Geçenlerde tamamlanan bu yılki Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası ilkbahar toplantılarına, dünyanın önde gelen politika yapıcılarındaki bir karamsarlık duygusu damga vurdu. Ocak 2018 gibi yakın bir zamanda IMF, “2016’nın ortasından beri sürmekte olan döngüsel yükselişin” güçlendiğini ve bunun, “2010’dan beri görülen en geniş eş zamanlı küresel büyüme artışına” katkıda bulunduğunu iddia ediyordu. Ekim ayında “küresel ekonomik genişlemenin güçlü kaldığı” ancak “daha ​​az dengeli ve daha aşağı yönlü risklere sahip olduğu” hissediliyordu. Şimdiki ruh hali çok daha kasvetli.

IMF’nin Dünya Ekonomik Görünümü’nün Nisan 2019 baskısı, küresel büyümenin geçen yılda, ilk yarıda yüzde 3,8, ikinci yarıda ise yüzde 3,2 olmak üzere önemli ölçüde yavaşladığını tespit etmiştir. IMF, “özellikle 2018’in ikinci yarısında, ABD-Çin arasındaki ticari gerilimin artışının, Arjantin ve Türkiye’deki makroekonomik baskının, Almanya’nın otomobil sektöründeki aksaklıkların, Çin’deki daha sıkı kredi politikalarının ve daha büyük gelişmiş ekonomilerde para politikasının normalleşmesinin yanı sıra finansal sıkılaştırmanın, küresel genişlemenin önemli ölçüde zayıflamasına katkıda bulunduğunu” savunarak, bu durumu çeşitli sebeplere dayandırıyor.

IMF’nin incelemelerine göre yakın dönem görünümü de parlak değil: 2019 yılında büyüme, geçen yılın Ekim ayına ait kendi tahminlerinden 0,4 puan daha düşük olan yüzde 3,3 olarak tahmin edildi. Ayrıca bu, “aşağı yönlü revizyonların yüksek olması” gibi daha başka riskleri de işaret ediyor. Son olarak, yükselen piyasa ekonomilerinin (EME), Türkiye ve Arjantin’deki krize bir son verilmesi ve en iyi yıllarında olduğundan çok daha düşük bir oranda olsa bile Çin’deki büyümenin istikrarının sağlanması umuduyla, daha önce yaptıklarından daha az kötü bir performans göstererek gelişmiş ekonomilerin düşük performanslarını sadece marjinal olarak telafi etmesi bekleniyor.

Bu değerlendirme ve öngörü, sadece mevcut konjonktür hakkında söylediklerinden değil, başka iki nedenden dolayı da önemlidir. Bunlardan ilki, IMF’nin, 2008 küresel mali krizinden beri dünya ekonomisinin düşük, “yeni normal” büyüme oranından gerçek ve sağlam bir toparlanmanın henüz gerçekleşmediğini kabul etmesidir. İkincisi, bu değerlendirmenin, dünyadaki politika yapıcıların Büyük Durgunluğa işaret ederken kullandıkları sıfır veya negatif faiz oranları ile parasal genişlemeyi birleştiren gevşek bir para politikası olan temel önlemi sona erdirmek için uğraştıkları zaman yapılmış olmasıdır. Bu önlemler büyümeyi çok az etkiledi, ancak spekülasyonları artırdı ve sürdürülemez varlık fiyatı enflasyonuna katkıda bulundu.

Gelişmiş ülkelerin merkez bankaları şişirilmiş bilançoların sorumluluğunu yüklenmiştir ve gevşek para politikalarından sadece enflasyon yüksek olduğunda (aslında yüksek olmayan) vazgeçmeyi kabul etme mantığına rağmen faiz oranları, bu merkez bankalarının “geleneksel olmayan para politikalarında” ısrarcı olmayı meşrulaştıramayacakları kadar düşüktür (sıfıra yakın veya negatif). Ancak, bu merkez bankaları veya gelişmiş ulusların hükümetlerinin kronik durgunluk için kalıcı bir çözüm bulamamış olmaları gerçeği, vurguyu parasal alandan mali alana kaydırması gereken bir alternatif sunamadıkça, yavaş büyüme konusunda her derde deva olduğunu iddia ettikleri bu politikaları tersine çevirmeyi meşrulaştırmalarını da zorlaştırıyor.

ABD’de Trump’ın, Federal bütçe açığını arttıran vergi kesintileri ve harcama artırımının etkileri yavaş yavaş yok ortadan kalktığı için, sakin bir hızla koşan bir ekonomi yavaşladı. Bu, ABD Merkez Bankasını, daha önce açıkladığı bir sonraki faiz artırımı oranlarını geri alabileceğini açıklamaya zorladı. Geçtiğimiz Aralık ayında Fed, yıl içinde dördüncü kez politika faiz oranını attırdığını (yüzde 2,25’ten 2,5’e) ve diğer üç artırımın da yüzde 3-3,25 aralığında belirlenebileceğini açıkladı. Ayrıca, her ay 30-50 milyar dolara kadar tahvil ve menkul kıymet satarak şişirilmiş bilançosunu rahatlatmaya devam edeceğini belirtti. Ancak Mart ayında, “ekonomik faaliyetin büyüme oranının dördüncü çeyrekte sabit oranından daha yavaş” olduğunu belirten Fed, faiz oranlarındaki yükselişi durdurmaya ve elinde bulundurduğu tahviller için planlanan aylık daralmayı azaltmaya karar verdi.

