Leo Panitch’in geçtiğimiz haftasonu zamansız ölümü uluslararası sol için trajik bir kayıptır. Kuzey Amerika, Birleşik Krallık ve Yunanistan gibi çok çeşitli yerlerdeki işçi sınıfı hareketlerini yeniden inşa etmeye yönelik entelektüel ve siyasal katkıları daima açık, isabetli ve etkiliydi, yani vazgeçilmezdi. Özellikle de Sovyet blokunun çöküşünden sonra sermayenin gezegen üzerinde her tarafa nüfuz eden gücünü her zaman önemseyerek, demokratik sosyalizm için stratejik bir bakış açısından somut mücadelelere enternasyonalist bir bağlılığı yansıtıyordu.

Başkaları Leo’nun, -yalnızca Colin Leys ile yazılan son kitabı Searching for Socialism’de değil- hem aktif bir katılımcı olarak hem de Bennist solun akademik bir izleyicisi olarak BK İşçi Partisi ile yaşamı boyunca süren ilişkisi üzerine yazacaktır. Bu değerlendirmeler Ralph Miliband ve Nicos Poulantzas’ın sınıf iktidarı ve kapitalist devlet teorileri tarafından şekillendirilmiştir, ancak 1990’lardan itibaren Leo bu kavramları küresel kapitalizmin incelenmesine uygularken bunları yeniden formüle etti ve geliştirdi. Leo, yıllık [yayımlanan] Socialist Register’ın düzenlenmesindeki ortak çalışmaya dayalı çalışması ve Amerikan İmparatorluğu’nun ekonomi politiği üzerine ödül kazanan (Sam Gindin ile birlikte yazılan) kitabı ile doruğa ulaşmasıyla günümüzün uluslararası sisteminin dinamiklerine paha biçilmez kavrayışlar sağladı.

Bunların başında küreselleşmenin devletler tarafından yazıldığındaki ısrarıydı. Karl Polanyi’nin on dokuzuncu yüzyılın serbest ticaretçi Pax Britannicası’nda “laissez-faire planlanan birşeydi” diyen mantığa aykırı görünen hükmünün bir varyasyonunda Panitch ve Gindin, neoliberal küreselleşmenin devletin teşvik ettiği, özelleştirmeler, emek reformları, sendikaları ortadan kaldıran düzenlemeler, mali disiplin, ticaretin serbestleşmesi ve finansal serbestleşme vb aracılığyla dünyanın her tarafında piyasaların kapitalist sınıf lehine yeniden düzenlenmesinin ürünü olduğunu gösterdi.

Kapitalist Devletlerin Rolü

1968’den itibaren radikalleşen anadili İngilizce olan diğer Marksistler –David Harvey, Peter Gowan ve farklı bir açıdan Paul Hirst- gibi Panitch kapitalist devletlerin küresel burjuvazinin ortak çıkarlarını yönetmedeki rolünün küçümsenmesine karşı uyarıda bulundu. Panitch (uluslararası ilişkilerde neredeyse her zaman Gindin ile birlikte yazarak), zamanın moda olan sihirli post-milliyetçi, merkezsizleşmiş, kökleri derinlerde olan İmparatorluk söylemlerine karşı merkez bankaları, bakanlıklar veya ticaret ve finans departmanları gibi ulusal kuruluşların ve onlara eşlik eden düzenleyici kurumların küresel kapitalizmin doğru anlaşılması için ktirik olduğunu hatırlatmayı sürdürdü. Ayrıca, bazı devletlerin -esas olarak ABD- diğerlerinden çok daha güçlü olduğunu kayıt altına almak da bir zorunluluktu.

Onların uyarıları şöyle özetlenebilir: “Notu takip edin”. Küresel kapitalizmin Marksist eleştirisi lider devletin en üst düzey görevlilerin arasındaki değişimleri ve sürekliliklerin izini sürmeli ve lider devletin –aslında çok taraflı olan görevlilerinin- zaman zaman çatışan politika konumlarını ciddiye almalıdır. Görünüşte tartışmasız olan bu öneri, devlet iktidarının daha “yapısalcı” görüşlerine aykırıdır, özellikle de, politika yapıcıların sınırlı özerkliğe sahip olduğu ve dış ilişkilerin sürekli ve tutarlı bir şekilde Washington’un açık emperyal kaderi tarafından yönlendirildiği Amerikan dış politikasına ilişkin olanlara.

