NDA-UDİ (çn: National Democratic Alliance- Ulusal Demokratik İttifak) hükümetinin kendi görev süresi boyunca Hindistan ekonomisinin hızlı bir büyüme gerçekleştirdiği iddiası, beş yıllık dönemin sonuna gelindiğinde, sığ görünüyor. Birçok gözlemci GSYH verilerinin yanlış olduğunu ve muhtemelen üretildiğini öne sürüyor. 2011-12’den beri yeni veri kaynaklarıyla ve değişmiş bir metodoloji ile hesaplanan GSYH verileri, 2004-05 [yılının] temel alındığı seriler ile karşılaştırıldığında ekonomiyi çok daha ışıltılı gösteriyor. Ancak değişim o kadar köklüydü ki, resmi istatistik kurumu zaman içinde performans karşılaştırmasını sağlayacak “eski seri”yi uzun zaman boyunca yayınlayamadı. Sanayi ve tarımsal üretim endekslerinden yatırım ve sermaye oluşumu ile Hindistan’ın ihracat ve ithalatına ilişkin verilere kadar, neredeyse tüm diğer iktisadi performans göstergeleri ile uyum eksikliği, NDA-UDİ dönemi ile ilgili GSYH rakamları hakkındaki şüpheciliğe zemin hazırlamıştır.

Hükümetin puan kazanmak için rakamlarla oynamak istediği ortaya çıkınca bu şüphecilik inançsızlığa dönüştü. Hükümetin atadığı Ulusal İstatistik Komisyonu tarafından tarafından kurulan bir komite geriye dönük serileri tahmin ettiğinde ve açıkladığında, UPA-Bİİ (çn: United Progressive Alliance- Birleşik İlerici İttifak) iktidarında büyümenin NDA iktidarında olduğundan daha yüksek olduğu ortaya çıktı. Kısa süre sonra bu verilerin “gayriresmi” ve hatalı olduğu ilan edildi ve genelde hükümetin propaganda kolu olarak iş gören Niti Ayog vasıtasıyla tamamen zıt yönlü bir trend gösteren yeni bir seri yayınlandı. GSYH rakamları revizyonu, dolaşımdaki paranın tedavülden kaldırılması deneyinin zayıflamasından sonraki yılda büyümenin yüzde 8’den yüksek olacağını iddia etmesiyle yaratılan şüpheler sonunda güvenin tamamen kaybolmasına yol açtı.

Büyüme rakamları şüpheli olsa da, bu beş yıllık kısa dönemde gelir ve servet eşitsizliğinin artığını öne süren çok sayıda veri seti bulunuyor. Bir grup iktisatçı ve sosyal bilimcinin hazırladığı “Yanlış Doğrultuda Büyük bir Gelişme mi?” başlıklı, Modi hükümetinin sicilini değerlendiren kitap çarpıcı iki veri seti sunuyor. Birincisi, Modi yılları boyunca, kişi başına GSYH yüzde 6,1 artarken tarımda istihdam edilenlerin yarısına yakınını oluşturan tarım işçileri kendi ücretlerinin yüzde 3,8 arttığını görüyor. Bu çalışanlar belli ki [işlerini] geri kalanlar kadar iyi yapmadılar. Diğer taraftan UPA-Bİİ II iktidarında tarımsal ücretler, kişi başına GSYH’nin yüzde 6 artmasına kıyasla, daha hızlı, yüzde 7,7 artmıştı.

İkincisi, gelir vergisi ödeyenlerin en zengin yüzde 10’u toplam vergilendirilebilir gelir içindeki paylarının 2014-15’te yüzde 56,2’den 2017-18’de yüzde 57,9’a yükselirken en alt yüzde 50’lik [kesimde] bulunanların payının yüzde 17,6’dan yüzde 16’ya düşmesidir. Bu trendlere eşlik eden servet eşitsizliğindeki artıştır. Credit Suisse raporuna göre yüzde sıfır değerini aldığında tam eşitliği, yüzde 100 değerini aldığında ise maksimum eşitsizliği gösteren Gini katsayısı kullanarak ölçülen servet eşitsizliği 2013 yılında yüzde 81,3’ten 2018 yılında yüzde 85,4’e yükseldi. Gerçekleşen herhangi bir büyüme en zenginlere, diğerlerinden, özellikle de çok yoksullardan daha fazla fayda sağladı.

