Porto Riko’nun iflasını gözetlemekle görevli üst düzey ABD Kongre üyeleri yakın zaman önce “adanın şeffaflık eksikliği”nin en büyük sorunlarından birisi olduğunu açıkladılar.  

 Eğer böyleyse neden gizlilik ve bilgi vermeme konusunda çok sayıda örneğe imza atmış bir şirket iflas sürecinde en önde gelen danışılan oluyor? 

 9 Mayıs’taki beyanında Temsilciler Meclisi’ndeki Doğal Kaynaklar Komitesi Başkanı Rob Bishop (Utah temsilcisi) “Porto Riko yönetiminin geçtiğimiz yarım yüzyılda sistematik olarak kötü finans uygulamaları” sergilediğine ve “yapısal ve finansal reforma” ihtiyaç olduğuna işaret etti.  

 “Porto Riko yönetimi istenilen bütün bilgileri temin etme sorumluluğunu yerine getirmeli ve ekonomik toparlanma için Gözetim Kurulu ile birlikte çalışmalı” dedi Bishop.  

 Ancak “bütün bilgileri temin etme” McKinsey & Company’nin işleyiş biçimi değil. McKinsey, ayda 2 milyon ABD Doları karşılığında Porto Riko iflasında stratejik danışman olarak görev alması için Porto Riko için Finansal Gözetim ve Yönetim Kurulu’nun seçtiği güçlü ve siyasal olarak bağlantıları kuvvetli bir şirket.  

 Bu arada ayda 2 milyon Dolar (geçen yıl 10 milyar Dolar gelir beyan etmiş olan) McKinsey’nin bütün portföyüne ve Porto Riko iflasındaki ayrıntılara müdahil diğer aktörlere baktığımızda küçük kalır. Bir yıldan daha kısa bir zamanda avukatlar ve danışmanların sunduğu profesyonel hizmetlerin faturası şimdiden 135 milyon Doları buldu ve fatura yıllar alacak süreçte kabarmaya devam edecek.  

Bloomberg Business manşetinin belirttiği üzere: “Porto Riko İflas Etmenin Ucuz Olmadığını Gördü”. Artan maliyetler karşısında Başkan Bishop Kurul’a “yeniden yapılandırmalarda üçlü temsil” hakkında şikayet eden ve davaları engelleyerek maliyetleri denetim altına tutma ihtiyacından bahseden bir mektup gönderdi 

 Ancak Porto Riko meselesini izleyen Doğal Kaynaklar Komitesi faturalandırılacak saatlere odaklanmışken, söz konusu olan esas “kaynak”, adanın 72 milyar Dolarlık borcu. Porto Riko’nun yakın tarihli yolsuzluk ve kötü yönetim geçmişine bakarsak, iflas sürecinin mümkün olduğunca şeffaf olmasını sağlamanın bir öncelik olduğu görülebilir.  

 Burada devreye McKinsey & Company giriyor.  

 McKinsey, 60’tan fazla ülkede ofisleriyle dünyanın en büyük yönetim danışmanlığı şirketi. ABD hükümetiyle sadece geçtiğimiz on yılda, USAspending.gov’daki bilgilere göre, bir milyar Dolarlık iş yaptı.  

 Ancak iflas yönetiminin uzmanlık isteyen alanında görece yeni bir oyuncu. Bu kısa zamanda dahi uzayın dehlizlerinden daha az şeffaflık namı kazanmayı başardılar.  

 Örneğin Haziran ayında Wall Street Journal kendi emeklilik fonunun “şirketin aynı zamanda danışman olarak hizmet sunduğu altı iflas davasının sonuçlarında finansal menfaati olması sonucu doğuran yatırımlarının bulunduğu”nu açıklamaktan kaçındığını duyurdu. McKinsey’nin bu tür açıklamalardan kaçınması İflas Kanununun 11. Maddesinin ihlali olarak duruyor.  

 Eski bir rakibin açtığı davada, McKinsey “kasten müşterilerinin kimliklerini gizleme ve ‘öde gör’ yöntemini benimseme” ile suçlanıyor.  

 Şirketin menfaat çatışması sorularına muhatap olabilecek müşterilerinin adlarını vermeyi reddetmesi nedeniyle, 2016’da ABD Adalet Bakanlığı, McKinsey’nin 11. Maddeye giren iki olayda teklif sunmasına itiraz etti.  

Bütün bunlar kanuna aykırılığa kanıt sunmuyor ve McKinsey kendi yeniden yapılandırma birimlerinin (McKinsey RTS) iflaslara dair açıklamalarının “bütün yasal gereklilikleri karşıladığı ve mahkemeler tarafından tutarlı bir şekilde onaylandığını” iddia ediyor 

Yine de McKinsey’nin iflas alanında hem diğer benzer oyunculardan farklı hem de Porto Riko iflasında stratejik danışman olarak çalışan bir şirket için bilhassa sorunlu davranışlarına dair sorular ortada dolanıyor.  

Nisan’da WSJ, McKinsey’nin iflas pazarına girişini “McKinsey İflasta Büyük Oynuyor – Ve de Oldukça Gizli” başlığıyla verdiği derinlemesine araştırılmış bir haber yayımladı. Yayın, Porto Riko işinde danışmanlık ücreti olarak ayda 2 milyon Dolar alan bir şirkete güven duyulmasını pek de kolay hale getirmeyen uygulama standartlarını ortaya seriyor. En büyük kaygı alanı ise menfaat çatışması.  

