Gilets jaunes hareketi sadece Macron’u değil bütün Fransız seçkinlerini itibarsızlaştırdı.

“Sarı Yelekliler mücadelesi bir sınıf mücadelesi, toplumsal hınca dayanan bir çatışma… [Papa] hazretlerinin hizmetindeki bütün baskıcı güçler sarı yeleklilere karşı harekete geçirildi… Kral çıplak.”

Gérard Mordillat, Telerama – 10 Aralık 2018

İlk harekete geçmesinden bir ay kadar sonra ve art arda haftalar boyunca süren ulusal protestolar sonrasında seçkinlerin küstahça görmezden geldiği ve eşi görülmedik baskıyla karşılaşan sarı yelekliler hareketi hükümeti iki kez geri çekilmeye zorladı.

İlk sefer 4 Aralık’ta Başbakan akaryakıt vergi artışını altı aylığına rafa kaldırdığındaydı. İkincisi ise Başkan Emmanuel Macron 10 Aralık’ta bir dizi itirafta bulunduğunda. Ancak her iki olay da sarı yeleklilerin öfkesini geçirmeye yetmediği gibi hareketi destekleyen halkın çoğunluğu nazarında ikna edici değillerdi.

En başından bu yana sol kanat siyasal ve toplumsal güçler bu harekete ilişkin şüpheler beslediler: Aşırı sağ destek mi veriyor? Akaryakıt vergi artışına karşı çıktıklarına göre, sarı yelekliler çevre karşıtı mı?

Toplumsal hareketler ve sendikalar yerel düzeyde sarı yeleklilere katıldıkça, özellikle 8 Aralık’ta iklim değişikliğine karşı ulusal protesto gününden bu yana bu tarz şüpheler dağıldı.

France 2 Televizyonunun sarı yeleklilere siyasal tercihlerini ve ana kaygılarını sorduğu araştırmadan bu yana ise neredeyse yok oldu: göstericilerin yüzde 33’ü ne sağcı ne de solcu olduğunu söylüyor. Yüzde 15’i kendilerini aşırı sol olarak tanımlıyor. Yüzde 5,4’ü ise aşırı sağcı.

Prostestocuların en önemli iki talebi hükümetin satın alma gücünü artırması ve vergileri indirmesiyken, göçe dair kaygılar en altlarda yer alıyor. Dikkate değer şekilde, Fransa tarihinde ilk kez, hareket eşit biçimde kadınlar ve erkeklerden oluşuyor.

Bu, kendi dilini geliştiren bir hareket, onunla konuşmamız için her birimizin öğrenmek zorunda olduğu bir dili… Son haftalarda tereddütlü bir şekilde sendikaların harekete geçmeye başladığını gören bir hareket.

Fransa’nın en büyük sendikal birliği İşçilerin Genel Konfederasyonu 14 Aralık’ta bir günlük eylem çağrısında bulunda ve Ile-de-France gibi bazı bölgelerde bu çağrı İşçilerin Gücü gibi federasyonlar ve sendikalar, Birleşik İşçi Federasyonu’ndaki kamu çalışanları, sendikal birlikteki solcu Solidaires ve Fransız Öğrenci Birliği’nden destek gördü.

Aynı zamanda okullarda, 3 bin öğrencinin bir araya gelmesiyle 11 Aralık’ta başlayan Nanterre Üniversitesi’nin işgalinde olduğu üzere sert bir şekilde bastırılan ve militanca eylemler görüldü.

JE: Macron’un ulusa seslenişinde getirdiği teklifleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

OB: Söz konusu olan şey, akaryakıt vergisinin kaldırıldığının ilan edildiği 4 Aralık sonrasında hükümetin ikinci geri adımı. Artık yüzde 6,6’dan yüzde 8,3’e yapacakları ve 2018 Ocak’ında getirilen sosyal güvenlik vergisi artışında geri adım atıyorlar.

Bu geri adımlar herkesin güvenini artırdı. İnsanlar mücadelenin sonuç verdiğini görmeye başladı. Elbette açıklanan önlemler son derece mütevazı ve oldukça geç gelen önlemler, en önemlisi halen bolca yanıltma var.

Örneğin, asgari ücretin 100 Avro artması göründüğü gibi değil, çünkü bu ücrette net artış değil, sadece düşük gelirli işçiler için sınırlı hükümet teşvikinde artış. Bu artışı da vergi mükellefleri ödeyecek, işverenler değil.

Dolayısıyla aslında asgari ücrette bir artış yok, sadece bir teşvik var. Aslında bu durum daha fazla insanı kızdırıyor ve bu nedenle daha fazla eyleme sebep olacak.

JE: Rennes şehrinden bir sarı yelekli [hareketin çıkışını, ç..n.] “depoyu son damlanın taşırması” gibi tarifledi.

