı.

TUTUKLANMA TALEBİ

Savcılık ifadeleri tamamlanan insan hakları savunucuları tutuklanma talebiyle 10. Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edildi. Hak savunucularından  İdil Eser, Ali Ghravi, Peter Steudtner, Veli Acu, Günal Kurşun ve Özlem Dalkıran tutuklanırken diğerleri de adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Tutuklanan isimlerin silahlı terör örgütüne yardım etmekten tutuklandılar, ancak dosyada hangi silahlı terör örgütü olduğu bilgisi yer almadı.

Savcılık sorguları:

İstanbul Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu savcılarından Can Tuncay’ın yürüttüğü soruşturma kapsamında tutuklamaya sevk edilen Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi Direktörü İdil Eser, savcılıktaki sorgusunda suçlama konusu yapılan Büyükada’daki toplantının Nisan ayında Antalya’da gerçekleştirilen İnsan Hakları Ortak Platformu’nun toplantısında kararlaştırıldığını söyledi. Eser, toplantının önce Haziran ayında bir güne belirlendiğini, bu günün de bayrama denk geldiği için Temmuz ayında yapılmasına karar verildiğini ifade etti. Eser, toplantının gizli bir şekilde yapıldığına ilişkin suçlamaya “Toplantı dar kapsamlı, çalışma atölyesi tabir edilen şekilde gerçekleştiği için mensup olduğumuz kuruluşlar vasıtasıyla herhangi bir çağrı yapma gereği duymadım” diye yanıt verdi.

25 BİN KİŞİNİN İMZALADIĞI KAMPANYA

Eser’e savcılıkta Uluslararası Af Örgütü’nün açlık grevindeki Nuriye Gülmen ve Semih Özakça için düzenlediği ve 25 bin kişinin imzaladığı “Nuriye Gülmen ve Semih Özakça serbest bırakılsın” acil eylemi de suçlama konusu yapıldı. Eser’e suçlama ile ilgili el konulan telefonundaki 23 Mayıs 2017 tarihli “Yarın acil eylem çıkacak Nuriye ve Semih için” mesajı gösterildi. Eser de, “Acil eylem ibaresi Uluslararası Af Örgütü’nün imza kampanyası yürütme şeklinden biridir. Söz konusu mesaj da bu amaçla atılmıştır. Kendilerinin kamuoyunca takip edilen durumlarıyla alakalı kampanya başlatılması için yaptığımız çalışmalarla ilgilidir” dedi.

“MAĞDURLARIN VERİLERİNİN KORUNMASI İÇİN…”

Dosyada çevirmen olduğu belirtilen gizli tanık ifadesinde yer verilen “verilerin polisten gizlenmesi” iddiasına ilişkin soruya ise Eser şöyle yanıt verdi:

“Toplantı sırasında dijital verilerin polisin eline geçmesi halinde nasıl gizli tutulabileceği veya şifrelenebileceği konularında herhangi bir konuşma gerçekleşmedi. Bu konuyu tanıklık yapan tercümanların yanlış anladığını düşünüyorum. Toplantıda konuşulan konu dijital verilerin nasıl korunacağı, uzaktan dijital veri yüklenmesinin nasıl önüne geçileceği şeklinde konulardır. Toplantı sırasında benim de dahil olduğum katılımcıların, sivil toplum örgütü çalışanları, bilişim uzmanı olan yabancı uyruklu şahıslara mensup oldukları kuruşların dijital verilerin güvenliğinin ne şekilde sağlanabileceği, bu verileri kötü niyetli üçüncü şahısların eline geçmesinin nasıl engellenebileceği konularında sorular sorduk. Hazırladığımız raporların açıklanmadan önce birilerinin eline geçmesi halince sıkıntı yaşayabileceğimizi düşündüğümüzden, ayrıca mağdurların verilerinin korunmasına önem atfettiğimizden bu şekilde sorular yönelttik. Ancak cevap alamadan polisler baskın gerçekleştirdi.”

PROVOKASYON AMAÇLI MESAJ: GERİLLA DOKTORUYUM ÜYE OLMAK İSTİYORUM

Eser’e Uluslararası Af Örgütü’nün sosyal medya hesabına Murat Dicle kullanıcı adıyla atılan bir mesajla ilgili de soru yöneltildi. Eser de soruya “Kendisini gerilla doktoru olarak tanıtıp savaş cerrahisi müdahale tedaviyle ilgilendiği mümkünse kuruluşumuza üye olmak istediği şeklinde mesajın provokasyon amacıyla atıldığını değerlendiriyorum. Kendisine herhangi bir cevap verilmedi. Muhatap alınmadı” diye yanıt verdi. Eser’e Uluslararası Af Örgütü’nün 10 Haziran’da ByLock kullanıcısı olduğu iddiasıyla tutuklanan yöneticisi Taner Kılıç’la telefon iletişiminin olması da soru olarak yöneltildi. Eser bu soruya, “Taner Kılıç’ın avukatlarından öğrendiğim kadarıyla kendisi de Bylock programını kullandığını kabul etmemektedir” diye yanıt verdi.

DİJİTAL CİHAZLAR ZATEN AÇIKTI

Tutuklamaya sevk edilenlerden Yurttaşlık Derneği üyelerinden Özlem Dalkıran’a ise savcılık sorgusunda, katılımcılardan Ali Garawi’nin toplantının diğer katılımcılarına yolladığı “Lütfen toplantı yolculuğunuz sırasında telefonlarınızı, bilgisayarlarınızı, her türlü dijital cihazınızı kapatın sadece vapur yolculuğunun tadını çıkarın” mesajı anımsatılarak, “Neden bütün dijital cihazları kapattırdınız” diye soruldu. Oysa gözaltı sırasında bilgisayarlar ve telefonların açık olduğu polisin tuttuğu tutanakta da belirtilmişti.

YANDAŞIN KUMPASI TUTMADI

Dalkıran’a emniyet sorgusu sırasında, yandaş Türkiye gazetesinin “24 Temmuz planı çöktü” manşetiyle hedef gösterdiği Cumhuriyet gazetesi tutukluları ile dayanışma amacıyla “Dışarıdaki Gazeteciler” oluşumunun kurduğu Whatsapp grubu ile İstanbul Hayır Meclisleri ve Hayır Bloku Koordinasyonu isimli Whatsapp grupları da soru olarak yöneltildi. Türkiye gazetesinin hedef gösterdiği Cumhuriyet tutukluları ile ilgili Whatsapp grubu savcılıkta soru olarak yöneltilmezken, Dalkıran’ın avukatı Meriç Eyüboğlu, “Özlem’in telefonu, bilgisayarı ve ev araması sırasında el konulan başkaca belgeler ellerinde olduğu halde belli ki suç unsuru hiçbir şey tespit edilmediğinden sadece Hayır meclisleri ve Hayır Bloku grupları soru olarak yöneltildi” dedi.