Yeni bir çalışma, sendikaların sadece iş başındaki işçilerin ücretlerini ve sosyal haklarını artırmakla kalmadığını, aynı zamanda beyaz işçiler arasındaki azalan ırkçı tavırlarla da bağlantılı olduğunu ortaya koyuyor. Irkçılığı yenmek istiyorsak güçlü, demokratik sendikalar inşa etmek şarttır.

New Orleans’da İç Savaş’a giden yolda, Avrupalı göçmen liman işçileri [köleliğin] yürürlükten kaldırılması davasına destek verdi. Kölelik karşıtı mutabakatlarının eşitlikçi idealizmi, pazarlık güçlerini zayıflatan karşılığı ödenmemiş emeğin sömürüldüğü ve kendi ücretlerini aşağıya çektiği pragmatik bir anlayışla iç içe geçmişti. Dolayısıyla çoğu zaman kendileri ile çok az ortak yönü olan yalnızca zengin sömürgeci sınıfın faydalanacağı “özel kuruluş”a karşı çıktılar.

Ancak kölelik kaldırıldıktan sonra, bir dizi yeni problemin ortaya çıkmasıyla kutlamanın uzun ömürlü olmayacağı anlaşıldı. New Orleans’daki Avrupalı göçmen liman işçileri şimdi, emeği yoksulluk ve yaygın siyah karşıtı baskı nedeniyle ucuzlaştırılan önceden köleleştirilmiş insanların akını ile iş için rekabet ediyordu. Bu gelişme, bazı vakalarda eski kölelerin Afrika’ya gönderilmesi için çağrıda bulunmaya başlayan beyaz liman işçilerinden gelen ırkçı bir tepkiyi tetikledi.

1872’de siyah liman işçileri bir sendika kurduklarında ve birlik ya da en azından mevcut beyaz sendikalarla ittifak aradıklarında, bir siyah işçi “Bizlere sürekli zencilerin ücretleri aşağıya çektiğini söyleyen limanda çalışan beyaz adamlar bizimle alay etti ve bizi azarladı ve bu hepimizin etkilenmesine neden oldu” diye hatırlattı.

Irka dayalı bu ayrım ve düşmanlık New Orleans’ın seçkinleri için avantajlıydı. Liman işçi gruplarının işbirliği yapmaması sürekli bir grev kırıcı arzına neden oldu –beyaz işçiler greve gittiğinde onların yerini alması için siyah işçiler çağırılıyordu ya da tersi oluyordu. Bu dinamik onlarca yıl devam etti ve birbirini izleyen sendika çabalarının altını oydu. Ancak, 1980’lerden itibaren birçok beyaz liman işçisi için ırklar arasındaki dayanışmanın pratikte gerekli olacağı açık hale geliyordu. Köleliğe stratejik olarak karşı çıkma kararını vermiş olsalar da çoğu, birleşik işçi örgütünün hikmetini görmeye başladı.

Ortaya çıkan bu yeni farkındalığın sonucu, birlikte grev yapmaya karar veren siyah ve beyaz işçilerden oluşan üç sendikanın oluşturduğu bir konsorsiyum, Üçlü Birlik, oldu. Birlikte New Orleans limanında işi durdurdular. Kentin her yerinden siyah ve beyaz işçiler katıldı, ve kentin her zamanki hareketi aniden durdu. Grev, ırklar arasında işbirliğinin pratik faydasını göstererek işçiler için çok önemli kazanımlar elde etti. Sonrasında, siyah ve beyaz işçileri etki altında tutan New Orleans sendikaları, işçilerin “yarı yarıya” olarak adlandırdığı bir politikayla, yan yana eşit sayıda çalışma ekiplerine ayırma görevini aldı.

Bu hikaye elbette kısaltılmıştır –ayrıntılar için Eric Arnesen’in Waterfront Workers of New Orleans: Race, Class, and Politics, 1863–1923 çalışmasına bakınız- ancak kısaltılmış biçiminde sendikaların ırksal dayanışma ve eşitlik için nasıl etkili bir araç olarak işleyebildiğini gösteriyor.

Elbette, derinlemesine ayrılmış ve ırksal olarak eşitsiz bir toplumda, sendikalar tek başlarına her derde çare olmaz. 1982 New Orleans Genel Grevi’ni izleyen ırksal olarak birleşmiş sendikacılık beyaz işçiler arasında ırkçılığın bütünüyle yok edilmesine nadiren yol açtı. Ve ABD emek tarihi feci şekilde, beyaz işçilerin sendikalarını beyazların üstünlüğünü ortadan kaldırmak yerine onu savunmak için bir araç olarak kullanmasının örnekleriyle doludur.

Ancak çok ırklı dayanışmanın stratejik faydasının keşfi ve bunun düzenli olarak gerçekleştirilebileceği, ırkçılık karşıtı sendikacılığa adanmış olan sendikacılardan oluşan örgütsel biçimlerin varlığı, beyaz işçiler tarafında Afrikalı Amerikalıların çıkarlarını desteklemeleri için daha fazla istek oluşmasını sağladı. Sonuçta, birleşik sendikalar hayatta kalabilmek için ırklar arası dayanışmaya bağlıydı –ki bu Jim Crow sisteminde yıkıcı bir dinamiktir.

Sendikaların ırkçılık üzerine nasıl etkileri olduğu sorusu günceldir. Irkçılık, toplumumuzda hala önemli bir sorun, her ırktan işçiler sömürülmeye devam ediyor ve ırksal bölünme, etkili direnişin önünde bir engel olmaya devam ediyor. American Journal of Political Science’da yayımlanan “Labor Unions and White Racial Politics” isimli yeni bir çalışma çok ırklı sendikaların gerçekten de beyaz işçilerin ırk ile ilgili tutumlarını olumlu yönde değiştirdiğini doğrulayan yeni veriler sunmaktadır.

