Trump’ın Golan Tepelerinde İsrail egemenliğini tanıması, aşırı sağın uzun zamandır konuştuğu üzere Batı Şeria’nın kısmen ya da bütünüyle İsrail tarafından ilhakının yolunu açabilir.

Dünya üzerinde hiçbir ülke İsrail’in 1967’de işgal ettiği ve 1981’de tek taraflı olarak topraklarına kattığı Golan Tepeleri üzerindeki yönetimini tanımıyor. Yani, bugüne kadar öyleydi.

Donald Trump Pazartesi günü (25 Mart 2019), uluslararası hukuka göre halen Suriye toprağı olarak değerlendirilen Golan Tepeleri üzerinde İsrail’in egemenliğini resmen tanıyan bir başkanlık kararı imzaladı. İki devlet başkanının Washington DC’deki açıklaması sırasında Trump’ın yanında bulunan İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun Trump kararını “tarihi adalet” olarak değerlendirdiği ve Başkan’a işgal edilmiş topraklarda üretilmiş bir kutu şarap hediye ettiği bildiriliyor. Onlar kucaklaşırken, Gazze Şeridi’nden fırlatılan füzeler aynı günün erken saatlerinde kuzey Tel Aviv’de bir eve isabet ettikten sonra, İsrail güçleri kuşatılmış Gazze’ye havadan bombardımana başladı.

Trump’ın ilanı kesinlikle Netanyahu için bir seçim zamanı desteği. Biri rüşvet alımına dair çok sayıda yolsuzluk suçlaması altında Netanyahu ve Likud Partisi kamuoyu yoklamalarında iyi durumda görünmüyor. Sessiz, emekli General Benny Gantz ile eski TV şahsiyeti Yair Lapid’in ortaklaşa liderlik ettiği merkez sağdaki Mavi ve Beyaz Parti Likud’u giderek sıkıştırıyor gibi duruyor. Netanyahu’nun umutsuzluğu retoriğinin aşırılığından anlaşılabilir. O ve yanındakiler, geçtiğimiz birkaç hafta içinde Arap siyasal partilerini terörizmi desteklemekle suçladıkları ve açıkça Gantz ve Lapid zaferinin İsraillilerin ölümüne yol açacağı uyarısında bulundukları nefret dolu, saldırgan bir kampanya yürüttüler.

Ancak İsrail’de çoğu kişi Netanyahu’yu, hatalarına karşın yetenekli bir devlet adamı ve uluslararası sahnede ülke çıkarlarının vasıflı bir savunucusu olarak görüyor. Netanyahu Körfez ülkeleriyle ilişkilerin normalleşmesi ve ABD elçiliğinin Tel Aviv’den Kudüs’e taşınması gibi başarılarını öne çıkarttı. O sırada İsrail’de olan Dışişleri Bakanı Mike Pomepo’yu dahi şaşkınlığa düşüren Golan Tepeleri açıklamasının bu imajı desteklemesi olası.

Ancak Trump’ın Golan Tepeleri kararı sadece sinik bir siyasal gambit değil. ABD’nin Orta Doğu politikasında ciddi sonuçları olabilecek dramatik bir değişim. Kendi seleflerinden farklı olarak Trump hiçbir zaman uluslararası normlara ve anlaşmalara uyma görüntüsü verme zahmetine katlanmadı. Ancak uluslararası toplumun neredeyse istisnasız biçimde işgal altındaki ya da hiç değilse tartışmalı toprak olarak gördüğü bölgede İsrail egemenliğini tanımanın eşi benzeri görülmedi.

Bu karar İsrail’in uluslararası hukuku, bilhassa işgal edilmiş topraklara işgalci gücün kendi sivillerini taşımasını yasaklayan Dördüncü Cenevre Sözleşmesi’ni çiğnemesine ABD’nin resmen onay verdiğini gösteriyor. Bugün işgal altındaki Golan Tepelerinde yaklaşık 20 bin İsrailli yerleşimci bulunuyor, şimdi bunlar açıkça ABD yönetiminin desteğine sahipler.

