Bu notlar daha önce (Peoples’ Democracy, 30 Haziran, 2018)  kapitalist ekonomiler gibi aşırı üretim krizleri olmayan bir zamanların sosyalist ekonomileri hakkında belirtilen bir hususu açıklığa kavuşturmak içindir.

“Aşırı üretim krizleri”ne, yani talebe göre “aşırı üretim”den kaynaklanan krizlere sahip olmak kapitalizmin doğasında vardır. “Aşırı üretim” talebe göre gitgide daha fazla malın üretilmesi, dolayısıyla satılmayan stokların birikmesi anlamına gelmez. Bu sadece başlangıçta kısa bir süreliğine olabilir, ama stoklar arttıkça üretim durgunluğa ve daha fazla işsizliğe neden olarak azalır. Kısaca “aşırı üretim” üretimin tam kapasite kullanılarak (veya istenen bir kapasite kullanımı düzeyinde) gerçekleşmesi halinde üretlen miktarın talep eksikliği nedeniyle satılamayacağı anlamında ex antedir. Fakat kendisini gerçeklikte durgunluk ve daha fazla işsizlik anlamında gösterir.

Bu gibi krizlerin doğası gereği devrevi olduğuna, yani belirli bir zaman dilimi sonrasında kendiliğinden tersine döneceğine inanmak yanlıştır. Aksine, klasik bir aşırı üretim kriziolan 1930’ların Büyük Bunalım’ı neredeyse on yıl sürdü ve nihayet savaş sayesinde, ya da kesin konuşmak gerekirse, ikinci dünya savaşına hazırlık için [yapılan] askeri harcamalar sayesinde [krizden] çıkıldı. 2008’den bu yana, yine, şimdiye kadar değişen yoğunlukta devam eden bir aşırı üretim krizi yaşanıyor. Dolayısıyla kapitalizm altında kendiliğinden kaybolan bir aşırı üretim krizi söz konusu değildir. Ancak Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa’daki eski sosyalist ekonomiler hakkında çarpıcı olan şey onların aşırı üretim krizlerinden azade olmalarıydı. Soru [neden böyle olduğudur].

Kapitalizmde aşırı üretim krizleri iki nedenden ötürü ortaya çıkar. Birincisi, kapitalizmde yatırım kararları talebin mevcut artışının ipucu olarak alındığı beklenen artışına dayalıdır: eğer talep yavaşlarsa yatırımlar sınırlanır. İkincisi, yatırım sınırlandığında tüketim ve dolayısıyla toplam gelir de sınırlanır, (buna yatırımın “çarpan” etkisi denir).

Sosyalizmde bu unsurların tamamı ortadan kaldırılmıştı. Yatırım, kȃrlılığın emirlerine göre değil bir plana göre gerçekleşiyordu; dolayısıyla talebin büyümesi herhangi bir nedenle yavaşladığında sınırlanan yatırım sorunu yoktu. Bu, yatırım düzeyinde hiçbir dalgalanmanın olmadığını söylemek değildir. Bununla birlikte bu dalgalanmalar kȃr beklentisine yanıt olarak değil ama, özellikle ikisinin önemli olduğu, bütünüyle dışsal nedenlerle ortaya çıkmıştır.

[Bunlardan] birisi tarımsal hasıla dalgalanmalarıydı. Tarımsal hasılanın mevsimle ilgili veya diğer [nedenlerden ötürü] düştüğü yıllarda yatırımlar, gıda fiyatları üzerine yukarı yönlü baskıyı engellemek amacıyla kısılırdı; buna paralel olarak tarımsal hasıla canlandığında yatırım da canlanırdı. Bununla birlikte bu yatırım dalgalanmalarının yatırımdaki kȃrlılık hesaplamaları ile ilgisi yoktu; planlı bir ekonomide bile [dalgalanmalar] kaçınılmazdı.

İkinci neden “yankı etkilerinin” çalışmasıdır. Örneğin, planlama döneminin başında, belirli bir tarihte pek çok yeni yatırımın toplu olarak tesis edildiğini varsayalım. Bu teçhizat parçaları birkaç yıl sonra toplu olarak kullanımdan çekilecek, bu da yatırım planını, dolayısıyla o zamanki reel brüt yatırımı arttıracak, böylece hem net yatırım hem de yerine koyma ihtiyaçları buna uyum sağlayacak. Bu nedenle yatırım rakamı istikrarlı bir büyüme sergilemeyecek ama dalgalanma gösterecektir. Ancak, [tekrarlamak gerekirse] bu dalgalanmaların yatırımdaki kȃrlılık ile ilgisi yoktu, dalgalanmalar yatırım geçmişi nedeniyle ortaya çıkmıştı.

Ancak, bu gibi yatırım dalgalanmaları gerçekleştiğinde, sosyalist ekonomiler bunların tüketim ve gelirde dalgalanmalara yol açmayacağından emindi, yani bu ekonomiler esasen kapitalizmi karakterize eden çarpan ilişkisini koparmıştı. Bunun nedeni, ekonomideki bütün firmaların kapasitelerini üretmelerinin istenmesi ve eğer yatırımların sınırlı olması nedeniyle talep düşükse ürettikleri ne varsa satılana kadar fiyatlarını düşürmelerinin istenmesiydi.

