Costas Lapavitsas, Lluís Torrens, Sergi Cutillas, Pablo Cotarelo 

11 Haziran 2020

Pandemi Temel Geliri, uygun bir şekilde tanımlanırsa, krize karşı koymasının yanısıra toplumsal dengeyi emek lehine değiştirmede önemli bir araç olabilir.

Costas Lapavitsas SOAS’ta İktisat Profesörü’dür ve Yunanistan Parlamentosu’nun eski bir üyesidir.
Lluís Torrens-i-Mèlich Barselona Kent Konseyi’nin Sosyal Haklar, Küresel Adalet, Feminizm ve LGTBI alanında yöneticidir ve B-Mincome UIA projesinin koordinatörüdür.
Sergi Cutillas Ekona İktisadi İnovasyon Merkezi’nde Araştırmacı İktisatçı’dır ve European Research Network on Social and Economic Policy (EReNSEP) üyesidir.

Pablo Cotarelo İspanyol bir mühendistir. Yeniden belediyeleştirme ve ulusallaştırma dahil farklı düzeylerde enerji ve sanayi politikaları geliştirilmesinde çalışmaktadır. EReNSEP üyesidir.

Koronavirüs krizi 2007-9 büyük finansal krizi ile kolayca karşılaştırılabilir ve hatta [ondan] daha şiddetli olabilir. Dünya ekonomisinin uzun vadeli gelişmesine etkisi de önemli olabilir çünkü, özellikle ABD’de neoliberal, finansallaşmış kapitalizm krize yapısal bir güçsüzlük durumunda girdi. 2007-9 büyük kriz boyunca önde gelen ulus devletler, uyum maliyetlerini emekçiler ve yoksullar üzerine kaydırırken finansı kurtarmak ve finansallaşma ile küreselleşmeye [yönelik] yapısal bir değişimi önlemek için adımlar attı. Sonuç olarak 2009-19 yılları yönetilemeyen çıkar çatışmalarına sıkışmış, düşüşte olan bir toplumsal sistemin özelliklerini taşıyor.

Bu on yıl boyunca, yatırım, üretim ve sermaye birikimi tarihsel olarak zayıftı, özellikle de Avrupa’da. Çok daha dikkat çekici olanı, Yapay Zeka vasıtasıyla yeni bir “endüstri devrimi” hakkında sürekli gevezelik yapılmasına rağmen üretkenlik artışının zayıflığıydı. Aynı zamanda neoliberal finansallaşmanın köklü eşitsizlikleri, zenginler devlet sistemi tarafından korunduğu için sürdürüldü ve daha da kötüleşti. On yılın sonuna doğru tümüyle sistem içi anaakım bazı iktisatçılar bile küresel kapitalizmin merkezinin bir süredir durgunluğa saplandığını ileri sürdü.

Covid-19’un patlak vermesinden bu yana ulus devletler krizin tarihsel olarak farklı doğasını yansıtan oldukça farklı politikalar uyguladı. Bazı devletler olağanüstü genişletici maliye ve para politikalarını benimsedi, hepsinden önce de ABD. Almanya gibi diğer devletler ülke sanayisine devasa destek sağlarken maliye politikasında aynı derecede genişletici oldu. Ve, AB’nin Güney çevresindeki gibi devletler, kamu borcunun büyük yükü ile yine de hareketlerinde çok daha fazla kısıtlandılar. Önümüzdeki yıllarda muhtemel sonuç, ulusal kapitalizmler arasında çok daha fazla ıraksama olmasıdır.

Tarihsel olarak görülmemiş bu bağlamda, toplumsal mücadeleler her ülkede rakip çıkarlar arasında zaten başlamış durumdadır ve bunlar önemli değişimlere ve belki de paradigma değişimlerine liderlik edebilir. Uluslararası sermaye temsilcilerinin yanı sıra ulusal oligarşilerin krizi, kendi çıkarlarını desteklemek için kullanmaya çalıştıklarına dair işaretler vardır. Bu yalnızca, işçilerin yaşamlarının kötü şekilde etkileneceği anlamına gelebilir. Bu girişimleri bozguna uğratmanın ve emeğin ve toplumsal çoğunluğun çıkarlarına uygun yeni bir toplumsal dağıtımı[bölüşümü] elde etmenin yolu yeni sosyo ekonomik yapıları ve toplumsal etkileşim mekanizmalarını önerirken cesur olmaktır. Bu açıdan önemli bir politika kavramı Pandemi Temel Geliri’dir.