Bu trendleri eşit olmayan bir biçimde işletmek, büyük şirketleri kayıran ve çoğunluğa karşı ayrımcılık uygulayan bir siyasal rejimdir. Modi yıllarını farklı kılan bir özellik, Vodafone ve Airtel’in zararına karşılık Reliance’ı kayıran telekom fiyatlaması ile ilgili, ya da sözleşmeleri kazanmak için düşük maliyetle ithal edilen kömüre ulaşma bahsi oynayarak teklif ettikleri aşırı derecede düşük fiyatlardan dolayı kayıplardan zarar gören Adani, Essar ve Tata gruplarını enerji satın alma anlaşma revizyonlarında kayırma ile ilgili, ya da alanda hiçbir tecrübesi olmayan Adani grubuna havalimanı yapımı ve işletimi için çoklu sözleşme ödülleri ile ilgili bu gibi göstergelerle yansıyan, seçilen büyük sermaye çevreleri ve devlet arasında görünen bir işbirliği idi. Büyük sermaye çevreleri ve devlet arasındaki bu bağ, hükümetin kurumsallaşmış bir medya tarafından desteklenmesine ve savunulmasına ve seçim bonoları aracılığıyla BJP (Bharatiya Janata Partisi)’ye yapılan (şirketler dahil) özel bağışların büyük bir çoğunluğunu (yüzde 94,5) oluşturmasına da yansıdı. Bu bağlantıdan kaynaklanan, gelirin seçkinler lehine yeniden dağıtımının tasarlanması, kazancın seçilmiş fayda sağlayıcılara aktarımında çoğunlukla prosedür ihlalini veya gereken titizliğin yokluğunu içeren, hedeflenen yararlar kadar politika “reformu”na da dayanmaktaydı.
Büyük iş çevreleri ve Modi hükümetinin bu partizan ve şüpheli birliği iki şekilde gizlenmeye çalışıldı. [Bunlardan] birincisi, Başbakanın sayısız yurtdışı gezilerinde desteğini kazanmaya çalıştığı yabancı sermaye de dahil olmak üzere büyük sermayeyi destekleyen politikaları izlemenin bahanesi olarak “reformu” kullanarak, hükümeti kendinden öncekilerden daha neoliberal olarak takdim etmekti. Yabancı sermayeye imtiyazlar çoğu zaman Modi’nin insan hakları sicilini eleştiren hükümetlerden –ki ABD de 2005’ten 2014 yılına kadar Modi’nin vize almasına izin vermedi- meşruiyet kazanmak için verildi. İktisat politikasını oluşturmada bir ideoloji olarak neoliberalizmin hakimiyeti veri iken, bu, iş çevrelerine ve BJP’ye karşılıklı yarar sağlayacak önlemlerin alınabileceği elverişli bir kılıf sağladı.

Modi hükümeti, Sangh Parivar (Hint milliyetçisi örgütlerin oluşturduğu topluluk, çn) gruplarının milliyetçi ve yabancı düşmanı söylemlerinin desteklemediği “Modern” ve reform yanlısı bir hükümet olma imajını desteklemek için, birçok manevra yapmıştır. Bunlardan biri kurumlar vergisi oranını yüzde 25’e düşürme vaadini tam olarak yerine getirememiş olmasına rağmen ılımlı bir doğrudan vergi rejiminde karar kılmasıydı. Bir diğeri harcamaları durdurarak, yatırımların azaltılması ve stratejik satışlar vasıtasıyla kamu varlıklarının satışından gelen gelirleri arttırarak mali muhafazakarlığa olan bağlılığını ilan etmek ve göstermek ve bütçe rakamlarını makyajlamaktı. Bütçe açığının GSYH’ye oranının yüzde 3’e yaklaşması bir öncelik haline getirildi. Üçüncüsü, kanuni dayanağı olmayan, sorunlu ve kötü şekilde tasarlanmış Mal ve Hizmetler Vergisini yürürlüğe koymaktı ki bu vergi, “oyunun kurallarını değiştiren” bir reform olarak takdim edilirken, maliyetli ve zararlı raporlama zorunluluklarını küçük ve orta ölçekli işletmelere yükledi, hedeflere kıyasla gelirlerde önemli bir düşüşle sonuçlandı ve eyaletlerin mali durumlarını olumsuz yönde etkiledi.
Modi hükümetinin politikalarının devlet hazinesinde yol açtığı zararın yükü, tarımsal ve kırsal sektörlere ve temel toplumsal hizmetlerin ve biraz da sosyal koruma sağlanmasına ayrılan ödenekleri orantısız şekilde düşürdü. İstihdam planları, entegre çocuk gelişimi hizmetleri, gıda güvenliği önlemleri, eğitim ve sağlık olmak üzere bunların tamamı, büyük ölçekli özelleştirme ve yatırımların azaltılmasına başvurulmasına rağmen vaat edilen ödeneklerden çok daha az alarak kötü etkilendi. Bu, sermaye yanlısı politikalardan ve eşitsiz bir büyüme rotasından kaynaklanan zorluk ve yoksunlukları yalnızca daha fazla kötüleştirdi.

En kötü etkilenen sektör tarım oldu. Bunun nedeni, düşük hasıla düzeyleri değil, kısıtlı talep, kar ettirmeyen taban fiyat destekleri (TFD) ve ilan edilen TFD’ler düzeyinde bile yetersiz alımların yol açtığı düşük fiyatlardır. Yükselen kullanıcı ücretleri ve çeşitli girdilerde reformun parçası olarak benimsenen azaltılmış sübvansiyonlar nedeniyle artan maliyetler ile birlikte sektör çiftçi intiharlarının artmasına ve yaygın çiftçi protestolarına yol açarak ayakta kalamaz hale geldi.

