Salı, Mayıs 21, 2024

Haftanın ekonomi politiği

Baki Demirel
Baki Demirel
Doç.Dr Baki Demirel Gazi Üniversitesi lisans ve doktora programlarından mezundur. Gazi Üniversitesi İktisat Bölüm Araştırma Görevlisi olarak tamamladığı doktora sonrasında Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi İktisat Bölümünde Dr. Öğretim Üyesi olarak devam etmiş daha sonra Yalova Üniversitesi İktisat Bölümüne geçiş yapmıştır. Halan Yalova Üniversitesi İktisat Bölümünde öğretim üyesi olan Baki Demirel, açık ekonomi makro ekonomi, döviz kuru sistemleri ve para politikası üzerinde çok sayıda ulusal ve uluslararası dergide yayınlanmış makalesi bulunmaktadır.

Bu hafta yazacağım yazıya başlık ararken çok düşündüm. Haftanın gündemi yoğun ve sürprizli oldu. Yoğun çünkü bu hafta hem büyüme hem de enflasyon oranları açıklandı. Sürpriz çünkü Cumhurbaşkanı Erdoğan uzun bir aradan sonra bir kez daha faizlerin düşürülmesi gerektiği yönündeki düşüncesini yineledi ve merkez bankası ile konuştuğunu Ağustos ayı ile birlikte faizlerin düşebileceğini belirtti. Dolayısıyla ben de bu haftaki yazıyı gündeme ilişkin yazmaya karar verdim ve başlığı “Haftanın Ekonomi Politiği” olarak atmış oldum.

Aslında aklımdan geçen ilk başlık “Hormonlu Büyüme” olarak oluşmuştu ancak söylediğim sebeplerden dolayı bu başlığı atmadım. Yazıma öncelikle hormonlu büyüme kavramını açmakla başlamak istiyorum.

Hormonlu büyümeyi şu biçimde tanımlayabilirim;

Eğer büyüme, hane halkını borçlandırıcı,  tüketici kredilerine dayalı ise hormonludur. Çünkü kredi büyüme hızı azaldıkça büyüme oranı yavaşlar ve sürdürülebilir değildir. Bu biçimde meydana gelen ekonomik büyüme makro finansal istikrarsızlık yaratmakta, artan enflasyon ve Türk Lirasında yaşanan değer kaybı gelir dağılımının daha fazla bozulmasına neden olmaktadır.

Bu tanımı yaparken üç temel kıstasım var; Büyüme istikrarsızlık yaratmayacak biçimde olmalı, istihdamı artırmalı ve gelir dağılımının iyileşmesine olanak sağlamalıdır. Eğer büyüme bu saydığım koşulları sağlamıyorsa sürdürülebilir değildir yani hormonludur.

İktisat politikaları refah artışı ve istikrar sağlayıcı olmalıdır. Dolayısıyla istihdam ve gelir artırmayan biçimdeki büyüme sürdürülebilir olmaktan uzaktır ve toplumun tüm kesimleri için refah artışı sağlamaz. Bahsettiğim biçimde büyümenin gerçekleşmesi para ve mali politikalarının ki bunların içinde vergi ve gelirler politikaları da dâhildir, doğru uyumlaşmasıyla mümkün olabilir. Bana göre para ve maliye politikasının doğru uyumu daraltıcı para ve genişleyici maliye politikasıyla mümkün olabilir.

Genişleyici maliye politikasından kastım, kamunun ihracatın kompozisyonunu değiştirecek biçimde verimli alanlara yatırım yapması, istihdam ve gelir yaratmasıdır. Ayrıca ücret –maaş artışları da bu kapsamdadır. Ayrıca vergi politikasında da köklü değişikliğe gidilmeli ve dolaylı vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki payı azaltılmalıdır. Daraltıcı para politikası ise döviz kuru krizi yaratmayacak biçimde politika faiz oranının uzun süre yüksek tutulmasıdır. Benim önerim, politika faizinin 500 bp (baz puan) artırılarak % 24 seviyesine çekilmesi ve en az bir yıl bu seviyede kalması sağlanmalıdır.

Bu düşüncemin birkaç gerekçesi var. Öncelikle yüksek dolarizasyon ve yüksek kısa vade dış borç stoku hem kamu hem de özel sektör için önemli bilanço riski doğurmakta ayrıca kur-enflasyon geçişkenliğini artırarak fiyatlar üzerinde baskı yaratmaktadır.

Diğer yandan, her ne kadar hane halkı borçlarının milli gelire oranı diğer ülkelerle kıyaslandığında düşük görünse de hane halkı gelirine oranladığımızda bankacılık sisteminin aktif kalitesini bozabilecek risk yaratmaktadır. Hane halkı borçluluğunun yüksek olması finansal istikrarsızlık yaratabilecek büyük bir sorundur. Bu sorunu faizleri düşürerek, hane halkını borçlanmaya, kredi almaya özendirecek biçimde ve/veya sorunlu kredileri daha fazla öteleyerek çözemeyiz. Benzer bir durum KOBİ kredileri için geçerlidir. Bu sorunun çözümü daha fazla kredi artışı değil gelir artışıdır.

