Daha ABD Başkanı Donald Trump İran’a yaptırımları yeniden uygulama tehdidinde bulunmadan , orada iş yapma peşindeki yabancı yatırımcılar tedbirliydi. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani piyasa yanlısı gündemini hayata geçirmeyi başaramadı ve uluslararası siyasal gelişmeler İran’da şahinlerin elini güçlendiriyor.  

2017 yılı Aralık ayından bu yana İran’ın para birimi riyal değerinin üçte birini kaybetti. 10 Nisan’da hızlı değer kaybı hükümeti içeride kur işlemlerini askıya almaya ve 10 bin avrodan (12 bin dolar) fazla yabancı para mevduatı bulundurmayı yasa dışı ilan etmeye itti.  

Hükümetin bu hareketi, yetkililerin özel sektör döviz işlemlerine ve hatta sermaye çıkışına olanak tanıdığı otuz yıllık göreli liberal ekonomi politikası yapımı sonrasında elbette radikal bir değişikliği temsil ediyor. İran sadece, ABD Başkanı Donald Trump’ın kampanya vaadini yerine getirerek 2015 tarihli İran nükleer anlaşmasından çekilmesinin beklendiği 12 Mayıs sonrasında ABD yaptırımlarının yeniden yürürlüğe konmasından kaygılı değil. Daha ziyade ülke halihazırda Batı’yla uzlaşma umudunun solduğu yeni bir dünyaya uyum sağlıyor.  

ABD yaptırımlarının yenilenmesi tehdidinin halihazırda riyal krizi yaratmış olmasıyla Trump yönetimi, resmi olarak Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOPE) adıyla bilinen nükleer anlaşmayı İran’ın kendi balistik füze programı kadar nükleer programında da daha fazla kısıtlamayı kabul etmesi için ülkeyi zorlamak üzere kullanıyor. İran’ın daha evvelki, Ekim 2012’de gerçekleşen yüzde 200’lük bir riyal çöküşünden sonra bir yıldan daha az bir süre zarfında KOEP’i müzakere için masaya oturduğu göz önünde bulundurulduğunda hükümetin Trump’ın taleplerine boyun eğeceğine inanmak bütünüyle anlamsız değil.  

Ancak 2018, 2012 değil. Bugün İranlılar Batı’yla ve bilhassa ABD’yle ilişkilerini onarma konusunda çok daha az iyimserler. Bu nedenle eğer ABD, KOPE’ye göre yükümlülüklerinden vaz geçerse, İran liderlei için daha fazla tavizi gerekçelendirmek olanaksız olmasa da zor olacak.  

İranlılar aynı zamanda, Aralık ve Ocak aylarında büyük gösterilerin işaret ettiği üzere, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin daha fazla zenginlik temin etme yeteneği konusunda da daha az iyimserler. Ruhani’nin piyasa reformları ve Batı’yla daha fazla bütünleşme umutları yıkıldıkça, Ruhani, İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in “Batı’dan önce Doğu’yu tercih”ini benimseyerek yolunu değiştirmeye zorlanabilir. 

Sonuç, Ruhani’nin piyasa taraftarı, küreselleşme yanlısı reformlarına söylenip duran İran’ın şahinlerine uyacaktır. Güç kazanmaya başlayan tercih ettikleri strateji bir “direniş ekonomisi”ne doğru harekete geçmek. İlkin 2012’de Hameney tarafından önerilen bu yaklaşım ithal ikamesine dayanıyor ve İran’ın Batı ekonomilerine bağımlılığını azaltmak ve uluslararası yaptırımlar karşısında dayanıklılığını artırmak için yabancı yatırımdan ziyade yerel yatırımı destekliyor. 

Bir direniş ekonomisine olan ihtiyaç KOPE’yle ortadan kalkmış göründü. İki yıllık daralma sonrasında İran ekonomisi, uluslarası yaptırımlar sona erdiğinde, 2016’da güçlü bir şekilde geri geldi. Büyük oranda petrol ihracatının ikiye katlanması sonucunda ekonomi yüzde 12,5 oranında büyüdü. Ancak toparlanma sonrasında büyük ölçüde yavaşladı. 2017’de büyüme oranı yüzde 4’e indi ve gelecek yıllarda düşük kalması bekleniyor.  

