Yüzüncü yılında Uluslararası Çalışma Örgütü, Birleşmiş Milletler’den zehirli bir kadeh aldı: ILO’nun çalışma standartlarına tehdit oluşturabilecek bir kurumsal reform.

Geçtiğimiz on yıllar içinde Birleşmiş Milletler aşırı masraflı, bölünmüş ve verimsiz olduğuna dair sürekli eleştirilere maruz kaldı. Bu eleştirilere göre, üye devletlerin çoğunda görülen bütçe kesintileri döneminde BM örgütleri görevlerini yerine getirebilmek için kendilerini yeniden inşa etmeliler. Bu nedenle, 1990’lardan bu yana, daha az para harcarken BM sisteminin verimliliğini artırmak için çaba sarf edilmesi şaşırtıcı değil.

En yakın dönemdeki, ILO’nun da parçası olduğu, BM kalkınma sistemindeki reform Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerini (SKH) 2030 yılı itibarıyla yakalamayı amaçlıyor. Uluslararası Çalışma Konferansının etkili kalkınma işbirliği üzerine geçen yılki raporunda belirtildiğine göre ulusal hükümetlerin sağladığı resmi kalkınma yardımı tahmin edilen 1,5 trilyon dolar mevcut fon açığının sadece yüzde 6,4’ünü karşılarken, söz konusu hedeflere ulaşmak oldukça zor.

Fon eksikliğiyle başa çıkmak için BM “yenilikçi finansman mekanizmaları” üzerinde çalışıyor. Yaygın tanımlara göre bu stratejinin amacı iki ayaklı: ilkin (SKH’leri gerçekleştirmek gibi) belirli bir amaç için henüz ortada olmayan ek kaynaklar mevcut fonları genişletecek; ikinci olarak eldeki kaynaklar, özellikle risk yönetimi aracılığıyla ve desteklenen girişimlerin başarısını yatırımcıların elde edeceği finansal getirilere bağlayarak daha verimli kullanılacak.

Piyasa oyuncuları

Uygulama bunun anlamı, her seyde önce potansiyel yatırımcılar özel sektördeki piyasa oyuncuları olduğundan, kalkınma işbirliğinin metalaşmasıdır. Bu oyuncular yatırım yaptıkları girişimlerin toplumsal boyutu ya da sürdürülebilirliğini öncelikli olarak ele almazlar, daha ziyade bu girişimlerin finansal ve itibar açısından sonuçlarına bakarlar.

BM halihazırda çokuluslu şirketleri (Mastercard ve McDonald’s) dahil ettiği kamu özel işbirliklerine dayanan ortak girişimler başlattı ve bu fonlama yaklaşımını 2030 Gündeminde bahsedilen ILO dahil bütün aktörlerlere yaygınlaştırmak istiyor. Bugüne kadar ILO “yenilikçi finansman” konusunda çok fazla deneyime sahip olmadı ve etkisine dair kapsayıcı bilgi edinmek zor, çünkü çoğu program ilk aşamalarında. Yine de yatırımcılar ILO’nun en yetkin olduğu alanlara yoğun bir ilgi gösteriyorlar: Küresel Etki Yatırım Ağına göre, işbirliklerinin SKH’ler üzerindeki etkilerini izleyen yatırımcıların yüzde 82’si bu hedeflerden sekizincisi olan “İnsana Yakışan İş ve Sürdürülebilir Ekonomik Büyüme” alanını takip ediyorlar.

ILO çalışanların seslerini uluslararası alanda duyurması için mevcut tek forum. Başka hiçbir küresel örgütün yapısında, sadece uzman olarak değil ancak karar alıcı konumunda da, ulusal hükümetlerle birlikte işveren örgütleri ve sendikalar bulunmuyor. Söz konusu durum büyük bir fırsat sunuyor ancak aynı zamanda ağır bir sorumluluk getiriyor. ILO’nun merkezi önemdeki çalışma standartları uluslararası insan hakları kanonunun bir parçası haline geldiler. Ayrıca 1998’den bu yana, 187 üye ülke için yasal olarak bağlayıcı durumdalar. Bu haklar arasında örgütlenme özgürlüğü ve toplu sözleşme bulunuyor.

