Eleştirel akademisyenler arasında bile, emeğin, çevrenin ve sosyo-ekonomik hakların “toplumsal” çalışma alanlarından farklı olarak paranın uluslararası alanda düzenlenmesine ve finansa “tamamen iktisadi” olarak yaklaşmaya dair bir eğilim vardır. Bu kavramsal farklılık , finans alanını “tarafsız” neoliberal teknokrasiye bırakırken finans, üretim ve toplumsal yeniden üretim arasındaki ilişkileri [birbirinden] koparıyor. Toplumsal yeniden üretimi analizimizin merkezine yerleştirmek bizi, bu yanlış dikotomilerin üstesinden gelmeye ve finansın “toplumsal” olanı şekillendirmedeki rolüne karşı koymaya zorluyor.

Toplumsal Yenidenüretim Teorisi (TYÜT) anti-kapitalist feminist gelenekten doğar, özellikle de Federici, Dalla Costa, Fortunati ve Picchio’nun çalışmalarından. Rai, Hoskins ve Thomas ile toplumsal yeniden üretimi cinsel ve duygusal hizmetler, ev içinde ve toplum içerisinde karşılığı ödenmemiş mal ve hizmetlerin üretimi ile kültür ve ideolojinin yeniden üretimi dahil, biyolojik yeniden üretimi kapsayan [bir kavram] olarak anlayabiliriz. TYÜT kapitalist üretim tarzlarının değeri çekip çıkarmak için zorunlu olarak toplumsal cinsiyet ideolojisi aracılığıyla yeniden üretim faaliyetlerini değersizleştirmeye dayalı olduğunun altını çizer. Emek-gücünün günlük yeniden üretimini (örn doğum, çocuk yetiştirme, eğitim, beslenme, temizlik , hasta bakımı, cinsellik) sağlayan ücretsiz emek olmaksızın bırakın kar amaçlı üretimin finansmanını, hiçbir şekilde üretim veya birikim olmazdı. Bu argüman, büyük işsiz emek rezervine ve yaşam sürecini sürdürürken aynı zamanda sermaye için değer üreten ev içi emeğin ve (örn düşük maliyetli besin, enerji ve hammadde gibi) “ucuz doğa”nın ötesine uzanıyor.

Dahası, TYÜT, Carby Mohanty and Davis gibi sömürgecilik sonrası akademisyenlerin eleştirisi ile yakından ilişki kurarak bir de toplumsal cinsiyet, ırk, coğrafya ve sosyal statünün, değeri, sermaye için üretken olacak şekilde çekip çıkarmak amacıyla belirli emek türlerini değersizleştirmek için nasıl kullanıldığını kavramsallaştırabilmiştir. Bu blogda, Harris bize, ABD Fordizminin “altın çağında” bile tarım ve ev hizmetlerinde çalışan işçilerin Adil Çalışma Standartları Yasası kapsamına alınmaması, ağır sanayinin karlılığını sürdürmek için ABD işgücü içindeki cinsiyet ve ırka dayalı ayrımları güçlendirdiğini hatırlattı. Günümüzün küreselleşmiş tedarik zincirlerinde bazı yerlerdeki “yüksek-teknolojili” sektörler ve çoğunlukla sosyal harcamalardaki kesintiye sosyoekonomik hakların zayıflatılmasına dayalı olan emek-yoğun ve düşük ücretli üretim yapan sektörler arasındaki yakın ilşkinin izini sürebiliriz.

Finans buna nasıl uyum sağlar? Finans, kapitalist üretim tarzlarına içkindir: kar odaklı sermaye-yoğun verimlilik alanı ile onun beraberinde getirdiği toplumsal yeniden üretimin değersizleşmesinin birbirinden ayrılması özü itibariyle finansal olan yatırım ve artık değerin çekip çıkarılması aktiviteleri olmaksızın düşünülemez. Çok daha yakın olan “finansallaşma” çağında finans, (anaakım iktisatçılar tarafından “tüketim” olarak kodlanan) toplumsal yeniden üretimden kar elde etmenin de yollarını bulurken (Krippner’in ileri sürdüğü gibi) ABD firmaları için başlıca getiri ve karlılık alanı haline geldi. Küresel Kuzey’de devlet artık sermaye ve emek arasındaki eski anlaşmaya göre üretim ve yeniden üretim arasındaki ilişkiyi kolaylaştırmadığı için, kendimizi şimdiki ve gelecekteki ihtiyaçlarımız için finansa daha bağımlı hale gelmiş buluyoruz (örn çoğu zaman borç üstlenerek alınan özel sağlık hizmeti, sigorta, emeklilik vb için ödeme yapmak zorundayız.) Küresel Güney’de yeniden üretim ve birikim arasındaki bağlantılar yapısal uyum politikaları, mikro-kredi ve diğer mekanizmalar aracılığıyla yeniden şekillendirildi.

