G20, 76 yoksul ülkenin borçlarını geri ödemesi için ek süre tanıyacağını açıkladı. Ancak bu bir hayır işi değil – neoliberal kapitalizmi destekleyen küresel borç köleliğini korumak için çaresiz bir manevra.

Dünya çapında 2 milyondan fazla insana bulaşan COVİD-19 ve küresel ekonomiyi durma noktasına getiren pandemi yoksul ülkeleri bunalıma sürüklüyor. Bu nedenle, G20 geçtiğimiz hafta yoksul ülkelere borç ödemelerine ara verme olanağı tanıma konusunda uzlaştı.

1 Mayıs’tan başlayarak, hem Uluslararası Para Fonu (IMF) hem de Dünya Bankası’na olan borçlarında herhangi bir gecikme sergilememiş olan (Dünya Bankasının Uluslararası Kalkınma Birliğinden destek almaya hak kazanma kriterine göre belirlenmiş) yetmiş altı yoksul ülke çift taraflı (devletten devlete) borç ödemelerini yılın geri kalanında askıya alabilecekler.

Borç öteleme işlemi yoksul ülkelere virüsle mücadelede ve ekonomik yansımalarıyla uğraşmada bir miktar daha fazla para harcama olanağı sağlayacak. Ancak kriz sırasında görülen çoğu borç öteleme önlemleri gibi G20’nin bu konudaki tavizleri hafifletmekten ziyade sorunu büyütmemeyi amaçlayan, en iyi ihtimalle gerekenin en azını yapmak anlamına geliyor.

İki taraflı borç ödemeleri iptal edilmekten ziyade askıya alınıyor. Bunun anlamı borç ödeme yükümlülüğünün (biriken bileşik faizi ekleyerek) sadece ertelenmesi. Çok-taraflı örgütlere (IMF ve Dünya Bankası’na) ve ticari bankalar ve tahvil sahipleri gibi özel kreditörlere olan borç ödemeleri askıya alınmadı. Özel kreditörler yoksul ülkeler için bir borç moratoryumunun gündemlerinde olmadığını açıkladılar.

Çok-taraflı, iki taraflı ve özel kreditörlere olan borçlar geçtiğimiz on yılda hızla arttılar, bu nedenle söz konusu istisnalar ve kriterler yoksul ülkelerin şimdi değil de gelecek yıl kendilerini bir borç çığı altında ve borçları ödeyemez durumda bulacaklarını garanti altına alıyor.

Ağır borç altında bir küresel Güney, gerçekten de neoliberal kapitalizmin bir sabiti. 1980’den bu yana düşük ve orta gelir düzeyindeki ülkeler zengin ülkelere, bankalara ve IMF ya da Dünya Bankası gibi kuruluşlara 13 trilyon dolar kadar bir borç ödemesi gerçekleştirdiler.

Zaman zaman yoksul ülkeler lunapark trenine benzeyen borç çevrimlerini kontrol alına almayı başardılar. 2000 ile 2010 arasında örneğin, düşük ve orta gelir düzeyindeki ülkeler, yüksek meta fiyatları ve (devletlere ve çok taraflı kurumlara olan 130 milyar dolar kadar borcu silen IMF ve Dünya Bankası ortak projesi) Ağır Borç Yükü Altındaki Ülkeler İnisiyatifi sayesinde dış borç ödemelerinin azaldığını gördüler. Ancak bu rahatlama kısa süreli oldu. Son on yılda ise yoksul ülkeler gitgide daha fazla borçlandılar.

Bazı ülkelerin borç düzeyleri durağanken, artan sayıda düşük ve orta gelir düzeyindeki ülkenin ihracatlarına oranla borçları tehlikeli seviyelere yaklaşıyor ve bunlar kontrolü yitiriyorlar. Düşük ve orta gelir düzeyindeki ülkelerin dış borçları geçtiğimiz sene yüzde 5,3 artarak 7,8 trilyon dolara yükseldi. IMF’nin gözetimindeki yetmiş altı yoksul ülkenin yarısı borç sıkıntısı yaşıyor ya da bu sıkıntıyı deneyimlemenin eşiğinde bulunuyor – bu sayı 2013’e oranla iki katına çıkmış durumda.