BM faaliyetlerinin özel fonlanması varsayımsal olarak fon açığını kapatabilecek ve yatırımcılar bakımından insana yakışan işleri teşvik edebilecek olsa da, ILO’nun toplumsal ve çalışma standartları açısından bir tehdide dönüşebilir. Özel finansörler, finanse edilen projenin kapsamını ve seçimlerini ve bu sayede BM sisteminde sendikaların rolünü de etkileyen ekonomik çıkarlar gereğince hareket ederler. ILO bu tür şirketler açısından bir BM kurumu olarak normatif bir değer taşımıyor, sadece amaca giden yolda bir araç.

Önemli Riskler

Daha esnek ve toplanan paraları kullanırken daha verimli olmak amacıyla daha az “tahsis edilmiş” fon kullanmak BM fonlama reformunun bir parçası. Teoride bu hoş karşılanacak bir gelişme olabilir ve iyi niyetle düşünülmüş olabilir. Ancak bu tarz bir fon toplama ILO’nun faaliyetleri açısından önemli riskler içeriyor. Farklı BM kurumları “kurumlar arası fonlar” için birlikte çalışacaksa, ILO, uzun erimli projelerinin rekabet nedeniyle başka kurumların kısa erimli ve bu nedenle daha görünür projelerinden geride kalmamasını sağlamak zorunda.

İşçi temsilcilerinin eğitimi ya da toplumsal işbirliğini desteklemek için diyalog projelerinin ilk sonuçlarını ve olumlu çıktılarını vermesi yıllar alıyor. Kuyuların kazılması, okulların yenilenmesi ve sömürülecek tarım arazisi yaratmak bununla karşılaştırıldığında çabucak halledilebilir. BM’nin kalkınma stratejisi sürdürülebilir olacaksa fiziksel altyapıyı olduğu kadar toplumsal dokuyu da desteklemeli. Bunu sağlamak ancak, fonlama özel ekonomik çıkarlardan yalıtıldığında ve sendikalarla ilgili çalışmalar dezavantajlı konuma itilmediğinde mümkün olabilir.

ILO aynı zamanda, sıra ulusal hükümetlerin BM kalkınma faaliyetlerinin kendi ülkelerindeki öncelik sıralaması konusunda söyleyeceklerine geldiğinde de ihtiyatlı yaklaşmalı. Yine ilkesel olarak ülkelerin katkısı BM projelerinin gelişmekte olan ülkelerin gerçekte ihtiyaç duydukları şeylere yakınlaşmasına yardımcı olabilir. Ancak uygulamada, nihai olarak sendika karşıtı hükümetlerin ILO’yu ülkelerinden uzak tutması için fırsat yaratarak sendikaların erişim ve etkilerinin kayda değer biçimde azaltıldığını görmek olasıdır.

Gücünü korumak

ILO bu kurumsal reformlar karşısında gücünü korumalı. Uluslararası fonlar toplandığında ya da harcandığında, toplu sözleşme hakkı dahil ILO’nun çalışma standartlarına saygı gösterilmeli. Eğer reform trendi BM’nin (farklı kurumların ortak hedeflerde uzlaşması anlamında) “Tek Vücutta Hizmet Vermek” sloganıyla örtüşecekse, ILO’nun söz konusu hedefleri kendi amaçları doğrultusunda biçimlendirmesi gerekiyor.

Örneğin, hangi kurum tarafından toplandığı göz önünde bulundurulmadan, neden BM fonları siyasal kararlarında toplumsal ortakları dışlayan ülkelere aksın? Bütün dünyada sağcı hükümetler iktidara geliyor: ILO’nun mensubu ve önemli finansörlerinden olan üç ülke, ABD, İtalya ve en son Brezilya son iki yılda sağcı milliyetçi hükümetlerin yönettiği yerler haline geldi. Sadece ILO’nun değil artık tehlike altında olan çok taraflı dünya düzeninin bir bütün olarak kaybedeceği şeyler bulunuyor.

ILO’nun siyasal bir kurum ve standart belirleyici olarak tarihsel başarıları halen son derece kıymetli. Ancak kurum gelecekte etkisini korumak istiyorsa temel ilkelerini ve itibarını savunmak zorunda. Bu nedenle ILO’ya evet, ancak doğru yolda giderse!

Lukas Hochscheidt Alman Sendika Konfederasyonu’nda Avrupa’da ve Uluslararası Sendika Politikaları Bölümü’nde araştırmacıdır.

(Social Europe sitesinden alınarak PolitikYol için Ali Rıza Güngen tarafından çevrilmiştir.)