İhtiyacımız olan ilaçları almak için kendimizi yerüzündeki en karlı sektörün insafına bırakmak zorunda değiliz. İlaç endüstrisini ulusallaştırmalı ve milyonların bel bağladığı ilaçları kamu mallarına dönüştürmeliyiz.

Birleşik Devletler’deki koronavirüs salgının başlangıç günlerinde Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanlığı sekreteri Alex Azar viral öfkeyi tetikledi. Bir kongre oturumunda herhangi bir potansiyel COVID-19 aşısının herkes için erişilebilir olup olmayacağı sorulduğunda,  Azar söz vermeye yanaşmadı. “Uygun fiyatlı hale getirmek için çalıştığımızdan emin olmak istiyoruz” diye yanıtladı, “ama o fiyatı kontrol edemeyiz, çünkü özel sektörün yatırım yapmasına ihtiyacımız var … Fiyat kontrolleri bizi o noktaya ulaştıramaz.”

Cevabı yorumcular tarafından acımasızca eleştirildi: Senatör Bernie Sanders bunu “bir hakaret” olarak tanımladı, ve temsilci Jan Schakowsky Azar’ın “Big Pharma’ya boş bir çek verdiğini” tweetledi. The Verge bu hamlenin “herkesin sağlığını riske atabileceği”üzerinde durdu.

Ve yine de hayat kurtaran ilaçları üretmek için kar amaçlı bir ilaç endüstrisine dayalı olan bir sistem bağlamında Azar’ın cevabı görece olağandı. Bu şirketlerin iş modelleri fedakarlık ve kamu malını değil, yüksek fiyatlar ve zayıf regülasyonu esas alır.

Şu anda aşı ve tedavi geliştirmek için çalışan çok sayıda ilaç firması bunu değerli mallar, tanım gereği herkesin elde edemeyeceği birşey, üretme umuduyla yapıyor. Azar’ı eleştirenler öfkeli olmak için haklı olsaydı ve COVID-19 ilaçlarının evrensel düzeyde erişilebilir olması gerektiğine inansalardı, öfkelerinin adresi ilaç üretiminden sorumlu olan sistem olmalıydı. Kar amaçlı şirketler ürünlerinden kar elde etmeye çalıştığında gerçekten şaşırabilir miyiz?

Ancak işler bu şekilde olmak zorunda değil. Daha sağlıklı yaşam sürmek için ihtiyacımız olan ilaçları elde etmek için kendimizi yeryüzündeki en karlı sektörün insafına bırakmak zorunda değiliz. İlaç fiyatları arttıkça, dünyanın birçok yerinde kamusal sağlık sistemleri kendilerini kaynaklardan yoksun kalmış olarak bulur. Sadece 2018’de İngiltere’de Ulusal Sağlık Hizmetleri (NHS), ilaçlara –toplam yıllık bütçesinin yüzde 16’sını- 18 milyar pound harcadı.

Bu, BK hükümetinin 2015’te sağlık araştırma ve geliştirme (Ar-Ge) faaliyetlerine 2.3 milyar pound harcamasına rağmen oldu. Aslına bakılırsa Michele Boldrin ve David Levine, son çıkan kitapları The Pharmaceutical Industry’de görünen ilaç AR-GE maliyetlerinin üçte ikisinin kamu yatırımları tarafından finanse edildiğini tahmin ediyor.

Birleşik Devletler’de durum elbette daha kötüdür. Bütün güçlü şirketler politik sistem üzerindeki kementlerini sıkılaştırdığı ve  Medicare for All gibi ilerici teklifleri bastırdığı için, ilaç şirketlerinin uyguladığı fiyatlar genellikle doğrudan hastalara aktarılıyor. Şu anda halkın çıkarları ve ilaç endüstrisinin çıkarlarının asla örtüşmeyeceği her zamankinden daha açık.

Bütün hastaların ödeme yeteneği yerine ihtiyacına dayalı tedavilere erişebilmelerini sağlamak ilaçların nasıl araştırıldığını, geliştirildiğini ve üretildiğini yeniden tasarlamayı gerektirecektir. İlaçları kamu mallarına dönüştürmek için ilaç endüstrisini ulusallaştırmalıyız- ve bunu yapmak düşündüğümüzden daha abartısız olabilir.

