Brexit sadece, parçalanmış bir devletin, politikalarının amaca hizmet etmediğinin farkına vardığı araçtır.

En azından the Sun kaos ortamında parlıyor. Britanya’nın Avrupa Birliği’nden çekilmesi anlaşmasının parlamentoda vahşice hırpalanması, Rupert Murdoch’ın hizmetindeki tabloidin Çarşamba günü şen şakrak bir kötülük dolu ilk sayfa ile çıkmasına olanak tanıdı. Brextinct başlığı [Brexit’in tükenişi anlamında iki kelimenin birleşimi, ç.n.], bir dodo kuşunun vücuduna yerleştirilmiş Theresa May’in kafasından müteşekkil ürkütücü bir yaratığı gözler önüne getirdi. Ancak bu tarz gerçeküstü resimlerin önemi, bunların yorumlanmasını kontrol etmenin kolay olmamasından geliyor. Dışarıdan bakıldığında, söz konusu resim, doğrudan niyet edilen, hem May’in hem de anlaşmasının artık hayatta olmadığı yönlü mesajın çok daha fazlasını sunuyor gibi duruyor. Resmi göreni, Brexit’in tükenişi (Brextinction) ne zaman gerçekleşti, sormaya itiyor. Bu garip yaratık hiç yaşamış mıydı ya da her daim, grotesk biçimde fotoşoplanmış başka bir şeyin görüntüsü, kendisini yanlış bir bünyeye eklemlemiş olanın aidiyet krizinin görüntüsünü sunmuyor muydu? Bu haftanın olayları, bize AB’yi değil de kökten dağılmış bir krallığın ıstıraplarını işaret etmiyor mu?

Nihayetinde dodo kuşu gerçek anlamda nesli tükenmiş bir canlı olabilir ancak İngiliz bilinçaltının o büyük ağı olan Lewis Carroll’ın Alice Harikalar Diyarında kitabında parlak denilebilecek bir ölümden sonraki yaşama sahiptir. Farklı karakterler gözyaşı havuzuna düştüklerinde kendilerini nasıl kurutabileceklerini söyleyen Dodo’dur: Caucus yarışı [aynı zamanda parti toplantısı anlamı taşır, ç.n.]. “‘Bir, iki, üç, koş!’ buyruğu da yoktu, istedikleri zaman koşmaya başlıyorlar, istedikleri zaman bırakıyorlardı; bu yüzde koşunun ne zaman bittiğini anlamak kolay değildi. Yine de, yarım saat kadar koşunca hepsi kurudular. Dodo ansızın bağırdı: ‘Yarış bitti!’ Hepsi onun çevresinde toplandılar, soluk soluğa ‘E, peki kim kazandı yarışı?’ diye soruyorlardı.”

Yukarıdaki kısım, bu hafta her zamankinden daha fazla, Britanya siyasetinin geldiği noktanın mükemmel bir tasviri: Nesli tükenmiş bir yaratığın, Brextinct Dodosunun gözetiminde hummalı anarşik bir koşu. Peki, kim kazandı? Carroll’ın Dodosu elbette “herkes kazandı, herkes ödülünü almalı” der. Alice’in ceplerini kendilerine ödül vermesi için boşalttıklarında, Dodo ciddiyetle Alice’e kalan tek şeyi takdim eder: “Bu güzel yüksüğü kabul etmenizi rica ediyoruz.”

Brexit oyununun, sonunda takdim edilecek bir yüksük değerinde olmadığı açık. Yine de Theresa May’in Salı günkü aşağılanmasında, neredeyse herkes için bir ödül vardı: kabinedeki rakipleri açısından bir fırsatın göz kırpması; fanatikler açısından kendi sado-mazoşist anlaşmasız ayrılık fantezilerinin canlanması, kalma taraftarları açısından ikinci bir referandum umudu, milliyetçiler açısından Westminster düzeninin neredeyse çöküşü, Jeremy Corbyn açısından genel seçim umudu. Aslında kimse hiçbir şey kazanmadı, bu herkesin kaybettiği bir oyun.

Çünkü bütün bunlar ölülerin sonraki yaşamından kısımlara denk düşüyor. Bu yaşamı sürenlerden biri de Brexit’in kendisi. Brextinction ne zaman görüldü. 24 Haziran 2016’da. Projenin kendisi AB’nin tiranlığına dair on yıllarca biriktirilen martavallarla yürüyordu ve ulusal kurtuluş fantezisi olarak referandumda pazarlandı. Gerçeklikle temas ettiğinde ise hayatta kalması mümkün değildi. Gerçek hale dönüştüğü anda öldü. Kendinizi muhayyel bir baskıdan kurtaramazsınız. May, siyasi bir dahi olsaydı da ki olmadığını belirtelim, Brexit her durumda iki kötü seçenek arasında bir tercihe dönüşecekti: felaketle sonuçlanacak biçimde ancak kahramanca dışarı çıkmak ya da birinci sınıf AB üyeliğini ikinci sınıf üyelikle değiştirmenin getireceği daha az hasar verici başarısızlık. Geçkin bir hayalin gerçekte sonraki yaşamları bundan ibarettir.