Neden böyle? Uzmanlar, yoksul ülkelerin zenginler, bankalar, çokuluslu şirketler ve Kuzey’de ve Güney’de küresel seçkinlerce süregiden yağmalanmasını işlerine geldiği gibi görmezden gelen aynı bezdirici açıklamaları pazarlamak için aceleci davranıyorlar: yoksul ülkeler ekonomilerini çeşitlendirememiş, düzgün vergi toplamayı becerememişler ya da aldıkları borcu üretken yatırımdan ziyade gıdaya harcamışlar.

Ancak gözlemciler aynı zamanda 2008 finansal krizinden bu yana küresel borç görünümündeki değişikliklere işaret ediyorlar: Düşük faiz oranları iki taraflı ve (genelde daha yüksek faiz oranları uygulayan ve daha az uygun olan geri ödeme koşulları sunan) özel kreditörlerin spekülatif kredilerinde bir yükselişe neden oldu. Sadece 2008 ve 2014 arasında gelişmekte olan ülkelere verilen dış borçlar iki katına çıkarak yılda 390 milyar dolara vardı.

Talep yönüne bakılırsa, yoksul ülkeler borçlanmayı artırdılar çünkü kalkınma evanjelistlerinin resmettiği toz pembe tablonun tersine, eşitsizlik ve yoksulluk çoğu ülkede azalmıyor, artıyor. İnsanlığın yarısı halihazırda gıda güvensizliğinden ve takatten düşüren yoksulluktan mustarip – son on yılda çakılan emtia fiyatları, para birimlerinde aşırı dalgalanmalar, iklim değişikliğinin artan maliyetleri Dünya’nın yoksulları için hayatı daha güvencesiz hale getirdi ve düşük ve orta gelir düzeyindeki ülkeleri düşen gelirleri telafi yolları aramaya itti.

Yoksul ülkeler, özel ticari kreditörlerden ve Paris Kulübü mensubu olmayan Hindistan ve Çin gibi ülkelerden aldıkları (kayda değer oranda daha yüksek faizli) borçları artırırken, toplam borç yüklerinin önümüzdeki birkaç yılda fırlaması bekleniyor. Sonuçta, yoksul ülkelerin iki taraflı ve özel kreditörlerden aldıkları borçların faizlerini ödemek üzere (borcun koşulu olarak yapısal uyum şartını ileri süren) çok-taraflı kreditörlerden borç aldığı toksik çevrim genişleyecek.

Pandemi sürdürülemez olan bu durumu çok daha kötü hale getiriyor.  Bazı ülkeler işleri yoluna koyuyorken küresel talep çöktü. Dünya çapında milyonlarca insan işlerini kaybettiler ve seçilmiş yetkililer sosyal mesafelenmeyi sona erdirmek için çekimserler. Tüketiciler büyük alımlarını erteliyorlar; restoranlara gitmiyorlar, tatile çıkmıyorlar; ayrıldıkları ülkelerdeki evlerine para göndermiyorlar. Halihazırda Birleşik Devletler ve Avrupa’daki durağanlığın yansımalarıyla mücadele eden yoksul ülkelerin yaklaşan borç ödemeleri için gerekli parayı bulmaları neredeyse imkansız olacak.

Bu bağlamda, G20’nin tavizi hayırseverlik altında gizlenmiş, yoksul ülkeleri kancada tutmayı amaçlayan – küresel Güney’den nakit akışını her koşulda korumaya çalışan çaresiz bir manevradan daha fazlası olarak görünmüyor. Yasak savan geçici bir rahatlatma değil kapsayıcı bir borç silme, yoksul ülkelerin içine girecekleri borç krizine karşı tek anlamlı yanıttır.

Nicole Aschoff Jacobin editörler kurulundadır.  The Smartphone Society: Technology, Power, and Resistance in the New Gilded Age ve The New Prophets of Capital kitaplarının yazarıdır.

[Jacobinmag internet sitesinden alınarak PolitikYol için Ali Rıza Güngen tarafından çevrilmiştir]