Hastalık salgınları, tarihsel olarak toplumsal eşitsizlik ve ihtilaf döneminde ortaya çıkar

Bu salgının toplumsal eşitsizlikleri nasıl arttırdığı üzerine çok şey yazıldı. Peki ya bu salgın, toplumlarımız çok eşitsiz olduğu için ortaya çıktıysa?

Tarihsel olarak, salgın hastalıkların toplumsal eşitsizlik ve ihtilaf dönemlerinde ortaya çıkma olasılığının daha yüksek olduğunu [ileri süren] bir düşünce tarzı vardır. Buna göre, yoksullar daha da yoksullaştıkça, asgari sağlık [durumları], onları enfeksiyona daha açık hale getirerek kötüye gider. Aynı zamanda iş aramak için daha fazla hareket etmek ve şehirlere yönelmek zorunda kalıyorlar. Bu arada zenginlerin en uzak yerlerden gelen ürünler de dahil lükse harcayacak daha fazla [paraları] var. Dünya ticaret yoluyla daha sıkı bağlantılı hale geliyor ve mikroplar, insanlar ve lüks mallar şehirleri bağlayan ticaret yollarında birlikte yolculuk ediyor. Kağıt üzerinde kusursuz bir fırtına gibi görünüyor.

Peki ya gerçekte? Tarihçi Peter Turchin  küresel bağlantılılık, toplumsal krizler ve salgın hastalıklar arasında tarih boyunca güçlü [olan] bir istatistiksel ilişki tanımladı.

MS ikinci yüzyıl bir örnektir, Roma ve Çin İmparatorlukları’nın refah ve güçlerinin zirvesinde iken her iki yerdeki yoksullar çok yoksuldu ve antik ipek yolu en parlak dönemindeydi. Antonine vebası Roma’yı vurdu; on yıl içerisinde veba Çin’i de sarstı, her iki imparatorluk da geriledi.

6.yüzyılda Justinian vebası ve 14. yüzyılda Kara Ölüm benzer koşullarda ortaya çıktı, ve Turchin bugün benzer güçlerin işbaşında olduğunu görüyor: yeni insan patojenlerinin ortaya çıkmasına yol açan küreselleşme, artan eşitsizlikle birleşti. Geçen hafta bir blog’da“Ve şimdi bizim İhtilaflar Çağı’nın kendi salgını var gibi görünüyor” diye yazdı.

Salgınlar çoğu zaman toplumsal kargaşayı tetiklemez, ama eşitsizliklerin salgına yol açtığını ortaya çıkararak bunu yapabilir. Çünkü salgınlar en sert şekilde -düşük ücretli veya güvencesiz istihdamda olan, kalabalık barınma yerlerinde yaşayan, altta yatan sağlık sorunları olan ve sağlık hizmetinin en az karşılanabilir ve en az erişilebilir olduğu- yoksulları vuruyor. Bu geçmişte doğruydu ve bugün de doğru. 2009 grip salgını sırasında İngiltere nüfusunun en yoksul yüzde yirmisinin ölüm oranı  en zengin yüzde yirmisininkinden üç kat daha yüksekti. Covid-19, sosyoekonomik zarların düşme şekli nedeniyle, ırksal boyutu da olan örüntüden ayrılma belirtisi göstermiyor.

Ancak bu salgın ile ilgili, insanlık tarihinde hiç görülmemiş yepyeni birşey var, ve bu kapanmada eşi görülmemiş küresel deneyimizdir. Bu kapanma önlemleri hastalığın yayılmasını yavaşlatmak, sağlık sistemi üzerindeki yükü hafifletmek ve nihayetinde hayat kurtarmak üzere tasarlandı ve bunu yapıyormuş gibi görünüyor. Ancak toplumsal eşitsizlikleri de şiddetlendiriyor olabilir.