Koronavirüs krizinin ayırt edici özelliği ve devletin rolü

Covid-19 krizinin ayırt edici özellikleri, üretim tarafını ve mal ve hizmet dolaşımını doğrudan doğruya etkileyen devlet güdümlü kapanmalar nedeniyledir. Girdilerin kullanılabilirliğini azaltarak birbirine bağlı tedarik zincirlerini ve uluslararası ticareti bozan büyük bir şok üretime aktarıldı. Şok, özellikle seyahat, turizm, eğlence, restoran, otel, publar vb hizmet sunumu alanlarında açıkça daha şiddetli oldu.

Kapanmalar toplumsal teması kısıtlayarak ve insanları evde kalmaya zorlayarak doğrudan doğruya toplam talep tarafını da etkiledi. Tüketim, belki de hastalık tarafından yaratılan derin belirsizliğe ve devletlerin pandemiye görülmemiş tepkilerine bir yanıt olarak  özel tasarruflarda bir sıçramaya yol açarak hızla düştü. İşletmeler, aşırı belirsizlik karşısında yatırım planlarını bir kenara bıraktığı için ABD’de, AB’de ve herhangi bir yerde yatırım aynı derecede hızla düştü.

Son olarak kapanmalar, dünya genelinde aşırı şişkin borsaları düşürerek ama aynı zamanda gelişmekte olan ülkelere portföy akımlarını sınırlayarak ve olgunlaşmış bir küresel finansal kriz beklentisini yükselterek finans alanını da etkiledi.

Teşvik ettikleri kapanmaların yol açtığı iktisadi fırtına ile karşılaşan ulus devletler acil tepki vermek zorundaydı. Oldukça finansallaşmış ABD ekonomisinde devlet vergi indirimleri, kamu harcamaları ve hanehalkına doğrudan gelir desteği  aracılığıyla kamu açığının olağanüstü genişlemesini yüklendi. Devlet sanayiye banka kredisi için güvence de sağladı. Aynı zamanda Federal Reserve faiz oranlarını sıfıra çekerek özel banka ve şirketlere muazzam büyüklükte likidite sağladı. Para arzının bunu izleyen genişlemesi çok büyüktü.

Krize karşı koymada ABD ve Çin arasındaki karşıtlığı gözlemlemek öğreticidir, Çin ekonomi politikaları, farklı iç güç dengesinin yanı sıra çok daha az finansallaşmış ülke ekonomisinin farklı yapısını yansıttı. Çin devleti öncelikli olarak özel işletmelere sağlanan teşviklere güvenmek yerine, ekonominin merkezi için hala çok önemli olan Devlet İşletmeleri’ni harekete geçirerek doğrudan istihdamı arttırdı. Ayrıca 5G de dahil olmak üzere yeni teknolojilere [yönelik] geniş bir kamu yatırımı programı yürüttü. Bununla birlikte Çin devleti, yükün çoğunu yoksullara kaydırarak kişisel geliri destekleme ile çok az ilgilendi ve merkez bankası vasıtası ile kredi sağlanmasına nispeten daha az güvendi.