Kapitalist devletler kesinlikle karlı piyasaların mümkün olan en sorunsuz şekilde ulusötesi [düzeyde] yeniden üretimini kolaylaştırmaya koşulludur, ancak bu, iç ve dış kısıtlara ve olasılıklara bağlı olarak çok farklı biçimler alabilir. Ondokuzuncu yüzyılın sonunda Amerika, Japonya ve Almanya gibi yeni sanayileşen ülkeler, Birinci Dünya Savaşı’na yol açan emperyalistler arası rekabeti meydana getirirken, Soğuk Savaş sonrasındaki ‘tek kutuplu güç’ neoliberal küreselleşmenin konsolidasyonu için benzersiz fırsatlar sundu.

Panitch ve Gindin’e göre, savaş sonrası yeniden inşa deneyleri küresel kapitalizmin başarılı şekilde yeniden üretimine  bağlı planlama ve koordinasyon çabalarının güçlü örnekleri oldu. Panitch ve Gindin, Michael Hogan gibi Marshall Planı tarihçilerinden yararlanarak ve Antonio Gramsci’nin ileri görüşlü “Amerikanizm and Fordizm” makalesinden esinlenerek sermayenin herşeyden önce hem toplumsal hem de –özellikle dışardan dayatıldığında- üretken bir güç olduğunun altını çizdi.

Yeni ortaya çıkan bir Amerikan güvenlik devletinin, Washington liderliğindeki savaş sonrası uluslararası düzen için 1940’larda yaptığı savaş dönemi planlaması, Avrupa’yı Kurtarma Programı’nın kalbinde yer alıyordu. Ancak vaatte bulunduğu büyüme, üretkenlik ve yeniden dağıtım istikrarının “Yeni Anlaşma sentezi” aynı zamanda Sovyet komünizminin Avrupa işçi sınıfının nitelikli unsurlarını “Amerikan yaşam tarzına” itmesi korkusuna da dayalıydı.

Amerikan devletinin kapitalist egemen sınıflar arasında ekonomik bütünleşmeyi oluşturmadaki –ve aslında alt sınıfları batı ittifakına dahil etmedeki- koordine edici rolü sadece tüketime dayalı üretimi değil, ona eşlik eden kültürel biçimleri de körükleyen Fordist bir rejimin toplumsal gücü ile birleşti. Miles Davis, ister Dagenham isterse Yokohama’da olsun, Ford Escort (veya Mazda) gibi Amerikan hegemonyasının bir parçasıydı.

Soğuk Savaş Sonrası Kapitalizm

Soğuk Savaş sonrası günümüz döneminden çıkarılacak bütün dersler üç bölümden oluşuyor. Birincisi, küresel Amerikan hegemonyasının ölümünü ilan eden raporlar abartıldı ve abartılmaya da devam ediyor. Küresel kapitalist bir sistemden beklenebileceği gibi, ABD yarışan ekonomilere ve Çin Halk Cumhuriyeti ile Rusya’da olduğu gibi bölgesel olarak rekabet eden eyaletlere sahiptir, ancak bu ne on dokuzuncu yüzyıldaki emperyalistler arası bir rekabet ile ne de yeni bir küresel Soğuk Savaş ile aynıdır. Çin, bölgesel bir güç olarak, diğer büyük kapitalist devletler gibi uluslararası  etki ve ekonomik kazanç peşindedir. Artık sermayeyi ihraç etmek ve Avrasya ve ötesinde iletişim ve ticaret ortaklarının güvenliğini sağlayacağı gibi, Tayvan ve Hong Kong üzerinden savaşa girecek ve iç pazarını daha fazla bütünleştirmek için Kuşak ve Yol İnisiyatifi’ni kullanacaktır.

