Geçtiğimiz yıl Çin ve dünyanın geri kalanı arasındaki önemli farklılıkları keskin bir şekilde açığa çıkardı. Pandemi deneyimi bunun muhtemelen en uçta olan ve açık ifadesidir: Çin’in virüsün yayılmasını kontrol altına alma ve  herhangi önemli bir cinsin yeniden ortaya çıkmasını engelleme yeteneği, birkaç sapma dışında, neredeyse bütün ülkeler arasında benzersizdir. Bunun nedenleri ayrı bir çalışmayı kesinlikle hak ediyor, ancak kayda değer olan şey, Çin ekonomisinin 2020’nin ilk çeyreğindeki düşüşten bir kere daha görece hızlı bir toparlanma ile nasıl ilgili olduğudur. Bu, hemen hemen bütün büyük ekonomilere aykırı bir durumdur.

Farklılıklar, yakın zamana kadar Çin ile benzer eğilimleri yansıtan gelişmekte olan Asya’nın geri kalanında belirgindir, bunun nedeni bölgenin geri kalanının bu ekonominin yakın ve yoğun ticaret ve yatırım bağlantılarından genellikle faydalanıyor olmasıdır. Ancak, Çin’i yurt içi talebe daha fazla dayalı olmaya yönelten ABD ile ticaret savaşından beri ve kesinlikle Covid-19 pandemisinin vurmasından beri Çin ve gelişmekte olan Asya’nın geri kalanı arasında giderek artan bir ıraksama var, özellikle de küresel sermaye piyasalarıyla daha fazla bütünleşmiş olan (genellikle ‘Gelişmekte Olan Asya’ olarak bilinen) ekonomilerle.

Bu ülkeler arasında önemli farklılıklar olsa da, Çin ve bu grup arasındaki farklar, grup içerisindeki farklardan (Çin’inkine daha yakın bir yörünge izliyor gibi görünen Vietnam haricinde) daha ağır basıyor olabilir. Bu ayrışma, bölgenin küresel etkisi açısından bir süredir açıkça görülüyordu. IMF’nin birkaç hafta önce yayımlanan en son Dünya Ekonomik Görünümü raporu bunun bulgularını sağlıyor.

Şekil 1 Çin ve bölgenin geri kalanının cari dengelerini GSYH’nin yüzdesi olarak veriyor. Son on beş yılda, Çin çok önemli cari fazlalar verirken gelişmekte olan Asya’nın geri kalanı, bunların toplamda görece küçük açıklar olmasına rağmen, çoğu zaman açık vermiştir. (Tüm rakamlar, IMF’nin Ekim 2020 Dünya Ekonomik Görünümü veritabanındaki verilere dayanmaktadır.) Çin, küresel talebi etkili bir şekilde emerken, bölgenin geri kalanı net talebi arttırmaktadır. Bununla birlikte onların daha küçük olan toplam açığı bu etkiyi dengelemek için yeterli olamamıştır. Bölgenin geri kalanının son dönem cari fazla vererek ortaya çıkması, esasen, dünya ticaretindeki düşüşe yansıyan pandemi ve kapanmaların sonucu olarak düşen iç talep nedeniyle ithalattaki çöküşün bir göstergesidir.

Şekil 1: Çin’in cari fazlası daralıyor ancak Asya bölgesinin geri kalanının cari dengesine kıyasla büyük olmaya devam ediyor

Şekil 2: Çin’in uluslararası yatırım pozisyonu, bölgenin geri kalanının negetif pozisyonu ile kıyaslandığında oldukça büyüktür.

Şekil 2’de gösterildiği gibi, uluslararası yatırım pozisyonları için de benzer bir yorum yapılabilir. Dönem boyunca ve özellikle Küresel Finansal Kriz’den sonra Çin’in net yatırım pozisyonu güçlü bir şekilde pozitif olarak kalarak dünya GSYH’sinin neredeyse yüzde 3’üne yaklaşırken gelişmekte olan veya “yükselen” Asya’nın tamamı negatif net pozisyona sahip olmayı sürdürüyor. Geçmişte ihracata yönelik yabancı yatırımdan yararlanan olarak görünen Çin, artık dünyanın geri kalanında yatırım ve büyümenin önemli bir itici gücü durumundadır. Diğer taraftan, bir grup olarak Asya’nın geri kalanı, reel ve finansal yabancı yatırıma dayalı olmaya devam ediyor. Jeopolitik faktörler bazı yabancı lokasyonlarda Çin’in yatırım hedeflerine erişimini sınırlarsa bu küresel büyümenin coğrafik dağılımında bir farklılık yaratabilir.

