AB’den kıdemli bir kaynak, Avrupa karşıtı partilerin yükselişinin Parlamentoda bir karmaşa yaratacağını söylüyor.

Avrupa’daki en büyük seçim yarışı olsa da çoğu seçmen Avrupa Parlamentosu seçimlerine genelde kayıtsız kalıyor. Bu seçimlere olan katılım 1979’daki ilk oylamadan bu yana azalıyor.

Bu sefer farklı olabilir mi? Gelecek Avrupa seçimleri 2019 yılında Mayıs ayında, Brexit gününden iki ay geçmeden gerçekleşecek ve daha önce hiç bu kadar çok AB lideri seçimleri belirleyici gördüklerini söylememişti.

Başarıyla sonuçlanan başkanlık kampanyası sırasında Emmanuel Macron kendisini anti-popülist, AB taraftarı güçlerin lideri olarak takdim etti. Karşıtları mücadeleye girmeye hevesliler. İtalya Başbakan yardımcısı ve AB karşıtı Birlik Partisi’nin lideri olan Matteo Salvini seçimlerin “Avrupa seçkinleri, bankaları, finansı, göçü ve güvencesiz işleri” karşısında “Avrupa halkı ve emeği”nin yer aldığı bir referandum olacağını söyledi.

Macaristan’ın milliyetçi Başbakanı Viktor Orbán, seçimin “sadece liberal demokrasiye değil… ayrıca 1968 seçkinlerine” güle güle deme fırsatı sunduğunu beyan etti.

Salvini’nin Birlik Partisi, Almanya’da Alternative für Deutschland ve Marine Le Pen’in Ulusal Birlik Partisinin iyi sonuçlar elde etmesi bekleniyor. Kısa zaman önce yapılan bir kamuoyu araştırması eski adı Ulusal Cephe olan Ulusal Birlik’in, yüzde 19’da görünen Fransız Başkanı Macron’un partisi La République en Marche’ın önünde, yüzde 21’lik bir destek alacağını gösteriyor.

Brüksel’de üç senaryo dolaşımda: AB karşıtı partilerin kesin yükselişi, Avrupa taraftarı partilerin beklenmedik kazanımları ve ikisi arasında kafa karıştırıcı bir üçüncü seçenek. AB’den kıdemli bir kaynak “popülistlerin ilerlemesi ancak [bununla birlikte, ç.n.] AB yanlısı 400 parlamenterle halen güçlü bir çoğunluk”un ifade ettiği gri bir sonuç tasvirinde bulunarak “sonucun bir karmaşa olması en güçlü olasılık” dedi.

Bu “karmaşa”nın parlamentoya hâkim ve hâlihazırda parlamentodaki 751 sandalyenin yüzde 54’üne sahip olan merkez sağ ve merkez solun temsil ettiği iki büyük bloktan müteşekkil büyük koalisyonun sonunu getirmesi muhtemel.

Merkez sağdaki Avrupa Halk Partisi, (Fransa dahil) birçok ülkede kötü performans nedeniyle zayıflıyor ancak aynı zamanda Macaristan demokratik özgürlükler bakımından geriye giderken kendi Macar üyesiyle nasıl baş edeceği konusunda da bölünüyor.

Bu sırada merkez sol Sosyalistler ve Demokratlar partisinin, üye partileri Avrupa ölçeğinde oldukça kötü sonuçlar alırken sandalye kaybetmesi bekleniyor. S&D aynı zamanda Birleşik Krallık AB’den ayrıldığında kaybedeceği 20 İşçi Partili parlamenter nedeniyle de darbe alacak.

Büyük koalisyonun çöküşü, daha fazla pazarlık ve muhtemelen bir düzenlemeyi çıkarmak için dört kadar partinin desteğinin gerekecek olması nedeniyle bir sonraki Avrupa Parlamentosunu daha karmaşık hale getirecek. Carnegie Europe için gözlemlerini kaleme alan analistler Avrupa Parlamentosunun daha fazla sayıda parti ve daha fazla koalisyon seçeneğiyle birlikte Danimarka ya da Hollanda Parlamentosuna benzeyeceğini düşünüyor.

Açık Toplum Avrupa Politika Enstitüsü direktörü ve söz konusu çalışmanın yazarlarından Heather Grabbe “paralize olma olasılığı son derece yüksek” dedi. “Avrupa Birliği daha fazla sorunla karşılaştıkça Parlamentodan bir düzenlemeyi geçirmek olanaksız hale gelebilir. [AB yasa yapma sürecinin] topluluk yöntemi aracılığıyla iş görmek bu nedenle daha zor olacak ve bunun büyük bir etkisi olacak.

Avrupa seçimleri sadece AB Bakanlar Kurulu ile birlikte AB’nin iki “ortak yasama organı”ndan biri olan Parlamentonun kompozisyonunu belirlemiyor. Sonuçlar ayrıca AB’nin en tepedeki pozisyonlarının dağılımını da belirliyor. 2019’da Avrupa Komisyonu ve Avrupa Konseyi Başkanlıkları açık pozisyonlara dönüşecek.

Avrupa seçimleri – aslında bir dizi ulusal seçimler olan bu oylama – ulusal siyasetin hararetini sınıyor. “Çoğu kişi Avrupa seçimlerini hükümete sarı ya da kırmızı kart göstermek için kullanıyor” diyor, Avrupa Politika Merkezinde araştırmalar direktörü Janis Emmanouilidis. Ona göre AB karşıtı partilerin kazanımları “ulusal düzeyde baskı yaratacak”, ki bunun anlamı AB’nin bölünmüş 27 hükümetinin sıkıntılı konular olan Avro Bölgesi reformu ve göç konularında mutabık kalmalarının daha da zorlaşması.

Hem Avronun geleceği hem de göç, kampanyada merkezi konumda olacaklar. Bazıları seçimleri AB ve AB karşıtlığı arasında keskin bir seçim gibi kavramanın sorunlu olduğunu ileri sürüyor. Bu bakış sadece “AB taraftarı” partiler arasındaki büyük farklılıkları görmezden gelmiyor, ayrıca AB’nin ne yaptığı konusundaki mitlere destek olmak gibi bir tehlikeyi de getiriyor.

Eğer tartışmanın kuralları “gerçekte AB’nin ne yaptığı hakkında bir tartışma yürütmeyen” ancak “bostan korkuluğu” argümanları ortaya koyan AB karşıtları tarafından belirlenirse, bunun geri dönüşü kötü sonuçlanır diyor Grabbe. “Bu oldukça tehlikeli, çünkü insanlar AB’nin gerçek yetkilerini ve dikkate alınması gereken şeyleri tartışmaktansa, AB’nin sorumlu olmadığı her türden şey için Birliği suçlayacaklar.”

[The Guardian’daki orijinalinden PolitikYol için Ali Rıza Güngen tarafından çevrilmiştir.]