Shimla Emek Bürosu’ndan Oxfam Hindistan Ekonomisini İzleme Merkezi’ne kadar çok sayıda kurum Hindistan’daki korkunç işsizlik durumuna dikkat çekiyor. Buna rağmen hükümet sadece inkar etme durumunu sürdürmüyor, aynı zamanda kendi iddiaları ile ters düşen bütün resmi istatistikleri gizli tutuyor. Ama ayakkabıları dışardan görülebilen, perdenin arkasına saklanan meşhur hırsız gibi, hükümetin gizlenen istatistiklerin arkasına saklanması boşunadır; başka yerlerde yayınlanan kendi rakamları tıpkı hırsızın ayakkabıları gibi, gerçeği ortaya koymaktadır. Ve bu diğer yerler bilinmeyen kaynaklar değildir; kendi yıllık İktisadi Araştırması’nda öne çıkan tablolar arasındadır.

Özellikle Hindistan gibi bir ülkede işsizliğin her zaman karmaşık bir kavram olduğu konusunda net olmalıyız. Burada “çalışanlar” ve “işsizler” arasında basit bir ayrım yoktur, ama eksik istihdam, kısmi zamanlı çalışma, düzensiz istihdam, geçici istihdam ve benzeri kavramlar arasında büyük bir karmaşa vardır. Diğer bir deyişle çok az sayıda insan olmak istediği gibi tam zamanlı istihdam edilmektedir. Dolayısıyla istihdamdaki artış istihdam derecesindeki bir artış olarak anlaşılmalıdır. Ve bunun olup olmadığının açık bir göstergesi, reel gelirlerinde bir artış olup olmadığıdır.

İktisatçılar zaman zaman bunu belirtmek için “gelir istihdamı” kavramını kullanır. Herhangi biri işsizlik oranını işgücünün belirli bir eşiğin altında reel gelir elde eden [kısmının] bir oranı olarak ve işsizlikteki bir düşüşün, normal olarak diğer şeyler aynı iken, fazla kazanan nüfustan ayrı olarak, bu orandaki bir düşüşten oluştuğunu, çalışan nüfusun kişi başına reel gelirinin artması anlamına gelmesi gerektiğini gözünün önüne getirebilir. Aynı şekilde işsizlikteki bir artış kendisini çalışan nüfusun kişi başına gelirinde düşüş şeklinde gösterebilir. Dolayısıyla çalışan nüfusun “istihdamının derecesi” ve kişi başına reel gelirleri arasında bir örtüşme olduğunu öne sürebiliriz. (Bu günlerde çokça konuşulan “gelir transferlerini” açıkça dikkate almıyoruz; zaten tartışılan dönemde bunlar mevcut değildi.) O halde sorulacak soru şudur: Modi’nin iktidarda olduğu dönemde çalışan nüfusun kişi başı reel gelirine tam olarak ne olmuştur?

Çalışan nüfusun kişi başı reel gelirine ne olduğunu değerlendirmenin çok basit bir yolu var. İnsanlar daha iyi duruma geldiğinde çeşitli derecelerde daha fazla miktarda mal tüketir. İnsanlar daha iyi duruma geldiğinde talebi artan mallarda talebin gelir esnekliğinin pozitif olduğu söylenir; ve tahıllar bu tip mallardır, bu insanların daha iyi duruma geldiği zaman (en yoksullar elbette daha fazla tüketir) doğrudan daha fazla tahıl tükettiği anlamına gelmez, ama doğrudan ve dolaylı olarak daha fazla tahıl tüketirler, dolaylı olarak işlenmiş gıda ve (özellikle yemlik tahıllarda kullanılan kaba yemlerin üretiminde) hayvansal ürünler şeklinde tüketirler.

Hükümetin yıllık İktisadi Araştırması her yıl tahıl mevcudu hakkında veri yayınlar. Biz toplam tüketim rakamlarına sahip değiliz, ve bunu taıl mevcudu rakamlarından çıkaramıyoruz çünkü üreticilerin, tüccarın ve tüketicilerin stoklarına ilaveler bilinmiyor; ama biz tahıl mevcudu ve tüketim rakamlarının genellikle birlikte hareket ettiğini varsayabiliriz. İktisadi Araştırma’nın nüfus tahminleri tutarsızdır çünkü, nüfus sayımı yapılan yıllar için bir önceki yılın nüfusuna basitçe sabit bir sayı ekliyorlar; ama nüfus arttığı için bu sabit bir sayı değil bir önceki yılın rakamına eklenen sabit bir oran olmalıdır. Biz (birleşik bir yıllık büyüme oranı değil basit bir büyüme oranı varsayarak) böyle bir uyarlama yapıyoruz ve İktisadi Araştırma rakamlarına dayanarak toplam nüfus için kişi başına düşen tahıl varlığını hesaplıyoruz.

