1 Mayıs 2019

Dünya Bankası, Eylül 2015’te uluslararası düzeyde onaylanan Birleşmiş Milletler’in
“Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri”ni benimseyerek, “Kalkınma Finansmanını En Üst
Düzeye Çıkarma” (MFD) yaklaşımını başarıyla destekledi.

Ayrıca, en büyük yirmi ekonomiden, G20’den, destek sağladı ve 2015 yılının ortalarında
Addis Ababa’daki BM Üçüncü Kalkınma Finansmanı zirvesinde alternatif yaklaşımları etkin
bir şekilde önledi.

“En önemlisi”, gelişmekte olan ülkelerin MFD’nin oluşturacağı yeni güçlükleri ele almak için
olası sonuçlarına proaktif ve kolektif olarak tepki vererek vurgulaması gerekecektir.

Yeni Makro-Finansal Güçlükleri Yönetmek

MFD gündemi yabancı yatırımcılara ve portföy akımlarına öncelik verdikçe, çoktaraflı
kalkınma bankaları (ÇKB), gelişmekte olan ülkelerin [bundan] nasıl faydalandığını açıkça
göstermeye zorunlu olacaktır.

Böylesi bir bütünleşmenin görünüşteki avantajlarına gölge düşüren istikrarsız küresel finansal piyasalarla daha yakından bütünleşmenin daha fazla kırılganlık ve diğer olumsuz sonuçları artık yaygın olarak kabul edilmektedir.

IMF ve diğer uluslararası finans kuruluşları (UFKler), merkez bankasının iç kredi koşullarının
kontrolünü sağlamak için sermaye kontrolleri dahil, makroihtiyati tedbirler gibi çeşitli politika araçlarının yararları üzerine tavsiyede bulunmalıdır.

Portföy akımlarının genel itibariyle devrevi olarak bilinmesine rağmen UFK’lar, o zaman bile,
sadece hükümetler bütün diğer para ve maliye politikası seçeneklerini tükettikten sonra
gönülsüz olarak sermaye kontrollerini önerir.

Sermaye akımlarında tekrarlanan yükseliş ve çöküşleri deneyimledikten sonra, birçok
yükselen piyasa [ekonomisi], eğer riskleri minimize etmeye çalışırken finansal
küreselleşmenin faydasını görmek istiyorlarsa bu gibi akımları yönetmeleri gerektiğini
öğrendi.

Sistemik risklere işaret etmek

Aslında [konu ile ilgili] birçok iktisatçı para ve maliye politikalarının bu gibi sistemik
kırılganlıkları çözmeye yeterince çalışmayacağına, ama farkında olmayarak onları daha kötü
duruma getirebileceğine, örneğin faiz oranlarını arttırmanın sermaye çıkışlarını yavaşlatmak
yerine daha fazla sermaye çekeceğine inanmaktadır.

Madde 6 hükümlerine rağmen on yıllar boyunca sermaye kontrollerinden etkin şekilde
kaçındıktan sonra, son dönemdeki IMF tavsiyeleri, “akıllı” sermaye kontrollerini mantıklı bir
şekilde kullanmak yerine, faiz oranlarını arttırarak ve maliye politikasını sıkılaştırarak tabiatı
gereği daraltıcı olmuştur.

Kalkınma odaklı hükümetler, sınır ötesi akımları düzenlemede ve sistemik kırılganlıkları
yönetmede merkez bankaları ile birlikte çalışmak zorunda kalacak olan, değişen menkul
kıymet ve türev piyasalarını iyi bilenleri içermelidir.

Kalkınma odaklı hükümetlerin, özel finansın buyruklarına maruz kaldıklarında, özellikle
bunlar kurala dayalı, gizli ve yabancı gibi göründüklerinde,pragmatik ve kıvrak olmaları
zordur.

Finansal sistemler giderek artan bir şekilde finansal güdüleri ve bankacılık modellerini
dönüştürmüş olan ulusötesi kurumsal yatırımcıların hükmettiği menkul kıymet piyasaları
etrafında yeniden düzenlenmektedir.

