Salgınlar sırasında ortaya çıkan zararlı stereotipleri engellemek için daha fazlası yapılmalı.

Hastalığı nasıl anladığımız nadiren sadece bilim tarafından belirleniyor. Bilimsel bilgide boşluklar olduğunda bu, bilhassa bariz hale geliyor – klişeler ve önyargılar boşluğu dolduruyor. Karma borçlar, gizli komplolar ve baştan çıkmış sapkınlar en karşı konulmaz açıklamaları sunuyor. İçinden geçtiğimiz hırçın zamanlarda, medya ya da çevrimiçi kanallar aracılığıyla bilinçli ya da bilinçsiz yaygınlaştırılan yanlış bilgi, safsataları daha da kötüleştiriyor.

Bugünlerde Korona virüsü salgını karşısında medyadaki haberlerde ve kamuoyunun tepkisinde aynı durumu görüyoruz. Bir gecede Wuhan’dan olmak ya da Çinli olmak kaçınılacak, (böyle bir karar arkasındaki tıbbi mantıktan bağımsız bir şekilde) girişi yasaklanacak tehlikeli “öteki” olmak, hatta salgın için suçlanmak anlamına geldi. Günler içinde, çoğu sağlıklı olan milyonlarca insan kendilerini evlerine kapatılmış ve başka yerde istenmez buldular.

Toplum bilimciler olarak böyle tehlikeli anlatıların, kırılgan toplulukları empati duyulacak ve sempati beslenecek kurbanlardansa öldürücü taşıyıcılar olarak resmederek ırkçılığı ve nefreti yüreklendirmesinden korkarız. Salgın, Çin anakarasından olanların halihazırda komşu Asya ülkelerinde önyargılara maruz kaldığı bir zamanda ortaya çıktı. Hong Kong’da anakaradan olanlar uzun süredir hakaret amaçlı olarak “çekirge” adıyla anılıyorlar. Diğer etnik grupla dalga geçiş elbette Beijing’den bağımsız olmak için süregiden daha geniş siyasal mücadelenin tamamlayıcısı.

Kısa bir süre önce bio’sunda “Özgürlük için Savaş” ifadesi yer alan Free with Hong Kong Twitter hesabı #chinazi ve #WuhanCoronavirus etiketleriyle yavru fare ve yarasaları servis eden Çin restoranlarının resimlerini paylaştı. Bu tarz tahrik edici tweet’lerin gerekçesi siyasal direniş olabilir, ancak bu paylaşım dar kafalılık ve unutkanlıkla malul. 2003’teki SARS salgınının Hong Kong sınırındaki Kanton lehçesi konuşulan Guangdong’da bir misk kedisinden kaynaklandığına dair yaygın şüphe bulunuyor.

Başkan Rodrigo Duterte’nin Beijing’le olan artan oranda samimi ilişkileri bir kenara Çin’in Güney Çin Denizi’ne el uzatması Filipinler’de siyasal ve kültürel hoşnutsuzlukları tetikledi. Bu tepkilerin çoğu gerekçelendirilebilir olsa da, Çin anakarasından gelen işçiler ve turistlere yöneldi. 2019’daki seçimlerde siyasal destek peşindeki muhalif siyasetçiler Çin karşıtı hissiyatı manipülatif düşünce ve ırkçı konuşmalarla alevlendirdiler.

Korona virüsü karşısındaki Filipinli tepkileri de benzer bir şekilde düşmanca oldu. Facebook’ta bir ulaşım blogger’ı anakaradan Çinli müşterilere hizmet etmeyi reddeden, paylaşılan bir aracın sürücüsünün ekran görüntüsünü paylaştı. Mesajı “Çinliyseniz hepsi Wuhan virüsü [sic.] taşıdığından araca binemezsiniz” şeklindeydi. Bunu kabul edilemez bulmak yerine blogger’ın ifadesi sadece “Çok mu sert? Yoksa uygun mu?” idi.

Başka yüksek takipçili hesaplar (iklim değişikliğini reddetmeyi teşvik eden) The Washington Times gibi alt-sağ haber sitelerinden, virüsün siyasal ve coğrafi rakiplerini zayıflatmak amacı taşıyan Beijing’in gizli biyolojik silahı olduğunu ima eden komplo teorilerini etrafta dolandırdılar.

Ne yazık ki küresel medya organları da benzer bir şekilde durumu daha da kötüleştiren tepkilere katkı sundular. Örneğin Foregin Policy’deki bir makale, “yerel bir hastalığın küresel bir felakete dönüşmesini sağlayan” Xi Jinping’i suçlayarak, salgını Kemer ve Yol İnisiyatifinin sonucu olarak gösterdi. Birleşik Krallık’taki tahrik edici (aynı zamanda göçmen karşıtı başlıklarıyla kötü şöhrete sahip olan) tabloidler Daily Mail ve The Sun yarasaların ve başka hayvanların yenmesine özel dikkat çekerek ve tiksinti yaratarak, salgın için Çinlilerin suçlanması gerektiği imasıyla temelsiz iddialar ve komplo teorilerini yaygın bir şekilde paylaştılar. Yarasaların Afrika’dan Okyanusya’ya dünyanın birçok yerinde yiyecek olarak tüketildiğini söylemeye lüzum olmasa gerek.

Bu yeni bir olgu değil. SARS salgını Asyalı stereotiplerinin sürdürülmesi dahil benzer tepkilerle karşılanmıştı. Ebola virüsüne dair korku Afrikalılara karşı benzer bir önyargıyla yüklüydü. Donald Trump’ın o zamanlarki tweet’lerinin gösterdiği üzere (örn. “EBOLA hastalarının ABD’ye girmesine son verin. Onları, orada en uygun şekilde tedavi edin. BİRLEŞİK DEVLETLERİN YETERİNCE SORUNU VAR!”) bu tepkiler istenmeyen eylemlere neden olabiliyor ve daha fazla panik yaratabiliyor.

Hem gazeteciler, hem de genel kamuoyu doktorların ve sahada yanıt sunanların çabalarını teslim eden hikayeleri çoğaltarak ve Wuhan’da sıradan insanlar tarafından yazılanları, çekilen videoları paylaşarak (ve bunları doğrulayarak) daha iyi bir performans sergileyebilirler. Bu hikayeler bizlere salgının, ana akım medyanın ve sahte haber sitelerinin insan dışılaştırdığı insanlar tarafından istisnai bir trajedi şeklinde deneyimlendiğini hatırlatıyor.

Tıklama tuzağı makaleleri paylaşmadan önce kendi önyargılarımızın ve seçici empatimizin kökenleriyle yüzleşmek sağlıklı. Geçmişteki ve şimdiki eylemlerine itiraz edebileceğimiz Çin yönetimiyle, Çin halkını mı karıştırıyoruz? Daha önceki SARS, Ebola ve hatta AIDS salgınlarından ve bunların toplumlarda yarattığı takipçi ayrım ve toplumsal ayıplama felaketlerinden hangi dersleri çıkarmalıyız?

Jonathan Corpus Ong, Massachusetts Amherst Üniversitesi’nde küresel dijital medya doçentidir.

Gideon Lasco, hekim, tıbbi antropolog ve Filipinler Üniversitesi’nde öğretim üyesidir.

[Open Democracy sitesinden alınarak PolitikYol için Ali Rıza Güngen tarafından çevrilmiştir.]