Söz konusu durum Batı Şeria’nın kısmen ya da bütünüyle ilhakının yolunu açıyor. Uluslararası toplumun protestolarına karşın İsrail egemenliğinin Batı Şeria’ya genişletilmesinin fazla bir sonuç doğurmayabileceği İsrail aşırı sağının bir süredir tartıştığı bir konu. Trump’ın kararı, öyle görünüyor ki, onları sadece haklı çıkarmakla kalmadı, ayrıca çabalarına destek sağladı: Obama döneminden farklı olarak küresel hegemonun kendi yanlarında olduğundan emin olabilirler.

Netanyahu’nun Likud partisi 9 Nisan’da hükümeti oluşturacak kadar sandalye kazanırsa, ilhakın en azından bir tartışma konusu olarak masada olacağı son derece muhtemel. Likud’un merkez komitesi 2017’de oybirliğiyle Batı Şeria’yı ilhak etme doğrultusunda karar aldı. Yeni Sağ Parti’nin eş başkanı Naftali Bennett, Batı Şeria’nın C Bölgesi’nin kısımlarını ilhak etmek için bir plan önerisinde bulundu. Başka sağcı partilerinse (olası bir Likud hükümetinde yer alması neredeyse kesin olan aşırılıkçı Sağ Partiler Birliği ve Moshe Feiglin’in Kimlik (Zehut) Partisi), “Filistin sorunu”yla baş etmek için Filistinlileri Batı Şeria’dan çıkartıp Ürdün’e tehcir etmeyi de kapsayan daha aşırı teklifleri mevcut.

Trump’ın Golan Tepeleri kararı ABD’nin Orta Doğu’da politika yapımının bütünüyle İsrail taraftarı sağca ele geçirildiğinin işareti. Daha önce Batı Şeria’da Beit El yerleşimindeki sağcı Ortodoks bir dini okulun hayır kurumunu yönetmiş olan ABD’nin İsrail büyükelçisi David Friedman iki devletli bir çözüme karşı. Jared Kushner’in ailesi Netanyahu’ya o kadar yakın ki, başbakan daha önce Kushner’in çocukluk odasında yatıya kalmış. Trump yönetiminin mensupları ve İsrail siyasetinde sağa kayış arasında, tek devlet realitesini kalıcı kılacak parçalar hızla yerine oturuyor.

Bu hafta Washington’da düzenlenen Amerikan İsrail Kamu İşleri Komitesi’nin (AIPAC) politika konferansının cafcafı ve boş lafları arasında bunu hatırlamak önemli. Konferansta halkla ilişkilerden sorumlu klik mensupları ve sözcüleri, İsrail’in imajını temizlemek; Ürdün Nehri ve Akdeniz arasında kabaca 13 milyon insanın hayatlarını belirleyen tek bir egemen devletin bulunduğu ve bu 13 milyonun sadece yarısının (İsrailli Yahudilerin) tam vatandaşlığa ve sosyal haklara sahip olduğu, diğer yarısının yani Filistinlilerin İsrail’de yasal vatandaşlığa karşın kanunlara işlenmiş ayrımcılıktan, Doğu Kudüs’te oy hakkı olmadan yerleşime, Batı Şeria’da bir askeri diktatörlük uygulamasına kadar çeşitli ayrımcı mekanizmalara maruz kaldığı gerçeğini gizlemek için canla başla uğraşacaklar. Donald Trump, onun yönetimi, İsrail yanlısı lobi ve Netanyahu, hep birlikte bu ayrımcılığı sürdürmeye niyetliler.

Joshua Leifer Dissent’te yardımcı editördür. Daha önce +972 Magazine’de çalışmış ve Kudüs’te yaşamıştır.

[The Guardian’dan alınarak PolitikYol için Ali Rıza Güngen tarafından çevrilmiştir.]