Sağlık Vurgunculuğu

Fahiş ilaç fiyatlarına itirazlar Azar’ın gelecekteki COVID-19 tedavisi ile ilgili yakışıksız yorumundan daha önce gelmektedir. Dünyada her yıl tahminen 10 milyon insan hayatını kurtarabilecek ilaçlara erişemediği için ölüyor. İlaç fiyatı yükünün daha hafif olduğu gelişmiş kapitalist ülkelerde bile Big Pharma’nın açgözlülüğü ölümlere neden oluyor.

Birleşik Devletler’de son yıllarda ilaç şişesi başına fiyatlar 300 dolar ile en yüksek seviyeye çıktığı için çoklu ölümcül insulin kısıtlama vakaları var. İlaç kar marjları akıllara durgunluk verecek kadar yüksek yüzde 40’lara –diğer birçok sektörde görülmeyen bir getiri oranı- ulaşırkan üç Amerikalı’dan biri maliyetlere bağlı olarak önemli dozlardan birini geçiştirdiğini söylüyor.

Ancak sonuçların ölümcül olmadığı durumlarda bile bu sistem büyük bir sorundur. Geçen yıl Britanya’da Orkambi’ye ulaşmak için düzenlediği kampanyası ilaç şirketi Vertex’in aşırı yüksek olan 105 000 dolar fiyat etiketini indirmeyi geri çevirmesi ile engellenen genç kistik fibrosis hastası Luis Walker örneği öne çıktı.

Onun örneğinde, anketler seçmenlerin yüzde 68’i –Tory’lerin müreffeh bir çoğunluğu (yüzde 57’si) dahil- Jeremy Corbyn’in kamusal ileç geliştirme şirketi kurma teklifini desteklediğini gösteriyordu.

İlaç firmalarının böylesi fahiş fiyatlar belirlemesinin çok basit bir nedeni var: Çünkü yapabiliyorlar. Fiyatların dünyanın en yükseği olduğu Birleşik Devletler’de onları düşürmek için hiçbir direnç mekanizması bulunmuyor: Şirketler fiyatını belirliyor ve nadiren dava konusu edilebilir tepkiler alıyor.

İngiltere’de Ulusal Sağlık ve Klinik Mükemmellik Enstitüsü (NICE) hangi ilaçların NHS üzerinden erişilebilir olduğunu belirliyor – ancak söz konusu ilaç devleri tarafından belirlenen fiyatlara geldiğinde köşeye sıkışıyor. Big Pharma, bunların ürünlerin değerinin ve onları piyasaya sürmek için yatırılan paranın haklı yansımaları olduğunu ileri sürüyor.

Ancak bu açıklama nadiren incelenmektedir. Özel ilaç sektörünün etkileyici karları, sektörün kamu tarafından ne derecede sübvanse edildiğini düşündüğünüzde daha da rahatsız edicidir. Araştırma sürecinin en pahalı ve riskli aşaması – son aşamada temel bilim- çoğunlukla özel şirketler tarafından değil hükümetler tarafından finanse edilmektedir.

Ama bu kamu yararı anlamına gelmez. Global Justice Now için [hazırlanan] 2017 Pills and Profits raporu NHS’nin kamunun fonlaması aracılığı ile geliştirilen ilaçlara yıllık 1 milyar pound harcadığını –ve NHS’de erişilebilir olan en pahalı beş ilacın ikisinin BK hükümeti finansmanı ile geliştirildiğini buldu.

Tüm dünyada kamu tarafından finanse edilen araştırma, yine de, bir şirkete yıllar süren ayrıcalık ve verili bir ilaç için kontrolsüz fiyatlama gücünü garantileyen özel patentler için uygundur. Bunlar yeterli değilmiş gibi, hükümetler aynı zamanda, onlarsız asla gerçekleşmeyecek büyük buluşların şişirilmiş fiyatlarına para akıtarak, ilaçların en büyük alıcısıdır da. Kısacası, özel sektör kar ederken kamu iki kat öder.

Durum gerekli ilaçlar için tersi ise – kamu kaynaklarının akmaya meyilli olduğu türdense – bu, belki de onlarsız daha iyi olacağımız ilaçlarla kıyaslandığında hiçbir şeydir. Bunlar arasında en önemlisi, varolması için haklı bir neden olmamasına rağmen, pratikte mevcut ilaçlardan ayırt edilemeyen, ama piyasaya tutunmak için doktorlara ve hastalara agresif bir şekilde pazarlanan “Me Too” tabir edilen ilaçlardır.