Pandemi bu eğilimleri hızlandırdı, özellikle de Çin’in virüsle başa çıka yeteneği ve ekonomisinin dayanıklılığı ve toparlanması nedeniyle. Buna ek olarak, bölgesel tedarik zincirlerini kesintiye uğratarak, tam da sınır gerilimleri arttığında, Çin ve Asyalı komşuları arasındaki bazı bağlantıları kesti.

Borsalar hiçbir zaman bir ekonominin durumunun en iyi göstergeleri değildir, ancak yatırımcıların mevcut durumu ve gelecekteki muhtemel gidişatı nasıl gördüklerine dair bazı fikirler sağlar. Dahası, hükümetler her yerde borsa performansına takıntılıdır ve bunu (yanlış bir şekilde) ekonomik başarının bir işareti ve kendi ekonomi politikalarına yönelik bir referandum olarak görürler. Bu nedenle, hükümetler bunu desteklemek için ellerinden geleni yapar. Şekil 3, 2020’nin başından beri Çin’in borsa endeksinin önce düştüğünü, ve ardından 2019’un başından beri olandan çok ötesine yükseldiğini gösteriyor. Buna karşı bölgenin geri kalanının ortalama borsa performansı, Covid-19 salgını sırasında çok daha büyük bir düşüş gösterdi ve son dönemdeki bazı yükselmelere rağmen yine de yılın başlangıcındaki değerin yaklaşık 10 puan artında kaldı.

Şekil 3: Yükselen Asya’nın borsaları durgunlaşırken Çin’in borsaları yeniden yükseliyor.

Şekil 4: Bölge genelinde reel döviz kuru farklı nedenlerden ötürü değişti.

Pandemi artık Hindistan gibi bazı büyük ülkelerde gerilemeyi reddettiğine ve diğer ülkelerde enfeksiyonların yeniden canlandığına dair işaretler gösterdiğine göre, bu muhtemelen borsa davranışını da etkileyecektir, dolayısıyla Çin ve diğer gelişmekte olan Asya ülkelerindeki bu farklı performansın genişlemesi olasıdır.

Reel döviz kurları rekabet gücü kaybı gibi görünen şeyleri kısmen etkisizleştirebilir. Ama Asya ülkeleri arasında bunlar da farklı eğilimler gösteriyor. Beklendiği gibi Çin’de, yakın zamandaki değerlenme, cari işlem fazlasında bir düşüş döneminin ardından yenilenen artışı yansıtıyor ve bu da yakın zamandaki net sermaye çıkışını dengeliyor. Ancak bu, Hindistan’a, diğer bazı Asya ülkeleri kadar yardımcı olmuyor. Hindistan’da hem cari işlemler hem de sermaye hesabı açıklarının düzensiz aşınmayı engellemek üzere merkez bankasının açık piyasa işlemleri ile dengelenmesi istenmiş, ancak nominal döviz kuru yine de değer kaybetmiştir. Bununla birlikte reel döviz kuru son dönemde önemli ölçüde değer kazandı çünkü enflasyon oranları Hindistan’ın ticaret ortaklarında olduğundan daha yüksekti. Bununla karşılaştırıldığında Endonezya ve Tayland’da önemli ölçüde reel devalüasyonlar oldu.

Covid-19 sadece Çin ve dünyanın geri kalanı arasında değil, aynı zamanda Çin ve Çin’in hinterlandı arasında da keskin bir yarık açıyor. Bunun hem jeopolitik hem de iktisadi açıdan ne sonuçlar yaratacağını görmek için henüz erken.

[3 Kasım 2020 tarihinde networkideas.org’da yayımlanan orijinalinden Ekin Değirmenci tarafından PolitikYol için çevrilmiştir.]