Kapitalizmin içinde bulunduğu, büyük bir üretim daralmasına ve işsizlikte artışa neden olan  krizin pandemiden kaynaklandığı ve pandemi sona erdiğinde işlerin “normale” döneceğine dair yaygın bir görüş var.

Bu görüş iki nedenden dolayı tamamen hatalıdır. Birincisi, ki bu köşede sık sık tartışılıyor, pandemiden önce bile dünya ekonomisinin yavaşlıyor olmasıyla ilgilidir. Aslında konut balonunun patlamasını izleyen 2008 finansal krizinden bu yana dünyanın reel ekonomisi hiçbir zaman tam olarak toparlanmadı. Küçük çaplı toparlanmaları izleyen hızlı çöküşler; ve Donald Trump’ın zafer gösterisini teşvik eden Birleşik Devletler’deki düşük işsizlik oranları 2008’den sonra azalan işgücüne katılım oranıyla büyük ölçüde açıklanabilirdi. Aslında, finansal krizin arifesinde geçerli olduğu gibi, 2020’de (pandemiden hemen önce) aynı işgücüne katılım oranı olduğunu varsayarsak, ABD’deki işsizlik oranı resmi olmayan rakamlarda bahsedilen yüzde 4’ten daha düşük [orana] kıyasla yüzde 8 daha yüksek olurdu.

Bu yavaşlama, sırasıyla, üretimde iktisadi artığın payını, hem ülkeler içinde hem de dünya düzeyinde, emek üretkenliği vektörü artmış olsa bile reel ücret oranı vektörünü sabit tutarak büyük ölçekte arttıran neoliberal kapitalizmin operasyonunun bir sonucu oldu; ve artık payındaki bu artış veya ücretlerden artığa doğru bu kayış tüketim malları için toplam talep düzeyini ve dolayısıyla, işçiler, artık elde edenlere göre birim gelirlerinin daha fazla miktarını tüketim için harcadığı için toplam talebi düşürdü.

Pandemi bu bağlamda ortaya çıktı, dolayısıyla sona erse bile, dünya, yine de, salgından çok daha önce onu yutmuş olan aşırı üretim krizine takılı kalacak. Bu krizden kurtulmak için Devlet harcamalarını, bu harcamaların kapitalistlerden alınacak vergiler veya mali açık ile finanse edilmesi koşuluyla, kullanmak elzemdir; işçilerden alınacak vergiler ile finanse edilen Devlet harcamaları işe yaramayacaktır çünkü işçiler gelirlerinin büyük kısmını her halükarda tüketir, bu nedenle, Devlet talebi, toplam talebe eklenmeksizin, yalnızca işçilerin talebini ikame eder.

Ancak, finans kapital ne mali açıklar, ne de kapitalistlerden alınan vergilerden hoşlanmaz dolayısıyla kriz karşıtı bir tedbir olarak Devlet harcaması reddedilmiştir. Bu, pandemi geçtikten sonra bile, yalnızca krizin devam edeceğini değil, aynı zamanda en azından neoliberal kapitalizm sürdüğü müddetçe herhangi bir tedbir alınmayacağı anlamına da geliyor. Bu kriz bu nedenle neoliberal kapitalizm için bir çıkmazdır.

Ancak, pandemiden kurtulduktan sonra bile kapitalizmin neden bir kriz içinde saplanıp kalacak olmasının bir nedeni daha var; ve bunun, tüketim mallarına olan talep pandemiden önce olduğu noktaya doğru iyileşse bile yatırım malı üretimi daha önce olduğu düzeyin altında kalmaya devam edecek olmasıyla ilgisi var ve bu gerçek, aynı zamanda tüketim malı üretiminin de pandemiden önceki seviyesine geri dönmemesini sağlayacak. Bu, bir ekonomi, pandeminin dünya ekonomisi için ifade ettiği türden büyük bir şok yaşadığında olan şeydir.

Bir örnek konuyu netleşirecek. Pandemiden önce ekonominin yıllık yüzde 2 oranında büyüdüğünü varsayalım. Dolayısıyla yüzde 2 büyüme oranı bekleyen kapitalistler sermaye stoklarını da yüzde 2 arttıracaklar. Eğer sermaye stoku 500, ürün 100 ise yatırım 10 ve tüketim 90 [birim] olur. Vergilendirme sonrası kȃrları ve vergilendirme sonrası toplam özel gelir içindeki vergilendirme sonrası ücret ödemelerinin payının yarı yarıya (50:50) olduğunu varsayalım; ve ücretlerin tamamı ile kȃrların yüzde 75’i tüketilsin. Eğer kamu tüketimi (basitlik için denk bütçe varsayımı yapıyoruz) 20 olursa, 90 [birim] olan tüketim kamunun 20, kapitalistlerin 30 ve işçilerin 40 [birim] tüketmesi şeklinde bölüşülecektir.