Birçok banka kendisini, kısa vadeli kar fırsatlarının,uzun vadeli, “bilgi-yoğun” ilişkilerin
maliyetli şekilde gelişmesinin gerektiği geleneksel seçeneklerden önemli derecede daha
yüksek olduğu menkul kıymet ve türev piyasaları etrafında yeniden düzenlemiştir.

Gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışlarını durdurmak

Uluslararası finansal serbestleşme gelişmekte olan birçok ülkeden, onları kendi ekonomilerini geliştirmek için en çok ihtiyaç duydukları kaynaklardan yoksun bırakarak daha fazla sermaye kaçışını kolaylaştırdı.

Sermaye hesabını serbestleştirmenin Kuzey’deki “sermaye açısından zengin” gelişmiş
ekonomilerden Güney’deki “sermaye açısından yoksul” gelişmekte olan ülkelere yönelik net
sermaye akışı ile sonuçlanacağına dair iktisadi kurgunun doğru olmadığı kanıtlandı.

Dolayısıyla küresel gölge bankacılığına (kurumsal yatırımcılara, varlık yöneticilerine) akan
paranın önemli bir kısmı gelişmekte olan ülkelerden gelmektedir. Bu sermaye kaçışları tipik
olarak vergi arbitrajına ve ulusötesi şirketlerile zengin bireylerin kaçınma pratiklerine bağlı
olur.

Aynı zamanda yolsuzluk ve diğer şüpheli araçlarla servet biriktirmiş kişilerden kaynaklanan
dikkate değer bir sermaye kaçışı da vardır. Bu zenginlerin likit olmayan kaynakları bu gibi
zenginliğin dışarda saklanmasını teşvik eder.

Bu gibi –çoğu zaman, ticari yanlış fiyatlama veya para aklamanın diğer biçimleri gibi likit
olmayan araçlar kullanılarak dışarı çıkarılan haksız kazançları denetlemek ve onları geri
döndürmenin uzun süreli etkileri olabilir.

Vergide adil uluslararası işbirliği, özellikle gelişmekte olan ülke hükümetlerine yönelik, her
yönden mevcut finansal kaynakları arttıracaktır.

Bunun karşılığında, IMF ve diğer [kuruluşlar] gelişmekte olan ülke yönetimlerini gelişmekte
olan ülkelerde yatırım için yurtiçi finansal kaynakları daha başarılı bir şekilde harekete
geçirecek politikaları etkin şekilde uygulamalarını sağlamalıdır.

Hükümet garantileri ve ödeneklerininin şeffaflığını sağlamak

MFD yaklaşımı, mali kaynakları, yabancı kurumsal yatırımları çekmek amacıyla menkul
kıymetlerin ve diğer finansal araçların “riskini azaltmayı” önermeye uğraşmaktadır.

Bu nedenle özel yatırımcıların “kalkınma” projelerini finanse etmelerinden elde ettiği karları
etkin bir şekilde garanti altına almak amacıyla hükümetlere tutum değiştirtmek, kamunun
kalkınma projeleri için elinde bulundurduğu finansal kaynakları etkin bir şekilde azaltmak
[anlamına gelir.]

ÇKB’ları, bunun yerine suistimalleri en az indirmek ve kamu çıkarlarını korumak için
projelerin riskini azaltmanın fırsat maliyetleri dahil, olası mali ve diğer hususları netleştirerek çerçevenin şeffaflık ve hesap verebilirliğini sağlamalıdır.

Kamu yararını gözeten kuruluşlar, sivil toplum örgütleri ve basın, bu tür maliyetleri yakından izlemeleri için hükümetlere yardım etmeli ve kamuyu içerdiği maliyet ve riskler hakkında bütün yönleriyle haberdar etmelidir.

[Networkideas.org’taki orijinalinden Türkçe’ye Ekin Değirmenci tarafından PolitikYol için çevrilmiştir.]