Jarosław Kaczyński rejimi korumak için ne gerekiyorsa yapacak bir devlet aygıtı oluşturuyor.

Varşova’da Kasım ayı başında gerçekleşen devasa bağımsızlık günü yürüyüşü Polonya’nın sağcı hükümetinin en sert eleştirmenlerinin dahi nutkunun tutulmasına yol açtı. Polonya’nın de facto lideri Jarosław Kaczyński nasıl olup da neo-Nazilik ve nefret dolu milliyetçilikten müteşekkil o “şeytani cinin şişeden çıkışı”na izin vermişti?

İktidardaki Hukuk ve Adalet Partisi’nin (PiS) ileri sürdüğü başka bazı politikalar benzer bir öfke ve şaşkınlık karışımına yol açtı. Kaczyński neden ele geçirdiği yargının bir gün kendi partisi aleyhine kullanılabilecek olmasından kaygılanıyor görünmüyor? Önemli NATO ve AB müttefiki olan Almanya’yla ters düşmenin nihai olarak Rusya Başkanı Vladimir Putin’e yardımcı olmasından çekinmiyor mu? Emeklilik yaşını indirerek ve yeni devasa refah harcamalarını getirerek Polonya’nın ekonomik kırılganlığını artırmakla bir sorunu bulunmuyor mu?

Ne yazık ki Kaczyński’nin saldırgan kısa vadeciliği son derece rasyonel – eğer Polonya’nın demokrasisinden tümüyle kurtulmak niyetindeyse.

PiS’nin yerleştirdiği görevlilerin daha önce bağımsız olan çok sayıda kurum üzerinde güçlerini kullanırken gösterdiği Orwellyen gayret Kaczyński’nin inşa etmekte olduğu devlete ilişkin rahatsız edici bir resim sunuyor. Bu, politik ve ekonomik koşulların kendi lehine dizildiği kısa bir fırsat penceresi diliminden en fazla faydayı sağlamak için hızla hareket eden hevesli bir otokratın resmi.

Kaczyński’nin ilk hedefi olan Anayasa Mahkemesi’ni düşünün. Yakın zamanda iki PiS hakimi [PiS tarafından atanmış olan hakimler, ç.n.] kendi atamalarının yasallığına dair karar verecek olan heyetten çekilmeyi reddettiler. Hatta birisi mahkemenin görüşünü beyan eden kişiydi.

PiS’nin ele geçirdiği kamusal TV’de benzer bir şekilde gazeteciler hükümet dalkavukluğu ve muhalefete sert eleştiride bulunmada hiçbir sınır tanımaz görünüyorlar. Kamusal yayıncının bazı sağcı yorumcuları dahi duraksatan tonu tuhaf bir şekilde komünist propagandayı hatırlatıyor. Polonya’nın BBC’si gibi olması beklenen kuruluş “PiS muhalefetin saldırılarına karşı Polonya’yı savunuyor”, “Muhalefet Polonya’nın düşmanlarını destekliyor”, ya da “Soros ağı AB’yi sarmış durumda” gibi spotlar geçiyor.

Polonya’nın güvenlik güçleri de gevşek davranıyor. Bağımsızlık günü yürüyüşünde polis sadece neo-Nazi pankartlara ve sloganlara, ki bunlar Polonya’da yasak, tepki vermemekle kalmadı; aktif biçimde ultra milliyetçileri korudu ve şiddete başvurmayan anti-faşistleri gözaltına aldı. İki gün öncesinde Doğu Polonya’da koruma altındaki bir ormanda, AB’nin en üst derece mahkemesinin getirdiği yasağa karşın devam eden kesimleri protesto edenler sadece tutuklanmadılar, ayrıca şok edici derecede mütecaviz bir fiziksel aramaya maruz bırakıldılar.

İktidar partisi rejimi korumak için ne gerekiyorsa yapacak bir devlet aygıtı inşa etmekte son derece kararlı görünüyor. Bunu büyük oranda yakın dönemdeki anketlerde yüzde 45’i aşan popülerliği sayesinde gerçekleştirebilir.

Polonyalıların PiS’yi bu kadar güçlü desteklemeye devam etmesine dair birkaç anlayış mevcut. İnsanlar yeni refah programlarına minnettarlar. Irksal önyargılardan faydalanmak etnik olarak homojen bir toplumda kolay. Muhalefet bölünmüş durumda ve liderleri karizmadan yoksun.