Öte yandan hem ABD başta olmak üzere gittikçe artan enflasyon endişeleri Fed başta olmak üzere büyük merkez bankalarının varlık alımlarını azaltmalarına ve politika faizlerini yükseltmelerine neden olabilir.

Her ne kadar ben Fed ’in 2023 yılından önce faiz artışı yapacağını beklemesem de IMF’de yayınlanan Şebnem Kalemli-Özcan hocanın kaleme aldığı yazıda, olası Fed faiz artışının gelişen piyasa ekonomileri için ciddi dış finansman sorunu yaratabileceği yani ödemeler dengesi krizine yol açabileceği belirtilmiştir. Ben de bu görüşe katılıyorum. Dahası büyük ekonomist Yılmaz Akyüz hocam da Türkiye için benzeri uyarıları yaptığı pek çok yazı yazmıştır.

Açıklanan enflasyon rakamlarına gelince. Şu söylemek istiyorum enflasyonda kalcı iyileşme ancak Türk Lirasının değer kazanması ve istikrarlı olmasıyla sağlanabilir. Nitekim TUİK tarafından açıklanan Mayıs ay enflasyon rakamlarına baktığımızda TÜFE’nin yıllık %16.5, Yİ-ÜFE’nin ise yıllık %38.3 olarak gerçekleştiğini görüyoruz. Kur ve emtia fiyatlarındaki artışlar üretici maliyetlerini yükseltmeye devam ederken üretici ve tüketici enflasyonları arasındaki makas da genişlemektedir.

Bu durum enflasyonun artış eğilimini sürdüreceğine yönelik önemli bir veri sağlamaktadır. Aynı zamanda üretici maliyetleri üzerindeki baskının sürdürülemez olduğunu ve bilanço sorunları yaratabileceğini de göstermektedir. Maliyet baskısının yol açabileceği iflaslar ekonominin arz tarafını olumsuz etkileyebilir. Bu elbette kredi geri ödemelerinde oluşabilecek sorunlar nedeniyle bankacılık sektörü içinde önemli bir risktir ve finansal kırılganlığı artırabilir.

Küresel enflasyon eğiliminin artış yönünde olması, özellikle Çin enflasyonunun yükselmesi Türkiye’de enflasyon baskısı yaratabilecek önemli bir unsurdur. Daha önce yazdığım gibi geçmiş dönemlerde enflasyonu düşürücü olan bu unsurlar şimdi ters yönde ve olumsuz olarak ortaya çıkmıştır. Bunun yanında Çin Merkez Bankasının faiz artırma yönünde hareketi Türkiye için küresel finansal koşulların daha da sıkılaşmasına neden olabilir.

Özetle mevcut küresel ve yurt içi koşullar altında makro-finansal kırılganlıklar yüksekken TCMB daha sıkı para politikası izlemesi gerekmektedir. Maliye politikası ise yukarıda belirttiğim biçimde genişleyici olmalıdır. Esen kalın.

Not:  İlgilenecekler olursa Şebnem Kalemli-Özcan hocanın IMF’deki yazısının başlığı ve linki aşağıdaki gibidir.

“The Federal Reserve’s post-pandemic stance will expose vulnerabilities in emerging markets with high private external debt”

https://www.imf.org/external/pubs/ft/fandd/2021/06/federal-reserve-emerging-markets-private-debt-kalemli-ozcan.htm?utm_medium=email&utm_source=govdelivery

PolitikYol'da yayınlanan yazılar her gün öğlen mailinizde!

Baki Demirel
Baki Demirel
Doç.Dr Baki Demirel Gazi Üniversitesi lisans ve doktora programlarından mezundur. Gazi Üniversitesi İktisat Bölüm Araştırma Görevlisi olarak tamamladığı doktora sonrasında Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi İktisat Bölümünde Dr. Öğretim Üyesi olarak devam etmiş daha sonra Yalova Üniversitesi İktisat Bölümüne geçiş yapmıştır. Halan Yalova Üniversitesi İktisat Bölümünde öğretim üyesi olan Baki Demirel, açık ekonomi makro ekonomi, döviz kuru sistemleri ve para politikası üzerinde çok sayıda ulusal ve uluslararası dergide yayınlanmış makalesi bulunmaktadır.
spot_img
PolitiYol Telegram'da

GÜNÜN YAZILARI

SÖYLEŞİLER

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,160TakipçilerTakip Et
60,616TakipçilerTakip Et
9,354AboneAbone Ol

GÜNDEM

ÇEVİRİLER

YAZARIN DİĞER YAZILARI