Kendini ayağından vurmakla başından vurmak arasında bir tercih Britanya’nın uzun erimli sorunlarına yanıt olsaydı, kesinlikle yanlış soru soruluyor olurdu. Brexit’in görünürdeki meseleyle, Britanya’nın AB’yle ilişkisiyle bir ilgisinin olmadığı daha da açık hale geliyor. Brexit kelimesinin kendisi, tam olarak konuşulmayan bir hakikati barındırıyor. Kelime Avrupa’ya dair değil, ya da onu barındırmıyor. Anlamı Britanya’nın çıkması, nereden çıkması değil. “Ayrılmak, Ayrılmak Demektir” şeklindeki totolojik slogan (niyet öyle olmasa da) benzer biçimde açık: anlamı ayrılma kelimesinde, geride bırakılanın ne olduğu ya da nasıl geride bırakıldığında değil.

Paradoksal biçimde bu ayrılık draması gerçekte bir aidiyet krizini yerinden etmeye hizmet etti. Brexit Onlar ve Biz arasında bir çatışmayı sahneliyor, ancak bu geçtiğimiz hafta sonrasında meselenin kıtadaki Onlar ile ilgisinin olmadığı daha aşikâr. Sorun Britanyalı Bizlerde, muhayyel bir cemaatin çözülmesinde. Westminster siyasasının görünen çöküşü Brexit’in bir sonucu olabilir, ancak Brexit’in kendisi son on yıllarda siyasal düzenin görünmez batışının sonucu.

Bu yavaş çöküşü, çoğu unsuru açık olduğu için, görünmez olarak adlandırmak garip durabilir: 1998’de Hayırlı Cuma anlaşması sonrasında Birliğe ilişkin derin belirsizlikler ve ertesi yıl İskoç Parlamentosunun kuruluşu; bunu takip eden İngiliz milliyetçiliğinin yükselişi; İngiltere’nin kendi içinde köklü bölgesel eşitsizlikler; değerler ve özlemlerin kuşaklar arasında farklılaşması; refah devletinin ve vaat ettiği ortak yurttaşlığın altının oyulması; kemer sıkma aracılığıyla yoksulların ve zayıf konumdakilerin küçümsenmesi, çarpıcı biçimde kendine düşkün ve soytarı bir yönetici sınıfın yükselişi. Ancak birbirlerine bağlı bu gelişmelerin toplu etkisi, David Cameron kazaen referandum çağrısıyla kapağı kaldırıp halktan statükoya ortak olmalarını isteyene kadar siyasal ana akım içinde pek görünür değildi.

Kapağın açılması ve sonunda fanteziler sisinin etrafı kaplamasıyla gördüğümüz şey Brexit’in Britanya’nın AB’yle ilişkisinden ziyade kendisiyle olan ilişkisine dair bir şey olduğu. İçerideki bir alt üst oluşun dışarıya yansıtılması olduğu. Arkaik bir siyasal sistem, kolektif bir aidiyet duygusunda yer alan temelleri sallanırken dahi varlığını sürdürdü. Brexit, sadece bir noktada gerçek bir fayda sağladı: eski sistemi, ölüm sancılarını kamuya açık bir şekilde sergilemeye itti. Gösteri çirkin, ancak bu bölünerek üreyen dört adet ulus devletin köklü bir toplumsal değişim ve anayasa değişikliği olmadan yönetilemeyeceğini gösteriyor.

Avrupalı liderler sürekli olarak Britanyalıların Avrupalılarla değil de kendi aralarında müzakere etmesine dair kızgınlıklarını dillendirdiler. Ancak belki de burada faydalı bir hakikat olduğunu fark etme zamanı gelmiştir. Brexit aslında sadece, gergin bir devleti, yerleşik ve işleyen bir demokrasi gibi davranamayacağı noktaya getiren araç. Brexit’in işi bitti – Britanya demokrasisinin sorununun AB olduğu zannından sıyrılma ve sorunun Britanya demokrasisinin kendisiyle ilgili olduğunu teslim etme zamanı. Brextinction sonrasında tamamen yeni bir politik ekosistem ortaya çıkmalı. Ölü dodo kuşunu bırakın, anlamsız bir ödül için çılgınca koşmaya son verin ve ne olmak istediğiniz hakkında konuşmaya başlayın.

Fintan O’toole, Irish Times’da köşe yazarı ve  Kahramanca Başarısızlık: Brexit ve Istırabın Siyaseti (Heroic Failure: Brexit and the Politics of Pain) kitabının yazarıdır.

[The Guardian’dan, PolitikYol için Ali Rıza Güngen tarafından çevrilmiştir.]