Çok şaşırtıcı şekilde ilaç endüstrisinin pazarlama bütçeleri araştırma ve geliştirmeye harcadıklarını aşıyor. Bu, halk sağlığının gereklerini değil, karlı piyasaları kovalamaya yönelik bir endüstridir.

Ulusallaştırmaya Doğru

İlaç sektörünü ulusallaştırmak başlıca sorunları bir kerede çözebilir: esas ilaçların, karların özel firmalara akma baskısı olmaksızın üretilmesi ve dağıtılmasını sağlar ve hiç kimsenin ihtiyacı olmadığı ilaçlara zaman ve kaynak harcamayı engeller.

Kamu tarafından sağlanan ilaç geliştirme faaliyeti kamusal araştırmaları yalnızca kamusal alanda tutmakla kalmayacak, aynı zamanda ilaçların ne yapıldığı konusunda da demokratik denetim yapılmasını sağlayacaktır. Kamu tarafından fonlanan klinik deneyler kritik verilerin,  bizlere, her zamankinden daha güvenilir ve inandırıcı bilgi vererek, kurallara uygun ama haksız elde edilmesini ve gizlenmesini engelleyecek. Ve kamu ilaç imalatı ve fiyatlaması, satın alınabilir ilaca, -yıllarca patent beklemeye dayalı, fiyatları düşürmek için piyasaya birden fazla jenerik ilaç üreticisinin girmesinin gerektiği- şimdikine göre çok daha dolambaçsız bir yol sunar.

Hükümetler bütün bunları Big Pharma tarafından rehin alınmadan başarabilirdi. Bunu böyle yapmak için kesinlikle çok sayıda hukuki emsal bulunuyor. BK’da, NHS’nin başlangıcı özel hastanelere muazzam şekilde el konulmasıyla örtüştü. Bunun temeli savaş zamanı Acil Tıp Hizmetleri tarafından atıldı. Aslında, hem BK, hem de Birleşik Devletler’de imalat tesislerine ve hatta bütün endüstrilere savaş zamanında el konmuştu.

Yakın zamanda Amerika’da 11 Eylül 2001 saldırısından sonra bütün havaalanı güvenlik sistemi ulusallaştırıldı. Koronavirüs krizi birçok ölçekte daha büyük bir acil durumdur. Ve Birleşik Devletler ve BK özel ilaç endüstrilerinin ülkelerindeki varlıklarına el koysaydı, Hindistan gibi ülkelerin on yıllardır yaptığı gibi, uygun fiyatlı ilaçları küresel ölçekte ihraç edebilirdi.

Asıl engel yasal değil politiktir. Ve ilaç endüstrisinin kendisini şiddetle koruması bu alandadır. Bu yüzden Amerikalıların ilaç maliyetlerini düşürmeyi Kongre’nin ele almasını istediği bir numaralı konu olarak gösteren anketlere rağmen çok az eylem yaşanıyor.

2009’da sağlık reformu görüşmelerinde dillere düşen Big Pharma, her yıl milyonlarca doları kampanya bağışlarına ve yurt dışı lobilerine harcıyor. Ve kar marjları Dünya’daki en yüksek kar marjı olduğu için sektör, portföylerinin başaşağı edildiğini görmeyi tercih etmeyen zengin ve güçlü hissedarlar için değerli bir yatırım alanı olmayı sürdürüyor.

Herhangi bir ülkede halkın yararı için endüstrinin kontrolünü ele elmak hatırı sayılır bir muhalefetle karşılaşacaktır;   bu, endüstrinin saldırıları karşısında durma cesareti olan seçilmiş politikacılar tarafından desteklenen bunu talep eden bir taban hareketi tarafından öngörülmeli ve güçlendirilmelidir. Sonuçta, Nye Bevan NHS’yi kurduğu için Nazilerle kıyaslandı.

Gerçek çok açık: astronomik özel ilaç sektörü karları ve evrensel olarak erişilebilir ilaçlar asla birbiri ile bağdaşan hedefler olmayacak. Big Pharma’dan daha işlevsiz bir sistem hayal etmek zordur. Ancak, COVID-19’un gösterdiği gibi, tıbbi araştırma ve ürünlere öncülük etme ihtiyacının artması olasıdır. Bu çabaların sonuçlarının, onlara ihtiyacı olan herkes için uygun olmasını istiyorsak, özünde farklı bir ilaç üretim sistemini hayal etmenin zamanıdır.

[Jacobin’deki orijinalinden Ekin Değirmenci tarafından PolitikYol için Türkçe’ye çevrilmiştir.]