Ancak bu hikayenin sadece bir kısmı. Polonya’nın ekonomisi hızla büyüyor – yılda yaklaşık yüzde 4 oranında. İşsizlik son 25 yılın en düşük düzeyinde. Bu, esasen ülkenin önemli Batı piyasalarına yakınlığının fayda sağladığı küresel eğilimlerden kaynaklanıyor. Ancak Polonya’da ortalama ücretler yükselirken, komşu Almanya’da halen ücretler Polonya’dakinin üç katından daha fazla.

Partinin kamuoyu yoklamalarında başarılı görünmesinin bir başka nedeni popülist yaklaşımının – milliyetçilik ve AB karşıtı hissiyattan faydalanmasının – henüz açıktan negatif bir geri tepme ile karşılaşmamış olması.

PiS’nin Anayasa Mahkemesi’ni kaba bir şekilde ele geçirmesinden yaklaşık iki yıl sonra sembolik olsa dahi AB yaptırımlarının gerçekleşme ihtimali oldukça az. Aslında PiS Polonya’nın uluslararası konumunun güçlü olduğunu iddia etmek için iyi nedenlere sahip. 2016’da NATO Varşova’da önemli bir zirve gerçekleştirdi. Bir yıl sonra Donald Trump önemli dış politika konuşması için Polonya’yı tercih etti.

Bu koşullar altında en karizmatik muhalefet lideri dahi PiS’nin ülke için neden kötü bir tercih olduğunu açıklamakta zorluk çekerdi.

Elbette, PiS’nin gücünün bu kaynakları sonunda dağılacak. Küresel ekonomi sonsuza kadar yükseliş eğilimi göstermeyecek. Polonya’nın, 2021-2027 AB bütçesinde Batılı ortaklarından gelen ızdırap verici bir tür intikamın sıkıntısını yaşaması muhtemel. Donald Trump’ı sonunda daha anaakım bir başkan takip edecek.

Ancak hükümet pek kaygılı görünmüyor. PiS’nin ekonomi takımındaki eski bir bankacı olan Mateusz Morawiecki sürdürülebilir, yeniliklerin öncülük ettiği bir ekonomi hakkında çokça konuşuyor. Ancak uygulamada sadece vergi gelirlerini artırmaya odaklandı.

Varşova’nın batısına 8 milyar avroluk mega havaalanı ve Polonya’nın PiS’e en çok destek veren doğu bölgelerinden geçen 7 milyar avroluk bir kuzey-güney otoyolu gibi birilerinin favorisi olan birkaç projenin bilgi ekonomisinin hızlandırıcıları olduğunu iddia etmek pek mümkün değil. Ancak bunlar kısa vadeli ek talep teşvikleri olarak işlev görebilir ve iktidar partisine yakın insanların zenginleşmesi için çok sayıda fırsat sunabilir.

Diğer PiS politikaları açık bir şekilde uzun erimli hedeflerin altını oyuyor. Eylül ayında alelacele başlatılan devasa eğitim reformu OECD ülkeleri arasında üst sıralarda yer alan okul sistemini başaşağı çevirdi. Reform Polonya’nın FeTeMM (Fen Bilimleri, Teknoloji, Matematik, Mühendislik) eğitimindeki başarısına dayanmadı ya da ülkedeki öğrencilerin yaratıcılık ve problem çözme becerilerinin geliştirilmesini hedeflemedi. Bunun yerine milliyetçi tarih eğitimini ve “vatanperver” eğitimi destekledi.

Bugün Venezuela’daki trajik kriz ya da (Kaczyński’nin açık bir şekilde model aldığı devlet olarak gösterdiği) Türkiye’deki geçen yılın ekonomik yavaşlaması, “kazançlı” yıllarda pekişen/güçlenen otoriter rejimin ciddi ekonomik hesaplaşma zamanlarına dayanabilmek için kaba kuvvete başvurabileceğini gösteriyor.

Aslında onyıl içinde Polonya’da böyle bir senaryo gerçekleşirse AB sonunda sabrını kaybedebilir. Ancak o zaman geldiğinde – PiS’nin denetlediği güvenlik güçleri ve yargının insafına bırakılan Polonya vatandaşları, sokakları “zapt eden” aşırı milliyetçiler ve Batı karşıtı propagandayla beyinleri yıkanmış insanlar ile – Kaczyński’nin iktidarını sürdürmek için AB üyeliğine pek ihtiyacı kalmayabilir.

Maciej Kisilowski Budapeşte’de Orta Avrupa Üniversitesi’nde hukuk ve kamu yönetimi alanlarında öğretim üyesidir.

[Politico’daki İngilizce orijinalinden Ali Rıza Güngen tarafından PolitikYol için çevrilmiştir.]