Bununla birlikte, ABD hükümetinin dolar karşılığında küresel hegemonyasını desteklemede son derece dikkatli olduğunu belirtmek de aynı derecede öğreticidir. Sermaye akımları kesildiği ve ticaret kesintiye uğradığı için uluslararası likidite eksikliği ile karşılaşan Federal Reserve devreye girdi ve önceki krizde aynı zamanda ticaret yaptığı merkez bankalarıyla swaplar aracılığıyla dolar sağladı. Sadece bu değil, Fed aynı zamanda kuruluşların ABD Hazine Bonoları’nın swap’ı yoluyla dolar elde etmesine de izin verdi. Ayrıca, en acil dolar ihtiyacı, ABD şirketleri arasında Teminatlandırılmış Borç Yükümlülükleri piyasasına daha önceden fon sağlayan Japon kuruluşlarından kaynaklandı. ABD hükümetinin eylemleri, önümüzdeki yıllarda doların dünya parası olma rolüne yönelik herhangi bir zorluğu engelleme niyetinde olduğunu gösteriyor.

AB Koronavirüs Krizi ile karşılaştı

Bununla birlikte, amaçlarımız için AB ve önde gelen iki ekonomi arasındaki karşıtlığı gözlemlemek çok daha önemlidir. AB’de krize büyük ölçüde hiçbir koordinasyon bulgusu olmaksızın, her bir ulus devletin kendisi karşı koydu. EPB’deki (Ekonomik ve Parasal Birlik, çn) AB devletleri için parasal tepki, başlangıçta ucuz ve bol likidite sağlamakta gönülsüz olan ama nihayetinde, yakın zamanda daha da uzatılan Pandemi Programını yürürlüğe koyan AMB (Avrupa Merkez Bankası, çn) tarafından belirlendi.

Pandemi Programı, yasalarının geleneksel mantığının tamamen tersine, AMB’nin kural temelli davranışının son kalıntılarını bile doğrudan ihlal etti. Merkez bankası (Yunanistan’ınki gibi) kredibilitesi düşük devlet tahvillerini kabul ederek ve üye devletlerin “sermaye anahtarını” kırarak, yani sermayesine katkıları ile ilgisiz oranlarla, likidite sağlayabilir. Bu adımlar atıldıktan sadece günler sonra, Almanya anayasa mahkemesi AMB’nin 2014’ten bu yana yürüttüğü likidite sağlama politikasını zorlaştıran bir kararı duyurdu. Bu, AMB’nin Koronavirüs politikalarına ve Avrupa hukukuna, Avro Bölgesi’nin ayakta kalabilmesi için derin sonuçları olabilecek bir darbeydi.

Kriz patlak verdiğinde AB’de maliye politikası ile ilgili kurala dayalı karar alma da terk edildi. Kamu harcaması doğal olarak ulus devletler tarafından kullanılan takdir ile yönetilecekti. EPB’deki maliye politikasının çerçevesini muhtemelen belirleyen ve AB’deki politikayı daha kapsamlı etkileyen İstikrar ve Büyüme Paktı, kemer sıkmayı erteleyerek, askıya alındı. Ulus devletler, 2020’de kendi kaynaklarına göre haracama yapabilecekler. Krizden sonra kemer sıkma çerçevesini yeniden yürürlüğe koymak çok kolay olmayacak.

Aynı zamanda, AB’de “eşit şartlı bir faaliyet alanı” yaratma niyetiyle ulusal sanayi için devlet desteğinin kapsamını kontrol eden devlet yardımının sıkı denetimi de askıya alındı. Ulus devletler kendi sanayilerini kendi kaynaklarına göre destekleyebildiler. Mart 2020’den beri ulusal hükümetler tarafından sanayiye 2 trilyon avro devlet yardımı hibe ediliyor ve önde gelen pay (yaklaşık 1 trilyon) Almanya tarafından ödendi.

Avronun kurala dayalı bir işlemin son kalıntılarını bile kaybettiğini gösteren son adım Avrupa Komisyonu’nun 2021-2017 düzenli bütçesi ile birlikte 2021-2024 boyunca mali harcama programını üstlenmesini teklif etmesidir. Komisyon bunun, açık piyasalardan 750 milyar avro borçlanmayı sürdürebilmesi karşısında AB Gayrisafi Milli Geliri’nin %0.6’sından fazlasına [denk gelmesi]  gerektiğini önerdi. Böylece para AB’nin Güney ve Orta Avrupa’daki çevre ülkelerindeki ulus devletlere hibe ve kredi olarak hazır hale getirilebilecekti.