Avrupa’da da benzer bir ruh hali mevcut. Avrupa Merkez Bankası, bankalara, yılda 7,5 milyar Euro’ya mal olacağı tahmin edilen yüzde eksi 0,4-0,6’lık bir oranda vergi getiren mevduat faiz oranı uygulayarak faiz politikasını değiştirmeyeceğini resmi olarak ilan etti. Ayrıca, geri çekileceğini vaat ettiği tahvil alım programını sürdürmeyi de taahhüt etti.

Bu eğilimler, ABD’nin Avrupa ve Çin’le başlattığı ticaret savaşının nasıl ve ne ölçüde tırmandığı konusunda belirsizliğin bulunduğu ve bununla birlikte Brexit’in istikrarsız versiyonunun yatırımcı duyarlılığı ve büyümeyi etkilemesinin muhtemel olduğu bir zamanda görülüyor. IMF’nin görüşüne göre, “ABD-Çin ticaret anlaşmazlığındaki genişletilmiş ateşkes memnuniyet verici bir mola sunmuşken” politika zemini, “Brexit müzakereleri, İtalyan bütçesi üzerine tartışmalar, Meksika’nın yeni yönetiminin politika yönelimi değişiklikleri, ABD federal hükümetinin çalışmayı durdurması ve ABD’nin İran politikasını” içeren karışık liste sebebiyle “başka açılardan çalkantılıdır”. Bunların herhangi birinin veya hepsinin olumsuz bir etkisi varsa, o zaman başarısız bir parasal tepkiye saplanıp kalmak bir işe yaramayacaktır. Sadece G8 değil, G20 hükümetleri de Trump’ın kitabından bir yaprak koparmak ve 2008’de Büyük Durgunluğun başlamasından hemen sonra çok etkili bir şekilde gerçekleştirdikleri, ancak kamu açıkları ve borçları artırdığı için finansal kesimlerden gelen muhalefet nedeniyle terk ettikleri zamanki gibi agresif bir maliye politikasını başlatmak zorunda kalacaklar.

Bu, hükümetler tarafından benimsenen proaktif mali duruş konusundaki tereddütleri dikkate alındığında, IMF’yi bir çıkmaza soktu. IMF’nin hükümetler açısından tercih ettiği politika uyumlu para politikalarına bağlı olmaları ve ABD açısından tercih ettiği politika ise korumacı eğilimleri uzak tutmak için sağduyulu olması ve ticari saldırganlıktan vazgeçmesidir. IMF’ye göre “çok uluslu düzeyde” potansiyel üretim artışını geliştirmek için “temel öncelik, ülkelerin ticari anlaşmazlıkları, yavaşlayan bir küresel ekonomiyi daha da istikrarsızlaştıracak bozucu engelleri artırmadan işbirliği içinde çözmeleridir”. Fakat bu, dünya ekonomisini 2008’in derinliklerine ya da daha da aşağıya götürebilecek bir çözülme tehdidini barındıran bir durumda yeterince iyi bir çözüm değildir.

IMF, “Makroekonomik ve maliye politikasının hasılanın potansiyel düzeyinin altına düşebileceği ve politika desteğinin geri çekilmesi gerektiği yumuşak bir düşüşü kolaylaştıracağı olası bir yavaşlamayı engellemeyi amaçlaması gerektiğini” kabul etmektedir. Dolayısıyla, IMF başekonomisti Gita Gopinath, görünmekte olana gönülsüzce teslim olarak hali hazırda kötüye giden bir ekonomideki aşağı yönlü risklerin gerçekleşmesi halinde durumun “ülkelere özgü olsa bile senkronize, uyumlu bir para politikası ile desteklenecek iktisadi bir uyarı gerektirebileceğini” kabul etmektedir. IMF’nin Görünüm değerlendirmesinde, ülkelere, mali bir tepkinin de sınırlı tutulmasına rağmen, hem para hem de maliye politikası önlemleri kullanma çağrısı yapan tavır budur. Benimsenen tavrın, bir ülkedeki kamu maliyesinin durumunu dikkate alması gerektiği anlamında ülkeye özgü olması gerektiği konusunda uyarmaktadır. Bu nedenle maliye politikası “talebi desteklemek ve kamu borcunun sürdürülebilir bir patikada kalmasını sağlamak arasındaki ödünleşmeyi yönetmeyi amaçlamalıdır. Mali konsolidasyona ihtiyaç duyulduğunda ve para politikası sınırlı olduğunda yakın-dönemli büyümeye zarar vermesini ve korunmaya muhtaç kimseleri koruyan programların bitmesini engellerken hızı, istikrarı korumak için ayarlanmalıdır.” Bu tür bir dikkatle, IMF genişleme yerine kemer sıkmadan küçük bir adım uzakta olmayı sürdürüyor.

Koordine edilmiş bir mali uyaranı zorlama gereğinin bu gönülsüz kabulü sadece IMF’yi karakterize eden kör muhafazakarlığı yansıtmıyor, aynı zamanda durgun, düşük enflasyon ortamındaki genişleyici bir mali duruşun uzun vadeli küresel hedeflerin gerçekleşmesine yardım etmek için sunduğu fırsatın görülmesindeki başarısızlığa işaret ediyor. İster devletlerin taahhüt ettiği Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri olsun ister iklim değişikliği ile ilgili hafifletme ve uyum zorluklarını ele alma konusundaki artan aciliyet olsun, finansman önemli bir konudur. Birçok kişinin belirttiği gibi, kamu harcamalarını bu gündeme yönlendirerek, erdemli bir küresel ve yeşil yeni anlaşmanın kabul edildiği insani gelişme hedefleri gerçekleştirilmeye çalışılırken, dünya ekonomisini kronik bir durgunluktan çıkarma görevi yerine getirilebilir.

[Bu metin networkideas.org’taki orijinalinden Türkçe’ye Ekin Değirmenci tarafından PolitikYol için çevrilmiştir.]