OB: Bunun gerçek bir ayaklanma olduğunu düşünüyorum. Henüz çoğunluğun devasa bir ayaklanması değil, ancak gerçek bir ayaklanma.

Bu geleneksel bir toplumsal hareketlenme değil. Başından beri taarruz halinde. Fransa’da bugüne kadar, 1968’dan bu yana genelleşmiş bir hareketin taarruza geçtiğini görmemiştik.

Bu hareket, öyle ya da böyle ücretlerde artış ve yaşam masraflarının azaltılmasını talep etti – yani servetin yeniden dağıtımını. Şu ya da bu hükümet karşı-reformuna ilişkin savunmacı değil hücumcu bir mücadele bu.

Diğer yandan bütünüyle heterojen bir hareket, toplumun bağrından filizlenen bir ayaklanmanın sonucu. Geleneksel örgütlerden kaynaklanmıyor. Tam tersine toplumda biriken öfke ve kızgınlığı kristalize eden bir hareket – önceki bütün eylemlerin birleştiği ve eyleme dönüşmeyen bütün öfkenin bir ifade yolu bulduğu bir hareket. Aslında bardağı taşıran son damla demeli.

JE: Gösterilerin son üç haftasında [Kasım’ın son haftası ve Aralık’ın ilk iki haftası, ç.n.] hareketin kararlılığı, radikal doğası ancak aynı zamanda demokratik, yatay işleyişi ve dört günlük ulusal gösterileri örgütleyebilmesi çarpıcıydı. Daha öncesinde siyasal deneyimleri bulunmayan insanlar oldukları düşünüldüğünde sözcü olarak davrananların görünürdeki siyasallaşması da öyleydi.

OB: En başından beri, çatışmanın basında ele alınışı ve siyasal sınıf tarafından verilen tepkiyi not etmeliyiz. Gösteriler ve hareketin aktivistleri, 2005’te Avrupa Anayasa Anlaşmasına dair referandum sırasında Fransa’da gördüğümüze benzer bir şekilde seçkinlerin sınıf kibriyle karşılandı.

Şimdi buna karşın insanların gerçek siyasallaşmasına tanık oluyoruz. Fransa’da bugün on binler belki de yüz binlerce insan görülmedik kısalıkta bir zaman diliminde siyasallaşıyorlar.

Fransa’da örgütlü toplumsal ve siyasal hareketler adına karşımızdaki sorun mümkün olan en fazla anti-kapitalist karakteri edinmesi için bu hareketle birlikte durmak. Ancak, sağın bu hareketi ele geçirme girişimi dahil, zamanımızın gerçekliğini görmezden gelemeyiz.

Bu gerçek bir sorun ve senaryonun bir parçası olduğunu inkar etmenin faydası yok. Bu nedenle, yerel düzeyde, aşağıdan örgütlenerek, sarı yeleklilerin ve toplumsal hareketlerin bir araya gelmesi aşırı sağın manipülatif girişimlerine karşı son derece önem arz ediyor.

Yüzlerce insanın kararlılığı, radikalizmi, mücadeleciliği ve ihtiyatlılığı, Champs Élysées’de barikatlar, bütün bunlar Fransa’da genel grevler ve gözle görünür olmayan devrim tarihini hatırlatıyor.

Aynı zamanda geleneksel işçi hareketinin son on beş ya da yirmi yıldaki yenilgilerini de hatırlatıyor. Bu yıllar zarfında karşı koyma düzeyi bir noktanın ötesine gitmedi ve çoğu kişi daha radikal tarihimizin kolektif bilinçten silindiğine inandı.

 

Ancak gerçek farklıydı. Bu gösterilerde yer almayan insanlar geleneksel mücadele biçimlerinin karşısındaki çıkmazın farkındalar.

Aynı zamanda radikal eylemlere dayanan bir kestirme yol arayarak altta yatan sorunların çözümü, kazanabilecek bir güçler ilişkisi yaratma girişimine tanık oluyor olabiliriz. Başka bir deyişle bazı eylem biçimlerinin kendinde ve kendileri için daha derinde yatan sorunları çözeceği umuluyor olabilir.

Ancak kestirme yol bulunmuyor. Macron’u geriletmek istiyorsak daha büyük sayılarda örgütlenmeliyiz, mevcut gösterilerin büyüklüğünü geride bırakmalıyız. Sarı yelekliler için dahi, katılımı sınırlayan cam tavanı kırmamız gerekiyor.

Bugün son yıllarda Fransa’da görülene benzer bir sorunla karşı karşıyayız. Gösterilere yüz binlerce insanın katıldığını gördük, ancak daha ileri gitme konusunda başarısızlar.