Komisyon’un  iddia ettiği gibi, paranın gerçekten 500 milyar avroluk hibeler ve 250 milyar avroluk kredilere ayrılacağına dair önemli şüpheler var ancak teklifin AB için önemli bir adımı temsil ettiğine dair hiçbir şüphe yok. Koronavirüs vurduğunda –özellikle de İtalya’yı- her ikisi de APB’nin istikrarı konusunda çok endişelenen Almanya ve Fransa tarafından teşvik edilmesiyle AB, uzun zamandır sürdürdüğü büyük mali transferler ve müşterek borçlanmayı önleyen politikasını kısmen esnetti.

Bu gelişmelerin tarafsız analizi, Avro bölgesi krizinde AB’yi uğraştıran eski bölünmelerin yeni bir kılıfla yeniden ortaya çıktığını gösteriyor. Bir kere daha kilit oyuncu, AB içindeki hegemonik konumunu güçlendirmeye ve aslında Almanya’nın yurt içi pazarının çöküşünü engellemeye çalışan Almanya olacak.

İlerdeki zemin

Koronavirüs tarafından yaratılan toplumsal ve siyasal gerilimler büyük ölçüde hükümetlerin krizin kaynak maliyetlerini nasıl karşılamayı seçeceklerine bağlı olacaktır. Bu bakımdan belirtilmesi gereken ilk nokta COVID 19 krizinin, mevcut kaynakların kullanılmaz hale gelmesini ve değerinin düşmesini engellemek için talebin arttırılmasına ihtiyacı olduğu ölçüde, dosdoğru bir kapitalist krize benzediğidir. Bu nedenle, emekçi insanlar açısından, başlangıç maliyetinin kamu borçlanması aracılığıyla üstlenilmesi gerekiyor. Hiçbir koşul altında refahın sağlanmasının daralmasına ve ücret kesintilerine yol açacak genelleştirilmiş kemer sıkma önlemleriyle karşılanmamalıdır.

Kriz küçüldükçe mevcut kaynaklar yeniden harekete geçirildiğinde başlangıç maliyetlerini karşılayacak getirileri sağlayacaklardır. Doğal olarak kamunun borçlanmasından kaynaklanan bölüşüm problemleri olabilir ki bu zenginlere gelecekteki üretim ve kaynaklar için fazladan haklar verir. Bu problemleri engellemek için hükümetler zenginlerden aldıkları vergiyi, özellikle de servet vergisini arttırmalıdır ve seçici borç iptalleri de olmalıdır.

Bununla birlikte çok daha önemlisi, mevcut krizin özgünlüğünü yansıtan şey, arz tarafını yeniden yapılandırmak ve maliye ve para politikası tarafından sağlanan talepteki artışa yöneltebilmek için sürekli kamu müdahalesine olan ihtiyaçtır. Bu, önümüzdeki dönemde önemli toplumsal gerilimlerin kaynağı olacak gibi görünüyor. Büyük kapitalist ülkelerin arz tarafı yıllar süren neoliberal finansallaşma ve 2009-2019’un başarısız politikaları nedeniyle önemli ölçüde zayıfladı. Dahası, arz tarafı koronavirüs tarafından yapısal olarak da etkilendi. Otel ve restoranlar gibi bazı hizmet tedarikçileri yıkıma uğrarken, sınırlı fiziksel temas gerektiren Amazon gibi diğerleri bundan büyük yarar sağladı. (İmalatta bile) hizmet tedariği de uzaktan konferans olanaklarındaki artış nedeniyle etkilendi, bu Microsoft gibi gelişmiş teknoloji devlerine yaradı. Finansallaşma çağının, gücünü yeni teknolojilerden gelen büyük tekelleri krizden büyük ölçüde güçlenmiş olarak çıkabilir, tabi karşı önlemler alınmazsa.