Salgın bitene kadar etkilerinin tam bir resmine sahip olamayacağız, ama buna işaret eden hikayeye dayalı raporlar var ve daha sistematik analizler ortaya çıkıyor. Geçtiğimiz hafta yayımlanan 1200 Norveçli ile yapılan bir araştırmanın ön bulguları daha düşük gelir ve eğitim düzeyine sahip olan insanların geçici olarak işten çıkarılma olasılıklarının daha çok olduğuna işaret ediyor. İngiltere’dekine benzer şekilde hükümetin ücretsiz izin programına başvurabilirler, ancak gelirlerinin düştüğünü görme ve işsizliklerinin kalıcı olabileceğinden endişe duyma ihtimalleri de daha yüksektir.

Norveç çalışması yoksulluk ve hasta tarafından beyan edilen Covid-19 hastalığı arasında hiçbir korelasyon bulamadı, ama daha yoksul, daha az eğitim alan insanların sosyal mesafe kurallarına uyma olasılıklarının daha az olduğunu gösterdi. Oslo Metropolitan University’den, araştırmaya katılan nüfusbilimci Svenn-Erik Mamelund bunun nedenini anlatmanın zor olduğunu söylüyor ama teorileri var.

Mamelund, düşük sosyoekonomik gruplarda olan insanların işe gitmek için daha fazla basınç hissedebildiğini söylüyor. Bu insanların aynı zamanda sağlık okur yazarlığı da daha düşüktür, hükümettekilere daha az güvenirler ve hatta Norveç dışı kökenlilerse dil problemi yaşarlar. [Mamelund] halk sağlığı önlemlerine düşük düzeyde uymanın daha yüksek hastalık düzeylerine ve hastalığa maruz kaldıkları için sonrasında ölümlere varacağından korkuyor.

Bu önlemlerin Covid-19’un insan yaşamına yönelttiği tehdit tarafından meşrulaştırılıp meşrulaştırılmadığını söylemek imkansız, ama bu önlemleri dayatanlar ödenecek bedelin yüksek olduğunu biliyordu. Geçen yıl, Mamelund bir salgın durumunda Dünya Sağlık Örgütü’ne ilaç dışı müdahaleler konusunda tavsiyede bulunan bir komiteye üyeydi. Komitenin işi, eldeki verilere dayanarak hastalığın yayılmasını yavaşlatan önlemlerin –el yıkamdan sınırların kapatılmasına kadar- maliyet ve faydalarını değerlendirmekti. En kötü senaryoda bile kapanmayı hariç tutan bir tavsiye listesini önerdiler. [Mamelund] “Biz kapanmayı hiç önermedik çünkü bunun bütün ülkeler için toplumsal ve iktisadi olarak çok zararlı olacağını biliyorduk” diye konuştu. “Ve dünyanın geri kalanının Çin’in izinden gideceğini hiç düşünmedim.”

Norveç küçük bir nüfusa -5,4 milyon kişi- ve iyi finanse edilen bir refah devletine sahip. Şimdiye kadar hiç protesto olmadı, ama kapanmanın toplumsal etkisi başka yerlerde daha görünür oldu. Hindistan’da yiyecek peşinde memleketlerine dönen işsiz göçmen işçiler arasındaki ölümlerin bilgisi var; ABD dahil birçok ülke iş yavaşlatmaya (greve) giden işçileri görüyor ve kırsal topluluklarda bu süre boyunca ikinci evlerine çekilen varlıklı kent sakinlerine yönelik öfke dile getirildi.

Hükümetler, kapanmayı ne zaman ve nasıl kaldıracaklarını düşünüp tartarken bu gelişmelere dikkat etmelidir, çünkü bugün tedavinin hastalıktan daha kötü olduğunu ileri sürmek zor olsa bile tedavinin bütünüyle farklı bir maleze (hastalık öncesi kırgınlık hissi) neden olabilir- ve tarih bize hiçbir toplumun buna hazır olmadığını öğretiyor.

Bu semptomatik tedavidir. Elbette uzun vadede, bu salgının ölümcül bir neşter ile paramparça edildiği toplumlarımızdaki korkunç eşitsizliğe işaret etmeliler, etmeliyiz.

  • Laura Spinney bilim gazetecisi, romancı ve yazardır. En son kitabı Pale Rider: The Spanish Flu of 1918 and How it Changed the World

[www.theguardian.com’daki orijinalinden Türkçe’ye Ekin Değirmenci tarafından PolitikYol için çevrilmiştir.]