1. Son aynı zamanda bir başlangıçtır da. Koronavirüs krizi [kapitalizmin] dehşetini açığa çıkarırken ve onu cisimleştirirken, kapitalizm kendi cansuyunu daha fazla çekip çıkarmada(extraction) bulur. İşçilerden değerin veya topraktan petrolün değil, kendi devamlılığının politik koşullarının çekip çıkarılması. Kapitalizm sömürücü özel normları meşrulaştırmak için eşitlikçi kamu gücüne dayanır. İdeal olarak kamusal siyasal alan toplumsal artığı yaratanların –işçilerin- bunun nasıl kullanılacağını tartıştığı bir yer olurdu. Fakat, satın alınmış politikacılar tarafından düzenlenen ve kamusal muhalefete rağmen geçirilen CARES Yasası gibi şirket kurtarmaları, bu artığın fiili kontrolünün piyasanın özel sınırları içerisinde kalmasını sağlıyor. Siyasal güç yine müştereklerden ve tam da en çok ihtiyaç duyulduğu anda çekilmekte.
  2. Kapitalizmin günlük yaşam ile bütünleşmesinin kapsamı aynı zamanda onun bağımsızlığının da bir ölçütüdür. Örneğin, endüstriyel tarımın, işverenlerin ücretleri düşük tutmasına ve yine de işçilerin açlık çekmemesini sağlamasına olanak veren ucuz gıdayı üretmesi nedeniyle emeği tamamen sömürmesi gerektiği iyi bilinir. Ancak kapitalizmin içsel bağımlılığı aynı zamanda onun iklim ile alakalı dışsallıklarına da uzanır; ucuz gıda kısmen ucuz olabilir, çünkü kapitalizm bilançolarında inekler tarafından üretilen metanı veya tarım alanından temizlenen karbon yutaklarını kapsamaz. Hem Big Mac’leri hem de eriyen buzulları yalnızca sistemin talihsiz sonuçları değil, aynı zamanda yapısal olarak da zorunlu kılan şey budur.
  3. Diğer bir deyişle, iklim değişikliği, kapitalizmin yalnızca dolaylı olarak sorumlu olduğu birşey değildir. Kapitalizm tarafından, ikincisinin özel kazanımlarının toplumsal maliyetlerini layıkıyla ödemeyi reddetmesinin mantıklı bir sonucu olduğu önceden belirtilir. İklim krizi –artık o şirketlerin bilançolarını etkilemeye başlayan birşey olarak- Jason W. Moore’un yazdığı gibi o ödenmemiş maliyetlerin nihayetinde ödenmesi gerektiği gerçekliğidir. Koronavirüs krizi benzer bir gerçekliği temsil ediyor. İklim değişikliği gibi, büyük ölçüde kapitalizm [buna] yol açıyor- endüstriyel tarım-teşvik edilen yaşam alanı kayıpları hastalığı yayıyor, kar amacı güden yeterli malzeme ile donatılmamış hastaneler hastaları korunmasız bırakıyor. Ama bu aynı zamanda, işgücünü yeniden üretmeyi, tedarik zincirlerini devam ettirmeyi ve ürün ve hizmetler için efektif talebi sürdürmeyi zorlaştırdığı kapitalizmin azalan karlarına da katkıda bulunuyor. COVID-19 krizinin kısmen iklim değişikliği tarafından kolaylaştırılmasına rağmen, [COVID-19’un] iklim değişikliği için bir metafor olarak da görülmesinin nedeni budur.
  4. Yaygın tahayyülde kapitalizmin en yaygın imajı – çok düşük ücretler için çalışıp çabalayan fabrika işçileri, mükafatı toplayan fabrika sahipleri- kapitalizmin dehşetinin gerçek boyutunu açığa çıkardığı gibi gizlemektedir de. Bu imajda gösterilmeyen [şey] kapitalizmin kendisinin neyi reddettiğidir: içerdiği hırsızlık nedeniyle kabul edemeyeceği daha derin ama aynı derecede önemli sömürü biçimleri yalnızca sözleşmeye bağlı olmaktan ziyade karşılıksızdır (ücretli işçilerin düşük ücret ödenmesine “razı olması”, vb). Bunlar “resmi” ücretli işgücünün yeniden üretimi için önemli olan (çoğunlukla) kadınların karşılıksız bakım emeğini; kamusal artığın özel iktisadi kontrolünü sağlayan yasaların güvenceye alınmasını; insanın dışındaki doğadan hammaddelerin yağmalanmasını; ve günümüz kapitalizminin – arazinin çitlemeler yoluyla ele geçirilmesi, insan emeğinin sömürgeci kölelik ile ele geçirilmesi- ile etrafı çevrili saraylarını inşa etmeye devam etmesini, Marx’ın ilk birikim dediğinin bütün tarihini içerir. Moore’dan aktaracak olursak, Manchester’ın tekstil işçilerinin ardında Mississipi’nin pamuk toplayıcıları vardır.
  5. Yüzyıl boyunca COVID-19 gibi krizler ve iklim değişikliği ile ilgili facialar daha sık gerçekleşecek. Talep ettiği iş karşılığında yeterli ödemeyi yapmadığı için, içsel olarak kesinlikle krize yatkın olan kapitalizmin bakış açısından bununla ilgili hiçbir şey şaşırtıcı değildir. Bu, yeni sınırları sömürme becerisinin kısmen hızla azaldığı bir sistemin, öngörülebilir bir sonucudur, çünkü daha önceden dışsallaştırabildiği maliyetler (atmosferdeki karbon, türlerin yer değiştirmesi) sistemin kendisini etkilemek üzere geri dönüyor. Baskılanan geri dönüyor.