Büyük ölçekli iflas davalarında, büyük ve etkili şirketler ve yatırımcılarla çalışan büyük danışmanlık şirketlerinin potansiyel çatışmalar yaşaması pek şaşırtıcı değil. McKinsey gibi büyük bir danışmanlık şirketinin kurumsal yatırımcıları ve milyarlarca doları ilgilendiren bir iflasın sonucuna dair herhangi bir menfaati bulunan hiçbir müşterisinin olmaması ihtimali neredeyse sıfır. Bu nedenle Wall Street Journal, McKinsey ve diğer danışmanlık şirketlerinin işin içinde olduğu 13 iflas davasını incelediğinde diğer şirketler tarafından açıklanan [menfaat çatışması doğurabilecek, ç.n.] mevcut bağlantıların ortalama olarak sayısı 171’di. Tek bir olay başına.  

McKinsey’nin ortalama olarak açıkladığı bağlantı sayısı neydi? Beş. 

Gezegenin en büyük danışmanlık şirketi McKinsey’nin birbirleriyle menfaatleri çatışacak müşteriler bakımından en yüksek sayıya sahip olması beklenir. Ancak onlar çok daha az bir sayı veriyorlar.  

Jay Alix’e göre bu McKinsey kaynaklı sistem hatası değil. Bir özellik [şirketin özelliği, ç.n.]. Alix, McKinsey’nin yükselişinin gölgede bıraktığı ve iflas alanında büyük bir danışmanlık firması olan AlixPartners’ı kurmuştu. Federal yasa olan Dolandırıcılık ve Yolsuzluk Etkisindeki Örgütler Yasası’na (RICO) göre açılan bir davada Alix McKinsey’i “yemin altında bilerek ve kasten hatalı ve maddi olarak yanlış yönlendirici açıklamalarda bulunmak”la, şirketin menfaat çatışmalarını gizlemesine olanak tanıdığını iddia ettiği açıklamalarda bulunmakla itham etti. Alix’e göre eğer menfaat çatışmasının boyutu bilinseydi McKinsey’nin bu davalarda görev almasına izin verilmezdi.  

Alix şikayetinde “yasadışı mekanizmayla McKinsey, aksi takdirde, ilgili taraflarla olan sayısız bağlantıyı açıklamış olsaydı kazanamayacağı onlarca milyon dolar getiri elde etti” diyor.  

Bir kez daha McKinsey, herhangi bir yasaya aykırılık olmadığını söylüyor. Yasaya aykırı bir şey yapmamış olmaları ya da gayriahlaki bir şey yapmamış olmaları bütünüyle ihtimal dahilinde. Huzursuz bir rakiplerinin açtığı dava kötü davranışın kesin kanıtını teşkil etmez.  

Ancak McKinsey’nin potansiyel menfaat çatışması bildirimlerini defaatle değiştirmek zorunda kaldığı da bir gerçek. Get On Energy iflas davasında McKinsey ilkin 36 potansiyel çatışma beyan etti, sonra birkaç ay geçince 19 adet daha ekledi. Wall Street Journal güncellenmiş bilginin yine de eksik olduğunu bildirdi. Gazeteye göre, “liste halen, Get On mevzuunda dahiliyeti olan, McKinsey’nin başka davalarda potansiyel menfaat çatışması beyanında bulunduğu 24 şirketi kapsamıyordu”. 

Ya da, Akin Gump Strauss Hauer & Feld hukuk firmasının 368 potansiyel bağlantı sıraladığı 2012 Edison Mission Energy iflasını alalım (sayı yüksek, ama şirketin ve davanın boyutu göz önünde bulundurulduğunda şaşırtıcı değil). 

Hayır, sürpriz esasen aynı davada McKinsey hiçbir potansiyel menfaat çatışması olmayacağını beyan ettiğinde gerçekleşti. Sıfır menfaat çatışması. 

McKinsey menfaat çatışması beyan etmiş olsaydı dahi, [Porto Riko örneğinde, ç.n.] fark etmemesi olasıydı. Gözetim Kurulu’yla olan anlaşmaları açıkça McKinsey’nin Porto Riko iflasıyla ilgili menfaat çatışması bulunan müşterileriyle iş yapmaya devam etmesine izin veriyor.  

Adanın iflasının sonucu sınırların çok ötesindeki insanlar için hayati önem taşıyor. Porto Riko’nun vergiden muaf tahvillerine milyarlarca dolar yatırıldı. ABD yatırım fonları ellerinde 8 milyar Dolarlık Porto Riko borcu bulunduruyor. Yüksek danışmanlık ücretleri, hukuki masraflar ya da açıklanmayan menfaat çatışmalarına kaybedilen her bir Doların bir ABD’li emeklinin cebinden çıkması ya da ayakları üstünde duracak hale getirilmesi gereken bir emeklilik fonunda alınması ihtimal dahilinde.  

İflas alanına menfaat çatışmasını umursamadan giren McKinsey & Company’nin elemanları bu yüksek riskli, karışık davada, bütün tarafların çıkarlarını koruyacak mükemmel insanlar olabilirler. Başka hiçbir şirketin böyle ideal sonucu üretecek etkisi ve uzmanlığı olmayabilir.

Ama Doğal Kaynaklar Komitesi’nin meseleye dair bir ya da iki oturum düzenlemesinden zarar gelmezdi. Sadece emin olmak için.  

 Michael Graham, NH Dergisi’nde siyaset editörü. Ayrıca CBS News yorumcusu. 

[Insides Sources’daki orijinalinden Ali Rıza Günden tarafından PolitikYol için çevrilmiştir]