Bu “piyasayı temizleyen” fiyatlarda bazı firmalar hala kȃr elde edebilirken bazıları zarar edecekti; ama bu önemli değildi çünkü hem kȃr elde eden hem de zarar eden firmalar, zarar edenleri kȃr edenlerin kȃrından destekleyebilecek Devlet’e aitti. Ve, yatırım pozitif olduğu müddetçe bütün firma gruplarını bir araya getirdiğinde (aksi takdirde başka türlü olabileceğinden daha düşük olsa bile) her zaman net pozitif kȃr olacaktır.

Bu kapitalizmde olanlardan önemli bir kopuştu ve oradaki bir krizde hasılanın ve istihdamın neden düştüğüne ilişkin bir ipucu da veriyor. Kapitalizmde bir firma fiyatlar maliyetleri karşılamazsa üretim yapmaz; ve talep düşük olduğunda fiyatlar düşmez, çünkü [fiyatlar] oligopolcü firmalar arasındaki gizli anlaşma vasıtasıyla “yönetilmektedir.” Bunun yerine hasıla ve dolayısıyla istihdam arzı taleple eşitlemek ve kısaca biriken stokları ortadan kaldırmak  amacıyla azalır.

Konuya biraz farklı bakılabilir. Parasal ücretler ve istihdam veri iken fiyatlardaki düşüş, yani sosyalizmde yaşanan şey, toplam hasılada ücretlerin payında bir artış anlamına geldi; kısaca gelir dağılımı işçilerin lehine değişti. İşçiler aşağı yukarı ücretlerinin tamamını  tükettiği için, gelir dağılımında işçilerin lehine böylesi bir değişim toplam hasıladaki tüketimin payını arttırdı. Böylece sosyalist ekonomiler aşırı üretim krizlerini hiç deneyimlemedi çünkü bazı nedenlerden ötürü yatırım düşse bile hasıla değişmeden kaldı ve tüketim payı (işçilerin toplam hasıladaki payının artması yoluyla) yatırımdaki azalmayı telafi etmek üzere arttı.

Ancak bu kapitalizmde hiçbir zaman gerçekleşemez çünkü kapitalistler, yetersiz toplam talep durumunda bile hasıladaki paylarını azaltmayı ve işçilerin payında buna karşılık gelen artışı hiçbir zaman gönüllü olarak kabul etmez. Kapitalizmin aşırı üretim krizlerini deneyimlemesinin nedeni budur: burada, bir aşırı üretim durumunun üstesinden gelmek için kapitalistlerin kendi paylarını azaltmayı ve buna karşılık işçilerin payını arttırmayı kabul etmesinin söz konusu olmadığı durumda gelir dağılımı yoğun bir sınıf mücadelesi meselesidir.

Kapitalizmde çalışan yatırımdaki bir azalmanın tüketimde ve dolayısıyla toplam hasılada bir azalmaya neden olduğu “çarpan” gelir dağılımının uyarlanabilir olmamasından dolayı oluşur. Diğer bir deyişle “çarpan” kapitalistler ve işçiler arasındaki göreli payların veri olmasını esas alır. Aslında kapitalizmde yetersiz talep sorununu telafi etmek için işçilerin payının artmasından çok, kriz dönemlerinde eğilim tam tersidir, yani, ilk önce krize neden olan azalmış yatırım durumunda, ücretleri kısmak ve kar payını arttırmak aslında krizi şiddetlendirir. “Çarpan” analizinin ileri sürdüğü gibi, bu gibi bir durumda yatırımda yüzde 10 ‘luk bir düşüş hasılada yüzde 10’luk bir düşüşe neden olmaz, ama hasılada, (ücretlerin kısılması nedeniyle) işçilerin payında bir düşüş vasıtasıyla tüketimde ilave bir sıkışma nedeniyle, yüzde 10’dan daha fazla, mesela yüzde 15’lik bir düşüş yatırımdaki düşüşün üzerine eklenir.

Aşırı üretime doğru gidişi telafi etmek amacıyla işçilerin göreli payının artmasına fırsat verilmediği gerçeği, ki bu kapitalizmin temel bir karakteristiğidir, aynı zamanda onun bir sistem olarak yüksek akıl dışılığını da gösterir. Bu, sistemin bu fazlayı, eskisi gibi işçilere daha fazla vererek önlemek için üretmek yerine daha fazla atıl kapasite ve işsizliğin olmasını, yani talep eksikliği karşısında üretken kaynakların boşa harcanmasını tercih ettiğini gösterir. Bu bakış açısından, boşa harcanan kaynaklar bu kaynakları işçilerin tüketimini arttırmak için kullanmaktan daha çok tercih edilir. Doğru, planlı bir sistem olmadığı için [kapitalizm] bu hesaplamaları bilinçli yapmaz; ama doğasında var olan eğilimlerin anlamı budur. Sosyalizm, bir krizin yol açtığı herhangi bir israfı veya durgunluğu, işçilerin tüketimini uygun bir şekilde arttırarak engeller. 

Sovyetler Birliği’nin çöküşü tarihin gerisinde kaldığında, insanlar, birçok sınırlamalarına ve kusurlarına rağmen işsizlikten, aşırı üretim krizlerinden ve kapitalizmin akıl dışılığından azade olan bu sistemin var olduğunu giderek daha fazla unutuyor.

(Bu yazı ilk olarak 16 Şubat 2020’de People’s Democracy’de yayımlanmıştır.)

[www.networkideas.org’taki orijinalinden Türkçe’ye Ekin Değirmenci tarafından PolitikYol için çevrilmiştir.]