Ülkede geçen ayki ön seçimler muhafazakar başkan Mauricio Macri’nin meşruiyet zeminini ortadan kaldırdı. Aynı zamanda sermayenin halk demokrasisine olan düşmanlığını göstererek finansal piyasalardan sert bir tepki gelmesine neden oldu.

11 Ağustos Pazar günü Arjantin’in muhafazakar başkanı Mauricio Macri sadece bir seçim kaybetmedi: iktidarı kaybetti. Ilımlı rakibi Alberto Fernández ülkede genel seçimlere iki ay kadar kalmışken, bu sırada halen biçimsel olarak sahip olmadığı gücü gerçek anlamda kazandı. Seçimlerin hemen ertesinde 12 Ağustos Pazartesi günü aynı zamanda başka tür bir seçim gerçekleşiyordu: piyasalar kendi oylarının rengini belli etti ve bir önceki gün halk egemenliğini ifadesi olan sonuca karşı tüm gücüyle saldırı başlatarak Arjantin pesosunun değerinin çakılmasını sağladı.

Arjantin’de kısa süre önceki ön seçimlerin sonucu siyasal sınıfı kararsızlıkta bıraktı. Tartışmasız ön seçimlerin de facto genel seçim olarak işlev gördüğü bir seçim sisteminde Alberto Fernández ve Cristina Fernández de Kirchner’in Frente de Todos’u (Herkesin Cephesi) o kadar büyük farkla gelip geldi ki (Macri’nin yüzde 32’sine karşın yüzde 47) genel seçimlerde bu farkın kapanması mümkün değil.

“Fernández formülü” adı verilen şey böylelikle Mauricio Macri’nin yıkılmış yönetiminin yerine geçmek üzere sanal bir yönetim haline geldi. Ancak Arjantin’in karmakarışık seçim sistemi paradoksal ve oynak bir durum yaratarak kaçınılmaz olanı engelliyor: ılımlı Alberto Fernández gerçek güce sahipken ve fakat Aralık’ta formel olarak görevi devralmayı beklerken muhafazakar başkan Mauricio Macri gerçek siyasal gücü tamamen kaybetti ancak biçimsel bir şekilde iktidarda kalmaya devam ediyor.

Arjantin’in ön seçim sisteminin Ekim’deki genel seçimlerde yarışacak parti ve koalisyon adaylarının seçimi olması tasarlanmışken, Ağustos’taki seçimlerin beklenmeyen sonuçları yeni de facto bir yönetimin ortaya çıkmasına neden oldu. Kurumsal düzenleme Ağustos’ta sandıktan çıkan sonucun Ekim’de tekrar çıkmasını şart koşuyor, böylece yeni başkan Aralık’ta göreve gelebilecek. Dolayısıyla Arjantin’in önünde dört ay olduğunu söyleyebiliriz.

Sürekli siyasal ve ekonomik belirsizlik üzerinde şekillenen “Arjantin zamanı”nı dikkate alırsak, dört aylık geçiş sonsuzluk gibi gelebilir. Bu sırada yarış halindeki ana güçler halen kampanya sürdürüyorlar. Yönetimin en üst kademesi bakımından bir tür “ikili iktidar” ortaya çıktı: iktidara gelecek güç kenarda beklerken, yönetim ve devletin dizginlerine tutunmaya devam eden bir yönetimin geri çekildiği nev-i şahsına münhasır bir iktidar boşluğu. Merkez sol Kirchner yönetimlerinin daha ılımlı bir versiyonunundan müteşekkil olan yaklaşan iktidar konfigürasyonunu herkes görebiliyor, fakat bu şimdilik hayata geçemiyor. İktidardaki neoliberal başkan Mauricio Macri her türlü güçten mahrum: kral çıplak.

Macri için bu yeni gerçeklik içeride müesses nizam basınının çabucak çark etmesiyle gerçekleşti. Bir zamanlar başkanı arsız bir şekilde öven Arjantin medya şahsiyetleri bugün kendi hoşnutsuzluklarından söz etmek, öz eleştiri çağrısında bulunmak ve bir ay öncesine kadar görünürde sözcüsü oldukları bir yönetime şaşırtıcı bir saygısızlık sergilemek konusunda ellerini çabuk tutuyorlar. Diğer analistler gelenekselleşmiş bir yolda ilerliyor: devlet başkanının fiziksel ve ruhsal sağlığı, gerçeklikten bariz biçimde uzaklaşmış olması  ve öfke nöbetleri hakkında spekülasyonlar görülüyor.

Başkanın Pazartesi günkü konferansı da hemen tartıya çıkarıldı. Financial Times yatırımcılarını Macri’nin zamanının sona erdiği konusunda uyardı. El Pais’in Arjantin muhabiri ülkenin “büyüyen bir iktidar boşluğu” etrafında döndüğünü yazarken, Bloomberg Arjantin’in iflas ilan etmesinin sadece bir zaman meselesi olduğu konusunda okuyucularına güvence verdi.

Bir WhatsApp sohbetinde ülkenin en önemli 250 CEO’su Başkan Macri’nin kenara çekilmesi ve merkez sağ Peronist Roberto Lavagna’nın kendi yerine seçime girmesine izin vermesi olasılığını tartışmaya başladı (oyların yüzde 8’ini alan Lavagna artık yarış dışı kalmıştı). Bu yöneticilerin (impresarios) birçoğu daha sonra söz konusu tartışmanın sadece bir söylenti olduğunu açıklasalar da, bu dedikodu bir siyasal parçalanma söz konusu olduğunda ortaya çıkan türden.