Bu soyut görünebilir, ancak 2007’de başlayan krize verilen tepkiler TYÜT yaklaşımının değerini gösteriyor. Anaakım analizlerde finansal sistemin krizi üretim sisteminden ayrı tutuldu. Birincisi aşırı spekülasyonun “reel” ekonomideki değerlenmeyi bozabileceği bir alan olarak, ikincisi aşırı boyutlara varan finansın diğer işlevsel kurbanı olarak takdim edildi. Sonuç olarak, finansal aşırılıkları gidermek ve bizi “sağlıklı” verimli bir sisteme geri döndürmek için yüksek düzeyde teknik düzenleme yeterli görüldü.

Ancak krize yol açan finansal spekülasyon, son elli yıldır yeniden üretim ve birikim arasındaki bağlantı noktasını yeniden yapılandıran finansallaşma süreçlerinden kaynaklandı. Gölge bankacılık sistemini dolduran (ve hala doldurmakta olan) ümitsizce karmaşık olan “yapılandırılmış ürünler” sonuç olarak toplumsal yeniden üretimden kar elde etmenin yeni yöntemleri üzerine kuruldu: [Bunlar] menkul kıymetleştirilmiş konut kredileri, (en karlı kartvizitliklerce yemek, sağlık, bebek bezi vb için ödeme yapmakta kullanılan) kredi kartı borçları, otomobil kredileri, öğrenci kredileridir. Bütün bu finansallaşma biçimlerinin kendisi (hissedar isyanları, özel sermaye devirleri vb aracılığıyla) finans güdümlü olandan, sendikaları zayıflatan ve ücretleri “yaşam” maliyetinden ayıran “daha zayıf” üretim biçimlerine (örn toplumsal yeniden üretime) doğru değişime bağımlıydı.

Düzenleme müdahaleleri, toplumsal yeniden üretim faaliyetlerinin üretim ve finansa katkıda bulunduğu önemli yolları kabul etmeyerek, finans güdümlü verimliliğin bu süreçte çevreyi yok ederek, emekçi sınıfları sömürdüğü ve böldüğü yöntemleri değiştirmek bir yana, kavramsallaştırmak için hiçbir şey yapmadı. Sonuçta ortaya çıkan sefalet, kapitalist üretim sürecine engel oluşturmadığı müddetçe, sınıflandırılacaksa, insan hakları, çevre politikası veya toplumsal refah gibi alanlarda uzmanlaşan “toplumsal” düzenleme alanına itiliyor.

Finansa teknokratlara yönelik ayrı bir alan olarak bakıldığında, bu alandaki üretim ve yeniden üretim faaliyetlerinin değer üretmek için sıkıştığı üretken sistemin kendisinin son derece sağlıksız olduğunu düşünmeye yer yoktur. (Bankalar kurtarılırken) uygulanan kemer sıkma politikaları, sosyal harcama ve ücretlerde daha fazla kesintiler ile onları sıkıştırırken ve dünya genelinde daha fazla alanın çitlenmesi, çekip çıkarılması, çevresel bozulma görürken; bu modelin sürdürülemezliği ve istenmezliği ile ilgili herhangi bir iddia, açıkları azaltma gibi kaçınılmaz “yasalar”a dayanarak reddedilir. Finansı kapitalist üretim ve yeniden üretim sürecinin bir parçası olarak anlamak, bizi, toplumu herkesin yararı doğrultusunda yeniden şekillendirme üzerine daha geniş bir tartışma yapmaya itmektedir.

Donatella Alessandrini Kent-Law School’da öğretim üyesidir ve Hukuk Araştırmalarının Toplumsal Kriterleri Grubu’nun direktör yardımcısıdır.

[Bu metin lpeblog.org’taki orijinalinden Türkçe’ye Ekin Değirmenci tarafından PolitikYol için çevrilmiştir.]