Radikal sağ popülistlerin hakim güç konumunda olduğu tek Batı Avrupa yönetimi İtalya’da. Ama bugün güçlerinin sınırlarını fark ediyorlar.

radical-right populists
Valerio Bruno

İtalya’da Beş Yıldız Hareketi (M5S) ve Lega’nın popülist koalisyonu, Avrupa Birliği yönergelerine uyup, merkez sol Gentiloni hükûmetinin 2016’da geçirdiği bir kararnameyi kopyalayıp yapıştırarak iflas tehdidi altındaki banka Carige’yi kurtarmaya kalktığı için medyadaki ironik yorumların nesnesi haline geldi. Durum ironik, çünkü AB kurumları ve ana akım İtalyan siyasal partileri 2015’ten bu yana, bunları finansal piyasaların mantığına hizmet eden ve halkı kandıran teknokratik ya da “siyasal” seçkinler olarak gösteren Lega ve M5S propagandasının hedefiydi.

Popülist güçler sosyo-ekonomik eşitsizliklerle başa çıkabilir, kemer sıkma politikalarını gevşetebilir ve daha katı finansal düzenleme biçimlerini hayata geçirebilirler mi? Diğer bir deyişle seçim programlarının toplumsal vaatler kısmındakileri yerine getirebilecekler mi?

İtalya’da yürütmenin (Nölke’nin “ekonomik küreselleşmenin bilhassa saldırgan bir biçimi” olarak tanımladığı) finans ve finansallaşma konularına dair muğlak tutumu, gelişmiş ekonomilerde çok sayıda radikal sağ ve milliyetçi hareketin yaklaşımlarının bir örneğini sunuyor. Shakespeare’den bir ifadeyi ödünç alırsak, sonuç “kuru gürültü”den ibaret (much ado about nothing).

Kendi namlarına, elbette, AB kurumları son on yılda küreselleşmenin yıkıcı etkileri karşısında [ekonomiyi, ç.n.] düzenleyerek ya da dayanıklı refah devleti ve istihdam politikalarıyla kayıpları telafi ederek Avrupalı yurttaşların toplumsal eşitliğini savunmak hususunda çarpıcı bir şekilde başarısız oldular. Bilhassa finansal seçkinler ve kurumlarla yakın bağlarından zarar gören bütün sosyal demokrat partileri de içine katarak ana akım partiler için de benzer bir ifade kullanılabilir.

Radikal sağ popülistler ve küreselleşme

radical-right populists
Adriano Cozzolino

Radikal sağ popülist ve milliyetçi partiler, her popülist ideolojinin merkezi unsuru olan “halka daha yakın” biçimde algılanmak bakımından dünya çapında özellikle başarılı oldular. Bunu sağlamak için bu partiler, esasen yerel sorunlara odaklandılar, “oralı” yurttaşları öncelikli kıldılar ve çok taraflı yönetişim biçimlerinden ziyade ulusal ya da iki taraflı çözümleri tercih ettiler. Bu sayede popülist partiler kendilerini, ebedi dışarlıklılar şeklinde göstererek uluslararası düzeyde küreselleşmenin ve içeride de ulusal müesses nizamın düşmanları olarak sunabildiler.

Yerel-dışılaştırmanın bedellerine dair, yabancı düşmanlığı ile birlikte işsizlik hakkında ulusal ölçekteki siyasal kaygıların, Birleşik Krallık’ta Brexit kararı, ABD Başkanı olarak Donald Trump’ın seçilmesi ile Avusturya, Almanya ve Avrupa’da başka yerlerde radikal sağ popülistlerin seçim başarıları elde etmesi gibi zemin değiştiren siyasal olaylarda önemli rollerinin olduğu yaygın bir şeklide teslim ediliyor. Önemli nokta ise popülist güçlerin finansallaşma gibi yapısal süreçleri ne ölçüde tersine çevirebileceği ya da hafifletebileceği. Avrupalı popülistler en azından kâğıt üzerinde, bilhassa bazı sınai sektörlerde yeniden devletleştirme ve toplumsal refaha odaklanma üzerinden ekonomik küreselleşmenin yıkıcı etkileriyle mücadele etmeye hevesli görünüyorlar. Ancak hükûmetteyken yurttaşların finansallaşmanın etkilerinden korunmasını temin edecek politikaları gerçekten geliştiriyorlar mı?