Şimdi, argümanın yararına, pandemiden sonra tüketimin 90 [birim]e yükseleceğini varsayalım. Bunun tamamı ilave yatırım gerektirmeden mevcut sermaye stoku ile üretilebilir. Dahası kapitalistlerin gelecek yılda üretimin yüzde 2 artacağını beklemeleri gerektiğinin mantıklı bir nedeni yok;  dolayısıyla sermaye stoklarına pandemiden önce yaptıkları gibi 10 [birim] eklemezler. Sermaye stoklarına yalnızca 5 [birim] eklediklerini ve sermaye stoklarına herhangi fazla bir ekleme yapmaya karar vermeden önce ne olacağını görmek için bekleyeceklerini varsayalım.

Böyle bir durumda iki şey olacaktır. Birincisi, sermaye malı sektöründe, üretim pandemi öncesi düzeyinin yalnızca yarısı olacaktır; aynı şekilde sermaye malları sektöründe kapasite kullanımı da pandemi öncesinde olduğunun yalnızca yarısı olacaktır. İkincisi, 90 [birim] tüketim talebi bile sürdürülemeyecektir. Bazı oranları yukarıdaki gibi varsayarak, özel tasarruflara eşit olması gereken 5 [birimlik] bir yatırım yalnızca 55 [birim] toplam tüketim (20 [birim] kamu tüketimi + 15 [birim] kapitalistlerin toplam vergi öncesi karı olan 20 [birimin] dışında + 20 [birim] işçiler) yaratacaktır. Toplam üretim, 55 [birim] tüketim ve 5 [birim] yatırımı eşitleyerek yalnıaca 60 [birim] olur.

Böylece, dünya ekonomisinin erişeceğini varsaydığımız 90 [birim] tüketim gerçekleşmeyecek bile. Tüketim malı sektörünün kapasite kullanımı pandemi öncesindeki düzeyinin yüzde 61’i olacak (55 / 90). Bu, pandemi öncesine kıyasla yatırım malları sektöründe kapasite kullanım oranından daha yüksek olacaktır (aslında, şimdi daha önce olduğunun sadece yüzde 50’si olacak).

Kapitalist sisteme dışsal herhangi bir şiddetli şokun bu etkisi vardır, yani yatırım yalnızca uzun bir süre sonra toparlanıyor; ve tam olarak bu nedenden ötürü tüketimdeki toparlanma bile, yatırımın toparlanmasından daha az gecikmeli olsa da, oldukça uzun zaman alıyor.

Diğer bir deyişle, pandemiden önce dünya kapitalizmini içine çeken bir aşırı üretim krizi olmasa bile, pandeminin temsil ettiği katıksız şok sistemi uzun bir süre kriz içinde bırakacaktı. Pandemiden önce gelen bir aşırı üretim krizinin varlığı işleri sadece daha kötü hale getirir.

ABD’de 1930’ların Büyük Bunalım’ından kurtulma sürecinde olan tam olarak buydu. Roosevelt’in kamu harcamasını arttıran Yeni Düzen’inin bir sonucu olarak tüketim malı sektörü yatırım malı sektörüne kıyasla daha hızlı toparlandı. Yatırım malı sektörünün toparlanması, ancak, Büyük Bunalım’dan çıkışın savaş ile mümkün olabilmesinin gerekçesi olan savaşa hazırlık için silahlanma harcamalarında bir artış olduğunda gerçekleşti.

Ancak Yeni Düzen, en azından tüketim malı sektörünün savaştan önce bile biraz toparlanmasının nedeni olan daha fazla kamu harcaması anlamına geliyordu. Bugün küreselleşmiş olan finans kapital herhangi bir ekonomide, toplam talebi arttırabilmesinin yegane iki yolu olan kapitalistleri vergilendirerek veya mali açığı büyüterek daha fazla kamu harcamasına izin bile vermez. Bu nedenle, tüketim malı setöründeki bunalım bile 1930’lardakinden çok daha uzun sürecek, dolayısıyla, dünya kapitalizmi çok uzun bir süre boyunca uzun süreli bir krize batmış olarak kalacak.

Hindistan gibi, hükümetin finans kapitalin buyruklarına kölece boyun eğdiği bir ekonomide toparlanma beklentileri çok daha kötüdür. Hükümetin ekonomiyi canlandırmak için aldığı önlemlerin hiçbiri talep konusunu ele almıyor, çünkü hükümet krizin yetersiz toplam talepten kaynaklandığını anlamıyor. Aslında, hükümet önlemleri toplam talep eksikliğini arttırarak krizi hafifletmek yerine onu kötüleştirecek şekildedir. Ancak kriz kötüleştikçe hükümet emekçilere karşı çok daha güçlü bir şekilde baskıya başvuracak ve kendi ortak gündemini yoğunlaştıracaktır.

[www.networkideas.org’taki orijinalinden Türkçe’ye Ekin Değirmenci tarafından PolitikYol için çevrilmiştir.]