Benzer biçimde İran ekonomisi KOPE yürürlüğe girdiğinden bu yana her yıl 600 bin yeni iş yaratırken bu istihdam İran’ın devasa gençler ordusunu massetmeye yetmedi. Aslında işsizlik şu an, özellikle genç ve üniversite eğitimi almış İranlılar arasında tüm zamanların en yüksek seviyesinde. 2016 sayımına göre üniversite eğitimi almış 20-29 yaş arasındakilerde erkeklerin yüzde 36’ı, kadınların yarısı işsiz.  

Yeterince istihdam sağlanamamasının bir nedeni İran liderlerinin ülke ortamını özel yatırım için uygun hale getirme açısından iyileştirememiş olması. 2018’de İran Dünya Bankası’nın “İş yapabilme” sıralamalarında bir önceki yılda olduğu gibi 124. sıradaydı. Liberalleştirici reformların önünde duran yerleşik güçlü çıkarlar sayesinde İran’ın ekonomisi her zaman olduğundan daha az rekabetçi kalıyor.  

Yine de İran’ın cansız performansının sorumluluğunun çoğu, ülkenin artan sorunlarına yanıt sunmayan Ruhani’nin ekonomi takımına ait. Ruhani, 2013 Cumhurbaşkanlığı kampanyasında söylemeyi sevdiği üzere refah kapısının anahtarını elinde herhangi bir zamanda bulundurduysa da, zamanında anahtar deliğini bulamadı.  

Ruhani’nin seçilmesinden neredeyse beş yıl sonra İran’ın bankacılık sistemi halen batık durumda. 2000’lerin gayrimenkul canlılığı sırasında birikmiş takipteki kredilerin yükü altında İran bankaları yaptırımlar nedeniyle 2012’den bu yana yatırım için kredi açamıyor. Mevduat çekebilmek için bankalar, eski mudilere ödemede yeni mevduatları kullanırken, enflasyon oranının yüzde on ya da daha fazlası faiz oranları öneriyor. Hükümet, bu Ponzi şemalarının birkaçını tespit etti ve kapattı. Ancak ülkenin batık bankalarının geri kalanı için tek seçenek başka bir gayrimenkul canlılığını beklemek. 

İşleri daha kötüleştirircesine, sürekli yüksek faiz oranları sabit yatırımı GSYH’nin yüzde 20’si civarına indirdi, ki bu işsizliği yaratmak için gerekenden en azından on puan daha az. Bu sırada GSYH’nin yüzde 3’ünden daha az olan kamu yatırımı, mevcut altyapıyı onarmak ve korumak için gereken miktarın pek yanına yanaşmıyor. Kayda değer yabancı sermaye girişi umutlarının azalmasıyla yatırımların toparlanması pek güçlü bir olasılık olarak görünmüyor.   

Trump’ın seçilmesi öncesinde dahi, projelerin altına imza atmakla birlikte gerçekten fon ayırma konusunda çekinen yabancı yatırımcılar İran’a dikkatli yaklaştılar. Uluslararası Para Fonu’na göre 2016’da, çeşitli projeler için 12 milyar dolar yabancı fon vaadinde bulunuldu ancak sadece 2,1 milyar dolar yatırım yapıldı. Artık hükümetin sermaye akımlarına yeni kısıtlamalar dayatmasıyla ülkenin yabancı yatırımcılar için çekiciliği daha da azalacaktır.  

Sermaye kontrolleri elbette muhafazakârların desteklediği “direniş ekonomisiyle” uyumlu. Muhafazakârlardan birisi [Parlamento ekonomi komisyonu başkanı Muhammed Reza Pour Ebrahimi] sadece birkaç ayda ülkeyi 30 milyar avronun terk etmiş olduğunu söyleyerek sermaye kaçışı korkusuna körükle gitti. Aslında daha gerçekçi rakam 10 milyar dolar.  

Her durumda KOPE’nin gelecek aylarda ortadan kalkıp kalkmayacağına bağlı olarak sermaye kontrolleri büyük bir geri dönüşün sadece başlangıcını teşkil edecek. Ekonomik karar alma piyasalardan hükümete kaydıkça, Ruhani’nin rekabetçi, küreselleşmiş bir İran ekonomisi yaratma girişimi kendisine zarar veren bir şeklide sona erecek.  

Djavad Salehi-Isfahani, Virginia Tech’te İktisat Profesörü, Kıdemli Araştırmacı, Brookings Ensitüsü’nde Küresel Ekonomi ve Kalkınma alanında kıdemli araştırmacı ve Kahire’de Ekonomik Araştırma Forumu’nda araştırmacıdır.  

[Project Syndicate’deki orijinalinden Ali Rıza Güngen tarafından PolitikYol için çevrilmiştir.]