Genel olarak, finansal konuların (kurumların ve finansal seçkinlerin rolü dâhil) iktidardaki radikal sağ partilerin siyasal gündemlerinde yer aldığı görülüyor, ancak bunlar seçmen desteğini korumak için stratejik olarak, önerilen net ya da orijinal politikalar olmaksızın, daha ziyade muğlak ve esnek bir şekilde kullanılıyor. Başka bir ifadeyle, küresel finansı ve finansal piyasaları tartışmak sadece popülist siyasetin önceki “negatif” kısmında işe yarar durumda – “yerine getirilmeyen vaatler” hakkında propaganda, korku ve hayal kırıklığının stratejik kullanımı ve siyasetin önemsizleştirilmesi ile kimliğin sömürülmesi bölümlerinde.

Yükselişteki bu siyasal güçler için uluslararası finansla başa çıkmak kolay bir iş değil: ulus devletler finansal kuralsızlaştırma ve neoliberal gündemi korumak için güçlü dışsal kısıtlar barındıran bir uluslararası ortama sokuluyorlar. İtalya’nın kredi notunun Moody’s tarafından 2018 yılı Ekim ayında düşürülmesi semptomatiktir. Kuruluş “sarı-yeşil” koalisyonun kemer sıkmayı gevşetmek ve (artan yoksulluk karşısında) yurttaşlık geliri getirmek gibi planlanmış politikalarını değerlendirerek İtalya’nın notunu Baa2’den Baa3’e düşürdü. Bu not indiriminin daha hükûmet ve AB arasındaki bütçe açığı mücadelesi başlamadan önemli siyasal yansımaları oldu.

Toplumsal refahın yansımaları

Radikal sağ popülistlerin ekonomik küreselleşme ve finansallaşmanın zarar verici etkilerine karşı bir denge oluşturma kapasitesi (toplumsal refaha atfettikleri rol) bir anlamda hafife alınıyor. Artan sayıda araştırmacı, son on yılda olduğu üzere derin ekonomik kriz ve toplumsal hayal kırıklığı dönemlerinde bu güçlerin en kırılgan yurttaşlara koruma sağlamaya odaklanmalarını vurguluyor.

Örneğin Sheri Berman’a göre: “Faşizmin kökenleri halkı koruma vaadinde yatar. Geç 19. yüzyıl ve erken 20. yüzyılda küreselleşme telaşı bir göç dalgası yaratırken toplumları, meslekleri, kültürel normları yok etti. Halkı kötücül yabancılar ve piyasaların etkisinden korumayı vaat eden sağcı milliyetçi hareketler ortaya çıktı ve korkmuş, yönünü şaşırmış, yerinden edilmiş insanlar yanıt verdi. Benzer biçimde Mitchell Orenstein, parlak ve tartışmalı bir makalesinde yakın dönemde Polonya gibi Doğu Avrupa ülkelerinde popülizmin başarısını belirleyen önemli bir etkenin popülistlerin “yoksullara bakması ve aileleri desteklemesi” olduğunu ileri sürdü.

Avrupa’da popülist güçlerin karşı karşıya olduğu muamma oldukça karmaşık. Bir taraftan çoğu, uluslararası finans ve finansallaşma ile uğraşacak ve bu nedenle ulusal siyasal iktisadi açıdan gerçek alternatifleri hayata geçirecek araçlardan yoksun görünüyorlar. Ancak, sadece orta sınıfların göçmenler ya da finansal piyasalar gibi dış “tehditler”e karşı rahatsızlığının unsurlarını yönlendirme kapasiteleri nedeniyle değil; ayrıca ana akım partiler kadar AB kurumları da dâhil olmak üzere diğer siyasal öznelerden farklı baktıkları toplumsal refahın kullanımı nedeniyle de destek topluyorlar.

Bu nedenle acil soru şudur: Popülist güçler, kendilerini içinde buldukları günümüz finansal ortamının sistemik dengesizlikleriyle baş etme bakımından yapısal olarak aciz bir konumdayken yükselişlerini sürdürebilmek için toplumsal refah önlemlerini kullanmaya ne kadar daha devam edebilecekler? Etkin bir Milliyetçi Enternasyonal oluşturamamaları, bunlar açısından siyasetin hiçbir zaman “istediğiniz gibi olsun” örneği sunmayacağı anlamına mı geliyor?

Valerie Alfonso Bruno Fribourg Üniversitesi’nde doktora sonrası araştırmacıdır. Araştırması 2008 sonrası teknokratik ve finansal seçkinlere ve Avrupa Birliği’nde popülist harketlerin yükselişiyle olan ilişkilerine odaklanmaktadır. Adriano Cozzolino uluslararası çalışmalar alaından doktora öğrencisidir. Avrupa Birliği’nin politik ekonomisi ve neoliberal dönemde ulus-devletin dönüşümü konusunda araştırmalarını sürdürmektedir.

[Social Europe sitesinden alınarak PolitikYol için Ali Rıza Güngen tarafından çevrilmiştir.]