Sarı yeleklilerin yeniliği nüfusun yüzde 70’inin onları desteklemesi. Fransa’da 1995’te deneyimlediğimize benzer bir senaryoya, bizim “vekaleten grev” dediğimiz dinamiğe benzer bir şeye tanık oluyoruz, yani bir sendikanın yüzde 10’u eyleme kalkışırken, diğer yüzde 70 onları desteklemeye istekliydi.

Azınlığın eyleme geçmesini kolektif eyleme dönüştürmemiz gerekiyor. Sadece bu şekilde Macron’u geriletebiliriz.

JE: Mesela 2010’da milyonlarca insan sokaklarda emeklilik reformuna karşı seferber olmuş ancak bu mücadeleyi kaybetmişken, bu hareketin üç haftada hükümeti geriletmesi nasıl mümkün oldu?

OB: Çünkü hükümeti korkutan bir potansiyel birlik görüyoruz.

Paris’teki şiddetli çatışmalara fazlaca dikkat sarf edildi, ancak en önemli şey emekliler, işçiler, işsizler ve öğrenciler dahil nüfusun geniş kesimlerinin her yerde bir arada hareket etmesi. Ortaöğretim sonrası kurumlarda gösteriler bir hafta önce başlamıştı.

Bilhassa gençlik hükümeti korkutuyor. Hareketin benimsediği sloganların neredeyse yarı-isyankar niteliğini belirtmemiz gerek.

Buna benzer gösterileri hiç görmedim – binlerce insan Paris’in merkezine Champs Élysées’ye girmek istiyor, aynen köylülerin lordlarına karşı hesap verilebilirlik talebiyle onun kalesine yürürken yaptıklarını düşündüğüm gibi davranıyorlar. Bu oldukça önemli bir etkiye sahip.

JE: Macron’un beyanlarına verilen ilk tepkilere bakarsak her şey gösterilerin devam edeceğine işaret ediyor, ki bu büyük bir toplumsal ve siyasal kriz olasılığını gündeme getiriyor. Ancak bu, sol alternatiflerin ulusal ölçekte görünür olmadığı bir zamanda ortaya çıkan toplumsal ve siyasal bir kriz.

OB: Artık sorunumuz, her şeyi yeniden inşa etmemizin gerekmesi. Beşinci Cumhuriyet’in ve siyasal temsilin krizine tanık oluyoruz ve bunun bedelini Macron ödüyor. Macron’un bir bakıma, yönetici sınıfın ilk tercihi olmasa da, son tercihi olduğunu akılda tutalım.

Macron kendisini geleneksel partilerin dışında konumlandırdı. Seçkinlerin bir kısmı seçim öncesinde, diğerleri sonrasında ona katıldı. Başından beri iki simgesel güce karşı güçlü bir taarruz başlattı: öğrenciler ve gençlik ile demiryolu işçileri. Öğrenciler ve gençler bakımından üniversite seçme standartlarını yükseltti ve ulaştırma sektöründeki işçilere kamusal demiryolu hizmetlerinin ortadan kaldırılması amacıyla baskı uyguladı.

Macron’un sorunu mevcut siyasal krizin onun bu yolda devam etmesine izin vermeyecek olması. Seçkinlerin bir kısmı Macron’un zayıfladığına inanıyor ve artık bu kısımlar için iyi bir seçenek teşkil etmiyor. Sonuçla Macronculuk işlediği müddetçe, işler yürüyor, ancak başarısız olduğunda bir iktidar boşluğunun doğması tehlikesi ortaya çıkıyor. 10 Aralık konuşmasına kadar geçen on günde Macron herhangi bir girişimde bulunmadı ve konuşmanın kendisi yangına körükle gitmekten başka bir anlama gelmedi.

Bu nedenlerle toplumsal hareketler ve Sol için muteber siyasal perspektif oluşturan tek olası yol, bu hareketin kazanması, siyasallaşması ve kendisi için bir siyasal temsil biçimi geliştirmesi.

Her halukarda bir sonraki seçimler için, özellikle solun bütünüyle parçalanmış olduğu Avrupa seçimleri bakımından net bir yanıt ortaya koymanın mümkün olmadığını düşünüyoruz. Bunun ötesine geçmeliyiz.

Bu hareket yeni bir toplumsal ve siyasal birliktelik için siyasal bir temel oluşturmalı. Alçak gönüllülüğü elden bırakmadan ilk olarak bunu ummamız gerektiğine inanıyorum. Solu yeniden inşa etmek için gerçekleşen farklı girişimlerde işlemeyen her şeyi bütünüyle gözden geçirmeliyiz.

Olivier Besancenot bir posta işçisi ve Fransa’da Yeni Anti Kapitalist Parti (NPA) liderliğinin mensubudur.

[Jacobinmag için düzenlenmiş/çevrilmiş metinden PolitikYol için Ali Rıza Güngen tarafından çevrilmiştir. Son yanıtta anlam netliği için İspanyolca orijinalden faydalanılmıştır.]