Bu koşullar kamu sektörü kısmında, özel işletmelere basitçe ucuz kredi sağlamaktan daha cüretkar adımlar atmayı gerektiriyor. Üretimi yeniden canlandırmak için, mülkiyette ve kaynakların yönetiminde emekçilerin ve çoğunluğun lehine değişim dahil, kamu yatırımı gerekiyor. Koronavirüs krizi güç dengesinde emeğin lehine bir değişimi sağlayabilir.

Pandemi Temel Geliri

Bu bağlamda uygun şekilde tanımlanmış bir Pandemi Temel Geliri, toplumsal dengeyi emeğin lehine değiştirmesinin yanısıra krize karşı koymadan önemli bir araç olabilir. Kırk yıldır ekonomik ve toplumsal hayata egemen olan neoliberal finansallaşmış kapitalizme darbe vurmanın etkili bir yolu olabilir. PTG talebi yeniden harekete geçirmenin ve elbette nüfusun yaşam koşullarını geliştirmenin kilit bir unsuru olabilir. Dahası, bu, arz yanını, emek lehine yeniden canlandırmak ve yeniden yapılandırmak için kamu yatırımı dalgasını desteklemek için önemli bir adım olabilir. Bu politika özellikle koronavirüs tarafından kötü etkilenen ve şimdiye kadar yeterli güçle tepki verilemeyen çevre AB ülkelerinde önemli olacaktır. Aşağıdaki bulgular özellikle İspanya ile ilgilidir.

Politika, gelirin, vergi uygulamasının sonunda kısmen veya tamamen vergiler aracılığıyla geri toplanması anlamına gelen, 2020 için negatif bir gelir vergisi olarak çalışacak. Toplam talep üzerine etkisi çok güçlü olacaktır. İspanya’daki harcamanın çarpan etkisinin 1.3’ten büyük olacağını tahmin ediyoruz, yani harcanan her bir avro, GSYH’yi 1.3 avrodan fazla arttıracak. GSYH genişledikçe kamu açığı oransal olarak küçülecektir. Dahası PTG’ye yönelik harcamanın önemli bir kısmı hükümete vergi geliri olarak geri dönecektir. Bizim muhafazakar tahminlerimiz harcamanın yaklaşık olarak yüzde 50’sinin yeniden toplanacağını göstermektedir.

Harcama çarpanı ve vergi gelirlerinin iyileşmesinin birleşik etkisi PTG’nin mali bedelini GSYH’nin yüzde 3.9’una indirecektir. Hassasiyet analizi ve PTG ödemesini 12 aya uzatmak net mali bedelin GSYH’nin yüzde 2’sinden yüzde 6’sına bir aralıkta değişmesini sağlıyor, bu da büyük kapitalist devletlerin mevcut politikaları açısından oldukça yönetilemez. Dahası İspanya’nın 2020’nin sonuna kadar işsizlik ödemelerinden en az 15 milyar avro tasarruf edeceğini ve halk sağlığı faturasının birkaç milyar avro azalacağını tahmin ediyoruz.

Koronavirüs krizi dünya geneline yayıldıkça ve sonuçları ortaya çıktıkça hükümetler karmaşık adımlar atmak zorunda kalacak. Mevcut iktisadi ve toplumsal ilişkiler köklü bir şekilde yeniden şekillenecek ama bu, neoliberalizmin kendiliğinden yıkılacağı anlamına gelmiyor. Sınıf ve diğer toplumsal çatışmalar keskinleşecek ve Solun, güçler dengesini emeğin yararına ve sermayeye karşı değiştirmek için tarihsel bir fırsat sunan bir çalkantı olacak. Pandemi Temel Geliri, potansiyel olarak emek ve istihdamı desteklerken, sermayenin egemen güçleri üzerinde uyumlu bir baskı uygulayabilecek bir politikadır. Avrupa için, ve özellikle de AB’nin çevre ülkeleri için, PTG’nin emekçi insanlar ve bütün olarak toplumun çıkarlarına nasıl uygulanacağını dikkatlice düşünmenin tam zamanıdır.

[Brave New Europe’daki orijinalinden Ekin Değirmenci tarafından PolitikYol için çevrilmiştir.]