Bunların hiçbiri, ABD dolarının dünyanın rezerv parası olmasını değiştirmeye bile yaklaşmıyor; dünyanın bütün kıtalarında yüzlerce tesis ve okyanuslarda devriye gezen filolar ile Çin askeri gücünü cüceleştirmesi bir yana; değer anlamında Amerika’nın dünyanın doğrudan yabancı yatırımlarının başlıca varış noktası olma konumuna, Washington’un uluslararası başlıca finans kurumları üzerindeki hakimiyetine meydan okumuyor.

Panitch ve Gindin 2013’te “ilericilerin çatılardan Amerikan çöküşünü haykırmanın sistemin meşruluğunu yok ettiğine inanıyor gibi göründüğünü” ileri sürdü. Ancak bu, aslında, egemen sınıfın algılanan gerilemeyi tersine çevirme kararlılığını pekiştirebilir ve daha da zarar verici bir şekilde çözülemez iç çelişkilerin kendileri oyun dışına çıkarmasını beklemek yerine, solu, küresel kapitalizmin demokratik seferberlik yoluyla aşılmasındaki gerçek siyasal zorluklardan uzaklaştırabilir.

Burada ikinci bir temel kavrayış, yani Amerikan İmparatorluğu’nun devletler üzerinden değil devletler aracılığıyla yöneten tarihsel özelliği ortaya çıkıyor. Bu açık kapılar (serbest ticaret) ve kapalı sınırlar (resmi egemenlik) imparatorluğu Marx’ın “iktisadi ilişkilerin sessiz baskısı kapitalistin işçi üzerindeki kesin egemenliğini tamamlar” diyerek ifade ettiği gibi gayri resmi bir emperyalizmi kullanır. Şüphesiz,  savaş, şiddet, mülksüzleştirme ve baskı hep birlikte yüzyıllar boyunca kapitalist gelişmeye eşlik etti ve hepsi kesinlikle piyasa mübadelesinde gizlidir. Ancak Kanada’daki York Üniversitesi’nden eski meslekdaşı Ellen Meiksins Wood gibi Leo da dünya çapında her gün gerçekleşen, görünüşte önemsiz, araçsal, yasalara uygun milyarlarca piyasa işleminin küresel kapitalizmi temelde nasıl yeniden ürettiğini vurgulamaya hevesliydi.

Durum böyleyken, Panitch ve Gindin’in Amerikan İmparatorluğu altında küresel kapitalizm analizinden çıkarılacak son ders, devlet içindeki ve devlete karşı olan sınıf hareketlerinin herhangi güvenilir bir sosyalist dönüşüm stratejisi için çok önemli olduğudur. Eğer sınıf iktidarı kapitalist devletin toplumsal altyapısı aracılığıyla yeniden üretilecekse bu, sermaye ve devletin sınırsız kaynaklarını demokratikleştirerek de gerçekleştirilebilir. Bu anlamda anti emperyalizm, ABD, Çin, Japonya ve Avrupa dahil olmak üzere bu ülkeler içinde ve bu ülkeler arasında ittifaklar kurmayı ve onları içerden radikal olarak dönüştürmeyi içerdiği için dünyanın önde gelen kapitalist devletlerinden kaynaklanan savaş çığırtkanlığına, ekolojik yıkıma ve ulus aşırı süper sömürüye direnmekle başlar.

 

Kendi kuşağının çoğu militanı gibi Leo da sosyalist stratejiyi –aksamalar, ani hızlanmalar, beklenmeyen zaferler ve bunlar arasındaki sıkıntılarla dolu- uzun erimli bir süreç olarak gördü. Hem politik, hem de entelektüel miraslarından şüphesiz devam edecek olanı Leo’nun büyük ödüle –işçi sınıfının kendi kendini özgürleşmesine- odaklanılmasında dünyanın farklı yerlerindeki yaşlı ve genç yoldaşları birbirine bağlayarak geçmişteki ve günümüzdeki mücadeleler arasında köprü oluşturmadaki biricik kapasitesidir.

Alex Colás Londra Üniversitesi Birkbeck College’da uluslararası siyaset dersi vermektedir. Food, Politics and Society kitabının ortak yazarıdır ve yayımlanacak olan Capitalism and the Sea’nin yazarıdır.

 [socialistproject.ca adresindeki orijinalinden PolitikYol için Ekin Değirmenci tarafından Türkçeye çevrilmiştir.]