Ortak iyiliğimiz açısından yağma siyaseti tam bir felaket oldu. Ekonomik ve toplumsal ilişkilerde ilerlemek yerine geriye gidiyoruz. Ancak bu pek de şaşırtıcı değil: modelin kendisi yoz siyasetçilerden ve beyaz yakalı suçlulardan oluşan bir azınlığı kayırmak için tasarlanmış durumda. Model halkın ihtiyaçlarını karşılama peşinde değil ya da şiddeti ve çatışmayı önleme amacı taşımıyor; ne açık bir şekilde ne de dürüstçe yönetmeye talip. Bunun bir şekilde refah sağlayacağına yönelik iddialarda bulunarak, bürokratik aygıtı tekelleştirme ve kamusal malları özel ellere peşkeş çekme peşinde.

Sonuç: devasa ekonomik ve toplumsal eşitsizlik. Meksika dünyada zenginlik ve yoksulluk arasında en büyük uçurumun görüldüğü ülkelerden birisi. Harvard mezunu ve Meksika Koleji’nde çalışan Gerardo Esquivel’in 2015 tarihli makalesine göre Meksikalıların yüzde 10’u ulusal gelirin yüzde 64,4’üne sahip ve yüzde biri ülkenin zenginliğinin yüzde 21’ine sahip. Ancak en önemlisi, Meksika’da eşitsizlik tam olarak neoliberal dönemde derinleşti. Özelleştirme eşitsizliğin artmasına olanak sundu.

Şu veriyi de belirtmek önemli: Temmuz 1988’de Carlos Salinas seçim yolsuzluğuyla Meksika halkının Başkanı kılındığında, Forbes’un dünyanın en zenginleri listesinde sadece bir Meksikalı aile yer alıyordu: sahip oldukları iki milyar ABD dolarıyla Garza Sada ailesi. Salinas’ın görevi sona erdiğinde toplamda 44,1 milyar dolara sahip olan 24 Meksikalı listeye eklenmişti. Neredeyse hepsi servetlerini Meksika halkına ait olan şirketler, madenler ve bankalar üzerinden yaptı. 1988’de en fazla milyarderin bulunduğu ülkeler sıralamasında Meksika 26. sıradaydı; 1994’te ise Birleşik Devletler, Japonya ve Almanya’nın ardından 4. sıraya yükselmişti.

Halihazırda görülebileceği üzere bugün ekonomik eşitsizlik 1980’lerde olduğundan daha yoğun ve kesin kayıtların olmaması nedeniyle bu tür kıyaslamalar pek mümkün olmasa da muhtemelen daha önceki dönemlerden de daha yoğun. Esquivel bunu vurgulamasa da eşitsizlik, kamusal malların özel ellere transferinin en yoğun şekilde gerçekleştiği Salinas’ın döneminde çok hızlı arttı. Salinas döneminde zengin ve yoksul arasındaki ayırım daha önce olmadığı kadar derinleşti. Salinas Meksika’daki modern eşitsizliğin atasıdır.

Bu nedenlerle, taraftarlarının inanmamızı istediği üzere özelleştirmenin her derde deva olduğu doğru değil. Öyle olsaydı, faydalı tarafları şimdiye dek görülür olurdu. Bu noktada neoliberalizm destekçilerine sormak yerinde olur: Meksikalılar telekomünikasyon sistemlerinin özelleştirilmesinden nasıl bir fayda sağladılar? Fiyat ve kalite açısından Meksika’daki telefon ve internet hizmetlerinin dünyada, diğer OECD ülkelerinin çok daha altında, 70. sırada olması bir tesadüf müdür?

Muhalif adayları küstahça taraflı bir şekilde göstermesi aracılığıyla yoz rejimi koruma karşılığında muazzam servet biriktiren kendi faydalanıcılarına sundukları dışında medya tekeli topluma ne gibi faydalar sağladı? Yabancı yatırımcılar yirmi yıldan daha uzun bir zaman sonra halen yeni tren hatları inşa etmediyse ve ne ücret isterlerse onu belirleyebiliyorlarsa, Ferrocarriles Nacionales’in (Meksika devlet demiryolu şirketi) 1995’te özelleştirilmesi ile ne kazanmış olduk?