Princeton Üniversitesi’nden Paul Frymer ve Washington Üniversitesi’nden Jacob M. Grumbach tarafından yürütülen çalışma, beyazların ırkçılığın varlığını etkili şekilde reddeden önermelere tepkilerini değerlendirdi – örneğin, “Bazı insanların yeterince çabalamaması gerçekten bir sorundur; siyahlar yalnızca daha fazla çabalarsa beyazlar kadar iyi durumda olabilirler.” Beyaz sendika üyelerinin, sendika üyesi olmayan beyaz işçilere nazaran ırkçı tavır sergilemelerin daha az olası olduğunu; sendika üyesi olmanın beyaz işçilerin ırksal hıncını azalttığını ve hatta daha önceden sendika üyesi olmanın bile beyaz işçilerin ırksal hıncını azaltığını buldular. Irkçı öfkenin azaltılmasının Afrikalı Amerikalılara pozitif ayrımcılık gibi fayda sağlayan politikalara daha fazla desteğe dönüştüğünü belirttiler.

Sendikaların ırkçılığı azaltabileceği bir dizi farklı mekanizma var ve Frymer ile Grumbach çalışmalarında çok sayıda örnek vakaya yer veriyor, bunlar ırk eşitliğini desteklemek amacıyla sendika liderliği için yapısal teşviklerden emek hareketinin daha az ırkçı olan Demokrat Parti ile kurumsal bağları arasında dağılım gösteriyor. Ancak özellikle birini vurgulayacağım: Sendikalar farklı ırksal geçmişi ve kimliği olan insanlar için sadece yan yana çalışmaları için değil –ki bu da salt teşhir aracılığyla önyargıları gevşetebilir- aynı zamanda işbirliğini teşvik eden ve ırklar arasında saygıyı ve karşılıklılığı arttırarak birlikte ortak bir amaç doğrultusunda çalışmaları için olanaklar sağlar. Birçok işyerinde güçlü bir sendika oluşturma hedefi işçilerin birlikte katılımı olmadan gerçekleşemiyor.

Geniş açıdan konuşacak olursak, her tür örgütlülük kendi üyelerinin politik görüşlerini şekillendirir, ancak sendikalar, Frymer ve Grumbach’ın belirttiği gibi, insanları çalıştıkları yere göre temsil etmeleri nedeniyle örgütler arasında benzersizdir. Irksal geçmişi olan çoğu insan için çalışmak zorunludur, ki bu sendika üyeliğinin (bir kural olarak olmasa da)diğer topluluk oluşumlarından daha yüksek bir çeşitlilik derecesine sahip olabileceği ve çoğu zaman da bunu içereceği anlamına gelir. Örneğin, Beyaz bir Indianalı ambar işçisi çoğunlukla beyaz bir mahallede yaşıyordur ve belki de beyaz bir kiliseye gidiyordur, ancak işvereni bütün ırklardan insanları işe alıyordur ve dolayısıyla sendikaları da ırksal olarak daha çeşitlidir.

Ancak çok sayıda işyeri ırksal olarak çeşitlilik içerir. Sendikaların ayırdedici özelliği farklı geçmişleri olan işçilerin çıkarlarını birbirine bağlı olarak görmeye teşvik edilmeleridir. Ve çoğu durumda sendikalarının nasıl çalışmasını istediklerine dair toplu kararlar alma ve ortak zaferler elde etmek için birlikte çalışma olanaklarına sahiplerdir.

Bazı sendikalar daha demokratiktir veya üye katılımı konusunda diğerlerinden daha iyidir. Aslında bu, insanların miras aldığı önyargılarına yüksek ihtimalle meydan okunması ve dünya görüşlerinin dönüştürülmesi için daha demokratik sendikalar kurmak için güçlü bir argüman sunar.

Sendikalar insanlara çok ırklı dayanışmayı sıradan şekilde uygulamaları için bir fırsat verir. Üstelik bunu özendirirler: sendika üyeleri işbirliği yapmaya daha istekli oldukça işyeri mücadelesine doğru ilerleyen daha büyük bir birlik ortaya çıkar ve herkes için nihai ödül o kadar büyük olur. Bu anlamda muhtelif demokratik sendikalar, ırksal olarak tabakalı toplumumuzda son derece eksik ve umutsuzca ihtiyaç duyulan ırklar arası işbirliğinin okulları olabilir.

Black Reconstruction in America’da W.E. B. Du Boris ırkçılığın Güney’de siyah ve beyaz işçileri tehlikeli bir şekilde ayırdığını yazdı, öyle ki “Muhtemelen bugün dünyada, birbirlerinden bu kadar derinden ve ısrarla nefret eden ve korkan ve hiçbiri ortak çıkar görmeyecek kadar birbirinden uzakta tutulan, pratik olarak aynı çıkarlara sahip iki işçi grubu yoktur.”

Jim Crow dönemi resmen bitti, ancak ırkçılık, ayrı durmak yerine bir arada durarak kazanacakları daha çok şey olan insanlar arasına set çekmeye devam ediyor. Irkçılık, dayanışmanın önünde bir engel olarak kalırken her ırkçı bireye tek tek seslenmek imkansızdır. Doğaları gereği insanları ırksal sınırların ötesinde ortak çıkarların farkına kendi kendilerine varabilmesi için yönlendiren durumlar yaratmalıyız. Büyük, canlı, demokratik sendikalar bu girişim için vazgeçilmezdir.

[ https://www.jacobinmag.com‘daki orijinalinden Türkçe’ye Ekin Değirmenci tarafından PolitikYol için çevrilmiştir. ]