Siyasal konjonktür, kökü mevcut ekonomik modelin gösterişli çöküşüne uzanan daha geniş bir krize evriliyor. Tam da bu model, Macri’nin ön seçimlerdeki yenilgisine neden oldu. Arjantin’in borcu kaygı verici biçimde ülke GSYH’sinin yüzde 100’ü civarında, resesyon eğilimleri ve yüksek enflasyon halka zarar veriyor ve faiz oranları yüzde 70 civarında geziniyor.

Seçimleri öne almak ve “çalkantılı geçiş”i hızlandırmak da söz konusu değil. Böyle önlemler, 1980’lerin sonlarında Raúl Alfonsin’in yönetimi tarafından, muzaffer Peronist aday Carlos Menem, başkan Alfonsin’in süresi henüz dolmadan göreve geldiğinde alınmıştı. Bu tür bir Macri- Fernández geçiş formülü bir dizi karmaşık yasal süreci işletmeyi gereksinecek, ancak bu tercih aynı zamanda mevcut siyasal zorluklara katkı sunacak ve daha sert siyasal gerilimler son kertede berbat ekonomik durumu daha da kötüleştirecek.

Arjantin’in ekonomik krizi, diğer bütün krizler gibi, fakat bilhassa Macri’nin neoliberal modelinin “yatırımcı güvenine” atfettiği önem göz önünde bulundurulduğunda ancak istikrarlı bir siyasal otoriteyle yönetilebilir. Bu ise yönetimin Ağustos ön seçimlerinde kaybettiği şey. Diğer bir deyişle, kriz, sonucun topyekun bir felaket dışında başka bir şey olmasını son derece zorlaştırarak, otoritenin en zayıf olduğu zamanda en sert biçimde vuruyor.

Kampanya sırasında başkan-aday karışımı Mauricio Macri’nin aday-sanal başkan Fernández karşısına çıkması resmi tamamlayan unsur. Mevcut başkanın ön seçim sonuçlarına ilk tepkisi tek gerçek siyasal vasfı ve kaybettiği zemini kazanmasının tek umudu haline gelmiş olan yola başvurmak oldu: bir zamanlar işe yarar olsa da şimdilerde sadece Macri’nin kendisini destekleyen siyasal çoğunlukla uzlaşı adayı imajı çizmesini daha da zorlaştıran, bütünüyle fanatik bir Kirchnerizm karşıtlığı. İki gün boyunca “anti-K” seçeneğini deneyip başarısız olduktan sonra, Macri sarsak bir şekilde bu stratejiden geri adım attı ve “gecikmiş popülist” bir işaretle stagflasyon baskısı altında Arjantinlilerin ceplerine birkaç ekstra peso getirecek olan bir dizi geçici toplumsal tedbir ilan etti.

Macri’nin beceriksiz doğaçlamalarının sonuçlarını herkes görebiliyor: peso yüzde 25 değer kaybetti, ülkenin kredi riski rekor (son on yıldaki en yüksek) seviye olan 1700’e yükseldi ve enflasyonun etkileri ülke çapında marketlerde anında hissedildi. Yeni fiyatlar belirlenene kadar şirketler satışlarına ara verdiler ve resmi tahminler yakın gelecekte yeni bir enflasyon dalgası öngörüyor.

Siyasal istikrarsızlık demokrasinin hakiki doğasını ortaya sererken güç sahiplerinin çıkarlarını da gün ışına çıkardı. Seçim sonuçları iktidar seçkinlerinin arzu ettiği sonuçtan farklı olduğu için yaygın deyişle “piyasalar” halk oyu hakkındaki “kararını verdi”. Dar bir çevre bütün güçlerini, yirmi beş milyon seçmenin bir tür ulusal karar alma girişimine karşı yöneltti.Diğer bir deyişle bu, sınıfsal bir demokrasinin gerçek işleyişi hakkında örnek bir dersti. Daha önemlisi, bugünlerde rolü “piyasalar”ın çıkarlarını temsil etmek üzere Arjantin yurttaşlarının önüne temsilci olarak gönderilmiş birisine benzeyen Arjantin başkanı, çoğunluğun kararına karşı söz konusu şantaj taktiğini destekliyor.

Arjantin’de halk egemenliği fikrine güçlü bir azınlığın despotik kaprisleri gölge düşürdü. Paradoksal biçimde sokaktaki güç (yoğunlaşmış güce etkili biçimde karşı koyabilecek tek güç türü) bu sıralar bastırılmış durumda. Daha önce Macri iktidarının istikrara kavuşması için önemli bir kale burcu olan, bugünlerde iktidara gelecek Peronist yönetimi destekleyen sendikaların ve toplumsal hareketlerin muhafazakar bürokrasisi, ülke yağmalanırken ses çıkarmamak için elinden geleni yapıyor. Değişim umutları ve beklentiler aynı zamanda pasifleştirme araçlarına dönebilirler. Hem istikrarsızlaştırıcı hem de istikrara kavuşturucu etkenleri aynı anda barındıran seçim sonuçlarının kendisi de çelişkili.

Krizin dizginlerinden boşalttığı şiddet ve Güney Amerika ulusunun kendisini içinde bulduğu labirent göz önünde bulundurulursa bir öngörünün yapılabileceği ortaya çıkıyor: er ya da geç, siyasal tartışma, Arjantin’de bütün büyük siyasal değişimlerin gerçekleştiği zemine kayacak – sokaklara çıkan kitlelerin dilinde ifade edilen mobilizasyon.

Fernando Rosso La Izquierda Diario’da gazeteci, editor ve siyasal konuları ele alan bir köşe yazarıdır.

[Nueva Sociedad’da yayımlanan yazıyı aktaran Jacobinmag.com sitesinden (çeviri Nicolas Allen) alınarak PolitikYol için Ali Rıza Güngen tarafından Türkçe’ye çevrilmiştir.]