  6. Yine de bu, bizim virüs olduğumuz ve COVID-19 ile iklim değişikliğinin dünyayı, gerçek sorun olan insandan arındırmak için ortaya çıktığına dair Malthusgil iddiayı desteklemek değildir. Bu diyalektik olmayan yol ile insan dışındaki doğaya temsiliyet vermenin ve amaç belirlemenin kendisi, açıklığa kavuşturan bir hareket olmaktan çok yanlış yerde olan kendinden nefret etmenin yansımasıdır. Virüs ve iklim değişikliğinin insanın kibri ile ilgili söyleyecek birşeyi olduğunu kabul edersek, bu, yalnızca sermayenin şiddetini ve dünyanın kar-odaklı çitlenmesini bile bile sürdüren insanların kibridir.
  7. İklim sermayeden ayrı birşey olarak değil, onun tarafından zaten içselleştirilmiş birşey olarak düşünülmeli; örneğin, ürün seçimi ve beslenme biçimleri bizim sorgusuz sualsiz kabul ettiğimiz, tümüyle uzun vadeli hava koşullarına bağlıdır. Bu nedenle normal iklime karşı bağışıklık kazandığımızı söyleyebiliriz, tıpkı bizim için görünmez olan ama aynı zamanda sermayenin içine bu şekilde yerleşmiş şeyler olarak da var olan çok sayıda hastalığa karşı bağışıklık sahibi olduğumuz gibi. Bu yeni hastalıklara ve yeni iklimlere adaptasyon dediğimiz şey, aynı zamanda bunların hem kültürel hem de siyasal içselleştirilmesidir. “Doğa” dediğimiz şey bizim bunu unutmamızın ideolojik yoludur.
  8. Kapitalizmin, iklimin ve hastalığın ağ gibi sarması yeni birşey değildir. Onbeş ve on altıncı yüzyılda, gelişmekte olan kapitalizm, ölümleri tüm dünyayı etkileyen değişmiş bir iklime dolaylı olarak katkıda bulunan yerli nüfusa hastalık getiren sömürgecileri Amerika’ya getirdi. Colombus’un varışından sonraki 150 yıl içinde hastalık ve sömürgeci şiddet o kadar çok yerli insanı –son tahminlere göre yüzde 95’ini- öldürdü ki, geniş araziler bir karbon yutağı haline geldi ve bu tarımsal verimi büyük ölçüde etkileyen küresel bir soğuma dönemine katkıda bulundu. Bugün, değişkenlerin yeniden düzenlendiğini görebiliyoruz: yeşil habitat, gezegenin değişen sıcaklığı ile birlikte hastalığın yayılmasını kolaylaştıran sermaye odaklı tarım uğruna temizlendi. Yine de bu karşılıklı bağımlılık ağlarına tek anlamlı giriş noktası, bu süreçleri harekete geçiren şeyin yeni sınırları araştırmak ve sömürmek zorunluluğu olan kapitalizmin kendisidir.
  9. COVID-19 birleştirici çalılıkların çoğu temizlendiğinde bile kontrol altına alınmasının zor olduğunu ispatlamış, söndürülmesi zor biyolojik bir yangındır. Ve bir kıvılcımın onu alevlendiren kuraklıktan daha az önemli olması gibi, hastalık da habitat kaybından ve onu insanlara yakınlaştıran türlerin yer değiştirmesinden daha az önemlidir. Bu kuraklıktan ve bu yer değiştirmeden sermaye kaynaklı iklim değişikliği sorumludur. Ancak eğer bir yangın çoğu zaman tek bir noktadan çevreye doğru yayılırsa, COVID-19 kurbanlar alevleri birbirine uçurduğu için küreselleşmenin araçları çoklu noktalardan yayılır. Oradan siyasi haklardan mahrumiyetin sınırları boyunca -kalabalıkların tutuşturması ve hapishanelerimizde, depolarımızda ve varoşlarda bulunan hareketsizlik ile- yayılıyor.
  10. İklim krizi, ve buna bağlı olarak COVID-19 krizi, kapitalizmin birikim için birikim amacı tarafından %99 üzerine uygulanan sürekli bir şiddet eylemidir. Bu demokratik bir kriz değildir; kurtların [önüne] atılan büyük ölçüde işçilerdir. Ama eğer burada umut varsa, bu, bu krizlerin aynı zamanda, haklarından mahrum edilen çoğunluğun kendilerine borçlu olandan kendi paylarını geri kazanmak için tersine ilham bulabildiği, yüzlerce yıllık olmasa da onlarca yıllık ekolojik sömürünün tırmandırdığı aynı türden Dünyevi isyanlar da olmasındadır. Bu gezegensel ve kamusal başkaldırının aracılarını, kapitalizmin insani ve insanın dışındaki doğaya karşı saldırılarını kabul edecek şekilde sıralamak olacaktır. Bu aynı zamanda en küçük yerleşim yerindeki emek mücadelesi ve diğer mücadelelerin en evrensel ve varoluşsal düzeydeki ekolojik mücadele ile bağlantısını vurgulayacaktır. Yaklaşan faciayı yalnızca bu ekososyalist temeller üzerinde anlayabilecek ve savuşturabileceğiz.

[Ekin Değirmenci tarafından NewPolitics’teki orijinalinden PolitikYol için çevrilmiştir.]