Altın, gümüş ve bakır çıkarılması için 240 milyon akrın (Meksika toplamda 482 milyon akr toprağa sahip olduğundan) yani ülkenin yüzde 40’ının kiralanmasından nasıl bir fayda sağladık? Meksikalı madenciler ortalamada Birleşik Devletler ve Kanada’dakilerin onaltıda birini kazanıyorlar. Bu alanda faaliyet gösteren şirketler İspanyol İmparatorluğunun üç yüzyılda çıkardığı kadar gümüş ve altını beş yıl gibi kısa bir zamanda çıkardılar. En acımasızıysa şimdiye kadar bu madenleri vergilendirilmeden çıkartmalarıydı. Kısacası Meksika’nın tarihinde doğal kaynakların en fazla yağmalandığı dönemin içinden geçiyoruz.

Bu yıkıcı politikanın ülkeye hiçbir hayrı dokunmadı. İstatistikler geçmiş otuz yılda ilerleme kaydetmediğimizi gösteriyor. Tersine ekonomik büyüme açısından Haiti gibi yoksullaşmış bir ülkenin dahi gerisine düştük. Değişmeyen şey, milyonlarca Meksikalıyı göç etmeye ya da eğer suç işlemeye değilse enformel ekonomi aracılığıyla yaşamaya iten ekonomik durgunluk oldu. Nüfusun yarısı hiçbir dayanağa sahip olmadan güvencesiz bir şekilde istihdam ediliyor.

Tarımdan yaygın bir şekilde kopuş, gençlerimiz için iş ya da eğitim olanaklarının yokluğu ve sürekli artan işsizlik, milyonlarca kişinin hayatlarını onlardan alan güvensizlik ve şiddete neden oldu. Mundo Ejecutivo dergisinde Alejandro Desfassiaux “Ulusal İstatistik ve Coğrafya Enstitüsü (INEGI) ve Kaybedilenler ve Kayıpların Ulusal Veri Tabanının 2006-15 yılları arasında 175 bin cinayet ve 26798 kayıp vakasının kaydedildiğini bildirdiğini” yazdı. Desfassiaux’nun belirttiği üzere “bu şiddet aile mensupları da dikkate alındığında çok daha fazla sayıda insanı etkiledi.”

Bu nedenlerle, başarısız olduğu bu kadar aşikar olan aynı neoliberal siyasal ve ekonomik yaklaşımla yolsuzluğu sonlandırabileceğimizi düşünmek mantığa aykırı. Tersine derin ve süreğen bir değişim olmadığı müddetçe Meksika gerilemeye devem edecek. Mevcut yolumuz sürdürülebilir değil ve bütünüyle çöküş noktasına doğru yaklaşıyoruz.

Bugünkü siyasal iktisadımız ondokuzuncu yüzyıl sonunda, bir azınlığın refahının çoğunluğun ihtiyaçlarının üstünde tutulduğu Porfiriato döneminin başarısızlıklarını hatırlatıyor. Bu başarısız deney silahlı bir devrimle sonuçlandı. PRIAN oligarşisini ve benzerlerini devirme ihtiyacı, aynen  Porfirio Díaz’ın devrilmesinde görüldüğü üzere hiç bu kadar yoğun olmamıştı. Ancak bu sefer, bir uyanış ve halkın Meksika’yı tüketen yolsuzluktan kurtulması için örgütlenmesi sayesinde bir vicdan devrimi ile hareket edecek, şiddete başvurmayacağız.

Kısaca: bir azınlığın zenginleşmesinden ibaret neoliberal gündem yerine bir zamanlar Meksika’nın olan büyük maddi, toplumsal ve ahlaki zenginliği yeniden elde eden; yaşama ve yönetme için dürüstlüğe öncelik veren yeni bir uzlaşı yaratmalıyız. José María Morelos’un iki yüz yıl önceki sözlerini asla unutmamalıyız: “hem sefaleti hem de savurganlığı ortadan kaldırın”.

Eşit davranmanın eşit olanaklar olmadan gerçekleşemeyeceği ve adaletin daha aza sahip olan her kimse ona daha fazla vermekten ibaret olduğuna dayanarak demokratik devletin, yasal araçlar aracılığıyla Meksika’nın refahını hakkaniyetli bir şekilde dağıtmasını sağlamak zorundayız.

Andrés Manuel López Obrador 1 Temmuz 2018’de Meksika Başkanı seçildi. 1 Aralık 2018’de yemin ederek görevine başladı.

Natascha Uhlmann tarafından çevrilen ve Pluto Press’in yayımladığı Meksika için Yeni Bir Umut (A New Hope for Mexico, 2018) kitabından alınmıştır.

[Jacobin’deki versiyonundan Ali Rıza Güngen tarafından PolitikYol için çevrilmiştir.]