Eleştirel sosyal bilimlerin devi ve çağdaş toplumsal hareketlerin değişmez dostu Immanuel Wallerstein 31 Ağustos’ta 88 yaşında hayatını kaybetti.

Immanuel Wallerstein’in ölümü sosyal bilimler için telafisi imkansız bir kayıptır. Şüphesiz yirminci yüzyılın en dikkat çekici ve uluslararası alanda daha fazla öne çıkan Amerikalı sosyoloğuydu.

Başlıca başarısı, hakkında eğitim gördükleri analiz birimini (ulusal toplumları) terk edip bunun yerine dünya sistemine (dünya ekonomisine ve egemen devlet sistemine) odaklanmaları için kendinden sonra gelen sosyologlara esin kaynağı olmaktı. Wallerstein, Fernand Braudel’in aşağıdaki kavrayışını izleyerek, dünya sistemi içerisinde artan bağımlılıklar ve karşılıklı bağımlılıkların, dünya sistemini ulusal toplum çalışmaları için daha iyi işleyen hipotezler yaratabilen bir analiz birimine dönüştüreceğine inandı.

Böylesi bir analitik kırılma ABD’de büyük ölçüde yanlış anlaşıldı. Bununla birlikte, çeşitli dillerdeki sosyal bilimlere aşina olan küresel ölçekte bir entelektüel olarak Wallerstein, bundan hemen hemen hiç etkilenmedi. Bağımsızlık öncesi ve sonrasında sömürgecilik karşıtı özgürlük hareketlerinin neredeyse tamamının liderleriyle arkadaşlık etti ve yeni bir bilimsel camia oluşturmaya yardımcı olmak amacıyla o ülkelerin sosyal bilimcileriyle projeler hazırladı. Sadece özel bir durumu hatırlayalım: Aquino de Brança’nın yöneticisi olduğu, yakın zamanda kurulmuş Eduardo Monlane Üniversitesi’nin Afrika Çalışmaları Merkezi.

Wallerstein kendini tamamen dünyanın ve en önemlisi özgürlüğünün yalnızca kapitalizm sonrası-sosyalist bir toplumda mümkün olabileceğine inandığı daha kırılgan toplumların kaderine adamış bir sosyologtu. 2001’den 2016 yılına [kadar] Dünya Sosyal Forumu’nda her zaman bizlerle birlikte olmasının nedeni budur. 2016 bizim son defa birlikte olduğumuz yıldır.

Bilimsel duruşu onun Batılı, Avrupa merkezci düşünceyi bütünüyle sorgulamasını sağladı ki bu bizim birçok yakınlığımızdan biridir. Coimbra’da ilk tanıştığımızda, epistemoloji üzerine yeni yayımlamış olduğum ince bir kitap, Um discurso sobre as ciências-1987 (Bilimler Üzerine Bir Konuşma)  üzerine yaptığı kapsamlı değerlendirmeyi hala hatırlıyorum. Hemen yöneticisi olduğu New York Binghampton Üniversitesi Fernand Braudel Merkezi’nin saygın Review dergisinde yayınlanmasını teklif etti.

Kısa bir süre sonra, “Sosyal Bilimlerin Önünü Açın” başlığını verdiği, Gulbenkian Komisyonu tarafından desteklenen Avrupa Merkezcilik karşıtı epistemolojiler ile ilgili büyük bir uluslararası projeyi yönetti. Immanuel Wallerstein’in Coimbra Üniversitesi İktisat Okulu’ndaki Toplum Çalışmaları Merkezi (Center for Social Studies-CES) ile olan ilişkileri kapsamlı ve etki alanı genişti. Araştırmacılarımızdan ve öğretim üyelerimizden biri, Carlos Fortuna Binghampton’dan, onun danışmanlığında doktora derecesini henüz aldı.

Wallerstein’in CES’e yaptığı ziyaretlereden birinde, Portekiz gibi ülkeleri nitelemek için yarı-çevre kavramının uygunluğunu fazlasıyla tartıştık. Portekiz’in, Avrupa’daki diğer ülkeler gibi, onları diğer kıtalardaki diğer ülkelerden ayıran özelliklere sahip olduğunu farkettik. Böylece kendi gerçekliğimize uyarlamak amacıyla yarı-çevre teorisini yeniden kurgulamak için çalışmamıza başladık. Sonuç, Portekiz toplumunu analiz etmenin en verimli yöntemlerinden biri oldu. Coimbra Üniversitesi’nin 2006’da Immanuel Wallerstein’e fahri doktora verme şerefine nail olmasını teklif etmemizin nedeni budur.

Immanuel Wallerstein’in anısını omurlandırmanın en iyi yolu hevesi, profesyonelliği ve bilimsel nesnellik ile dünyanın lanetine bağlılığı birleştirmeyi başardığı –bizi her zaman etkilemeyi başaran- mükemmel yöntemi hatırda tutarak çalışmalarımızı sürdürmektir.

[Bu metin orijinalinden Türkçe’ye Ekin Değirmenci tarafından PolitikYol için çevrilmiştir]