Bulduğumuz sonuç aşağıdaki gibidir. Modi hükümetinin her yılında, kişi başına düşen tahıl varlığı 1991’de ülkede neoliberal iktisat politikaları ilk uygulandığı zaman olduğundan açıkça daha düşüktür. Bu elbette Modi öncesi dönem için de geçerlidir, dolayısıyla liberalleşme öncesi ile karşılaştırıldığında daha yüksek gelir işsizliği oranı sadece Modi yıllarını değil, neoliberal politikaların izlendiği bütün bir dönemin olgusudur. Ama hatırlanması gerekir ki Modi, işsizlik oranlarını düşürme vaadiyle iktidara geldi. Modi yıllarındaki işsizlik oranı iktisadi liberalizasyon öncesinde olduğundan çok daha yüksek olmaya devam ediyor.

Ama yalnızca bu değil. Modi dönemindeki işsizlik oranları Modi’nin iktidara gelmesinden önceki [döneme] göre daha yüksek oldu. 2014’ü temel yıl olarak alabiliriz; ve elimizde bütün verinin bulunduğu birbirini izleyen her yıl için, sadece çalışan nüfus için değil toplam nüfus için kişi başına düşen tahıl varlığı 2014’te olduğundan daha düşük oldu; bu da 2014 yılı ile bile karşılaştırıldığında gelir işsizliğinin izleyen her yıl için açıkça daha kötü olduğu anlamına gelir.

Elimizde geçici rakamların olduğu 2017 yılı için, toplam nüfus için kişi başına düşen tahıl varlığının 2014 yılı ile aynı olduğunu bulduk. Ancak bunların yalnızca geçici veriler olduğu gerçeğinden ayrı olarak, meselenin İktisadi Araştırma’nın veri sağladığı toplam nüfus için kişi başına düşen tahıl varlığı değil, gelir işsizliğini değerlendirmek için uygun olan, çalışan nüfus için kişi başına düşen tahıl varlığı olduğu hatırda tutulmalıdır. Ülkede gelir eşitsizliğinin hızlıca arttığı veri iken, ve nüfusun daha iyi durumdaki kesimleri belirli bir zamanda, sadece doğrudan ve dolaylı olarak kişi başına daha fazla tahıl tüketmiyor, aynı zamanda, gelirleri arttıkça toplam tahıl tüketimi miktarı artıyor; geçici verileri kabul etsek bile, herhangi birisi, 2017’de bile çalışan nüfus için kişi başına tahıl varlığının 2014’dekinden daha düşük olduğu sonucunu çıkarabilir. Diğer bir deyişle, Modi hükümetinin her yılında çalışan nüfus için kişi başına düşen tahıl, Modi’nin iktidara geldiği 2014 yılındakinden daha düşük oldu. Kısacası, gelir işsizliğini liberalleşme öncesi düzeye indirmek şöyle dursun, Modi, iktidara geldiği 2014 yılı ile bile karşılaştırıldığında, gelir işsizliğinin kötüleşmesine başkanlık etti.

2014 ile karşılaştırıldığında Modi yıllarında kişi başına düşen kullanılabilir tahıldaki düşüşün başka bir sonucu daha vardır. Hindistan’daki yoksulluk kalori ölçütüne göre tanımlanır: kırsal alanda kişi başına günde 2200 kalori ve kentsel alanda kişi başına günde 2100 kalori. Sıradan insanların elde ettikleri kalorinin büyük bir kısmı (genellikle hayvansal ürünlere veya yeterli bakliyata bile erişemedikleri için aynı zamanda başlıca protein kaynağı da olan) tahıldan geliyor. 2014 ile karşılaştırıldığında kişi başına tahıl varlığındaki bir düşüş, zenginlerin böylesi bir düşüş yaşamadığını, aksine bir artış yaşadığını hatırda tutarak, Modi yıllarında yoksulluğun büyüklüğünün Modi’nin iktidara geldiği zaman olduğundan daha fazla olduğunu göstermektedir.

Hindistan’da kişi başına net tahıl varlığındaki bu düşüşün ciddiyeti, Hindistan’daki bu mevcudun halihazırda daha önce bile Çin’dekinin yarısı kadar olduğu gerçeği ile vurgulanmaktadır. NSS’nin düzenli olarak açıkladığı kalori ve protein alımı verilerinin son yıllarda artık erişilebilir olmadığı da yine önemlidir. Verilerin bu şekilde gizlenmesi (kısıtlanması) olağanüstü otoriterleşme davranışıdır. Bu yalnızca insanları yanlış yönlendirme girişimi değildir; Anayasal amacı halka hizmet etmek olan, onlardan bilgi saklamaması gereken bir hükümetin olduğu bir demokraside, üstün olanın ve bilgi edinme hakkı olanın halk olduğu gerçeğinin örtük olarak inkarı ile aynı anlama gelir. Bu, aynı zamanda yoksulluk ve işsizliği yaşayan insanların sadece onların koşulları ile ilgili istatistiklerin onlardan gizlenmesi nedeniyle [yoksulluk ve işsizlik yaşamadıklarını düşünmelerini] sağlayabileceğine inanmasından ötürü sıradışı bir aptallık davranışıdır da.

[Networkideas.org’taki orijinalinden Türkçe’ye Ekin Değirmenci tarafından PolitikYol için çevrilmiştir.]