Modi hükümeti, sahadaki düşük performansı nedeniyle ortaya çıkan meşruiyetine yönelik tehdidi telafi etmek amacıyla halkın algılarını yönlendirmek ve/veya dikkatleri başka yöne çevirmek için [alınacak] önlemler bütününe odaklandı. Modi yıllarının değişmeyen bir özelliği eski planların birleştirilip yeniden paketlenerek, bununla uyumlu hiçbir bütçe tahsisatı olmamasına rağmen, Başbakan’ın kendi girişimleri olarak takdim edildiği devasa bir propaganda patlaması oldu. Startup Hindistan, Standup Hindistan, Make in Hindistan ve Büyüme için MUDRA’dan evler ve yollar için Awas ve Sadak Yojana’s a ve emeklilik ve sağlık konusunda Shram-Yogi Maandhanand ve Ayushman Bharat’a kadar çok sayıda çeşitli yeni isimler ve kısaltmalar bulunuyor. Buradaki amaç, büyüme ve refah ile ilgili temel ve çoklu politika atılımları izlenimi yaratarak algıları biçimlendirmekti.

Bu dikkati başka yöne çevirme çabalarıyla birleşti ki bunların en ısrarcı ve çoğunlukla saldırgan biçimde izleneni, inek kıyımına, sadece et yemeye, din değiştirmeye, cihad seviciliğe, ya da bir şekilde Hinduların dinsel hassasiyetlerini yaralamalara karşı cevap olarak şiddet ve linç ile desteklenen, diğer anti-Hindu tehditlerin tespit edilmesi için yapılan girişimlerle kombine edilmiş bir Ram tapınağı vaadinin Hindutva (Hint milliyetçiliğini destekleyen bir siyasal hareket, çn) gündemi içine yerleştirilmiş olanıydı. Buna paralel olan, ister yanlış veya hatta tehlikeli olsun, özünün hükümetin herhangi bir eyleminin her hangi bir şekilde sorgulanmasının tahrikçi, gayri milli ve vatan haini olmakla eş anlama geldiği yeni bir milliyetçiliğin üretilmesiydi.

Bazı durumlarda, hayali veya kolayca çözülemeyen sorunlara işaret ederek dikkatleri dışlayıcı ve yıkıcı bir stratejiden çekme çabası tedavülden kaldırma durumunda olduğu gibi garip bir hal aldı. Başbakan Modi, görünüşte ülkeyi kara paradan, yolsuzluktan, sahtekârlıktan ve terörizmden kurtarmak için tedavüldeki paranın yüzde 85’ini dolaşımdan kaldırarak ulusu şok etti. Söylemeye gerek yok, bu politika tarımdaki ve kayıtdışı ekonomideki yoksulların yaşamına büyük ölçüde zararlı olduğunu kanıtladı. Ve ele alması beklenen problemleri çözme yönünde sistemi bir adım bile ileri götürmedi. Amaç, ulusal gündemde kalkınma dışındaki sorunları öncelikli olarak tanımlayarak ve şok önlemini hükümetin o sorunları ele almaya karar verdiğinin bir kanıtı olarak benimseyerek dikkatleri dağıtmaktı. Bunu yaparak hükümet, kendi politik tutumunun zarar verdiği iktisadi durumu yalnızca daha fazla kötüleştirdi.

Böylesi zarar verici, dikkati başka yöne çeken taktikler yeterli değilmiş gibi, hükümet, kendi propagandist iddialarını sorgulayan resmi istatistikler dahil bilgi saklamaya tevessül de etti. Daha önce belirtilen GSYH istatistiklerinin manipülasyonunun yanı sıra, hükümet ülkedeki istihdam durumu ile ilgili bir dizi araştırmayı da gizledi. Bunlardan biri ilgili resmi kurum tarafından incelenmiş ve yayımlamak için açık hale getirilmişti. Hükümet bu rakamları açıklamamayı tercih ettiğinde Ulusal İstatistik Kurumu’nda hala görev yapmakta olan iki üye istifa etmeyi tercih etti. Daha sonra, medyanın bir bölümüne sızdırılan raporun 2017-18’de işsizlik oranının son kırk yılın en yükseği olduğunu tahmin ettiği ortaya çıktı. Hükümetin raporu, hatalı metodoloji gerekçesiyle gizlemek ve hatta hasıraltı etme isteği böylece açıklandı.

Özetle, yalnızca Modi rejiminin beş yılı boyunca resmi yüksek büyüme iddiaları şüpheli olmakla kalmadı, aynı zamanda gelirin azınlık lehine yeniden dağıtımının tasarlandığı ve istihdam, refah ve yoksunlukların azaltılması ile ilgili performansın daha da kötüleştiği bir dönem oldu. Zarar verici bir politika ve kamu kaynakları ve büyük şirketlerin parası ile finanse edilen pahalı bir propaganda saldırısı ile [gerçekleşen] algı manipülasyonuna yönelik devasa çabanın bir fark yaratıp yaratmayacağını yaklaşmakta olan seçimler gösterecektir.

[Bu metin networkideas.org’taki orijinalinden Türkçe’ye Ekin Değirmenci tarafından PolitikYol için çevrilmiştir.]