On dört yıl önce Sosyal Demokrat Parti (SPD) Hartz IV adlı verilen, refah “reformları” getiren ve geniş bir düşük ücretliler sektörü ile yaygın yoksulluğun temellerini atan yasaları geçirdi. Bugünlerde ise Hartz yasalarının altında yatan kavramları geliştirdiler ve sıkılaştırdılar.

Pazar günü (10 Şubat 2019) SPD parti yürütmesi Berlin’de bir köşede 17 sayfalık ve kulağa hoş gelen “Yeni bir dönem için yeni bir refah devleti” başlıklı metni oy birliğiyle kabul etti. Parti lideri Andrea Nahles daha sonra “Hartz IV’ü arkamızda bırakıyoruz” açıklamasında bulundu. Süddeutsche Zeitung’un manşeti “SPD, Hartz IV’ten uzaklaşıyor” şeklindeydi. Hıristiyan Demokratik Birlik (CDU) başkan yardımcısı Volker Bouffier ve Hıristiyan Sosyal Birlik (CSU) başındaki Markus Söder SPD’nin “katı solcu hat”a savrulduğu konusunda uyarılarda bulundular.

Bütünüyle saçmalık. Bouffier ve Söder bunu iyi biliyor. Partileri 10 yıl boyunca SPD ile birlikte hükümetteydi ve işsizler, emekliler ve işçilere karşı saldırıları birlikte yürüttüler. Yeni hattı sola dönüş olarak gösterme girişiminin amacı, sağcı politikaları yüzünden işçilerin nefret ettiği ve haftalardır aşırı sağ Almanya için Alternatif (AfD) ile kamuoyu yoklamalarında yüzde 15 destekle başa baş giden SPD’nin görünümünü düzeltmek.

Parlamentoda temsil edilen partiler ve ana akım medya, sosyal demokratların çöküşü devam ederse – Fransa’da “sarı yelekliler”, Meksika’da Matamoros ve Birleşik Devletler’de öğretmenler örneklerinde görüldüğü üzere – SPD ve ilişkili sendikalarından bağımsız olarak yoksulluk, iş hızlandırmalar ve düşük ücretlere yönelik öfkenin yaygınlaşmasından korkuyorlar. Bu nedenle Sol Parti’nin parlamento lideri Dietmar Barsch da SPD’nin kavrayışını doğru yönde bir adım olarak övdü.

Aslında SPD’nin kavrayışı, en güçlü mideye sahip olanlarda bile bulantıya yol açacak, hepsi “dayanışma”, “insanlık”, “fırsatlar” hakkındaki boş ifadelerden müteşekkil yapışkan bir sosla pişirilmiş yanlış etiketler, yanlış vaatler ve yeni toplumsal saldırıların karışımı.

SPD’nin “gelecek kavramı” Hartz “reformları” ile geliştirilen, geçici istihdam, sahte kendi hesabına çalışma, taşeronluk, bir Avroluk işler, her türlü işi kabul etme zorunluluğu vb. kemer sıkma araçlarını, düzenli işlerin artan oranda bilgisayarlar ve yapay zekâ ile ikame edildiği ve insan emeğinin sadece düzensiz biçimde ve aşırı sömürü koşullarında kullanıldığı bir aşamaya getirme hedefi güdüyor.

SPD söz konusu dayanılmaz koşu bandında devletin işçileri denetlemesi ve disipline etmesine olanak tanıyacak bir yasal ve kurumsal korse yaratmayı amaçlıyor. Daha metnin başında “Sistemi ve aygıtları, iş dünyasının esnek, her daim değişen koşullarına uyarlamalıyız” deniyor.

Metin uzun uzadıya gerçekleşmekte olan yeni sömürü biçimlerini tasvir ediyor ve bunları “fırsatlar”, “iş-yaşam dengesi” ve “aile ve bakım için daha fazla esneklik arzusunu ama ayrıca eğitim ve toplumsal bağlılıklara dair arzuyu da yanıtlamak” şeklinde idealize etmeye uğraşıyor.

Şöyle deniyor: “İş dünyasındaki değişim yeni istihdam biçimlerini teşvik ediyor ve bireysel kariyerleri daha çeşitli hale getiriyor. Durum, yeni perspektifler, yeni fırsatlar ve yeni tasarım seçenekleri oluşturuyor.” Örneğin “yüksek vasıflıların durumunda… start-up’lar ve/veya yenilik alanları ile bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gibi içeride ve dışarıda çalışanlar ile bağımsız uzmanlardan oluşan karma takımlar kadar esnek geçici proje işi de görmezden gelinemez.”

SPD “internet platform ekonomisi” denilen şeyi de işletme modelleri “sürdürülebilir ekonomik başarı” hedeflediği müddetçe kabul ediyor. “Bunlar “yeni ekonomik yapıların müjdecisi olarak anlaşılabilir” diyor metin.

Platform ekonomisinde işçiler genellikler işverene bilgisayarları aracılığıyla bağlılar, her zaman uygun durumda olmalılar ve sadece dakikaya göre hesaplanan ya da çok düşük olduğu için saatlik ücretin birkaç sente denk düştüğü şekilde yaptıkları iş için ödeme alıyorlar.

SPD metni “Yeni kendi hesabına çalışma, sözleşmeli istihdam ve geçici istihdam ya da sabit süreli istihdam platform endüstrisinde giderek zemin kazanıyor” Aynı zamanda iş ve yaşamın, işyerinde yeni yükler yaratarak, artan oranda kaynaşmasını deneyimliyoruz. Sonuç olarak iş yasasının koruyucu işlevi bu tür esnek şirketlerde ve iş örgütlenmelerinde ortalarda görünmüyor.

Ancak SPD bu tür bir sömürüyü engellemek istemiyor, daha ziyade onu teşvik etmek istiyor. “İş-yaşam dengesi” adı altında, platform ekonomisinin zeminini oluşturan evden çalışmayı savunuyor. Metne göre bu tercih “işçilerin iş ve yaşamı birleştirmesi için daha fazla özgürlük” sağlamakla ilgili. DIW’ye göre (Deutsches Institut für Wirtschaftsforschung) Almanya’da istihdam edilenlerin yüzde 40’ı kuramsal olarak evden çalışabilirler ancak sadece yüzde 12’si esnek çalışma isteklerini karşılayabilir. SPD bu nedenle “daha fazla işçinin dijital faydalardan yararlanabilmesi için mobil çalışma ve ev ofisi hakkını yasaya yerleştirecek” deniyor.

Bunun anlamı etkilenen yüz binlerce kişiye bakılarak çıkartılabilir: bitiş zamanı yok, hafta sonu yok, güvenlik yok, sosyal yardım yok, sosyal güvenlik yok. Bu modern köleleri korumak için SPD sadece bazı koruyucu mekanizmalar ve bu kölelerin haftada birkaç saatliğine işveren tarafından telefonla erişilemeyeceğini garanti altına almayı vaat ediyor.

SPD, etkilenenlere [işini kaybeden ya da iş bulamayanlara, ç.n.] sürekli çalışma baskısına karşı kısmi koruma sağlayacak “koşulsuz temel gelir”e açıkça karşı çıkıyor. Böyle bir geliri, yakından bakınca işle bağlantılı olarak sunuluyor görünen “çalışma hakkı”na karşı konumlandırıyor.

Örneğin “dayanışma topluluğu” yani katkı sunan işçiler, gelecekte “işsiz kalmak yerine işin kendisini” finanse edecekler. Bu ifadeyle SPD, işsizlerin İstihdam Kurumunun desteklediği sefalet ücretleriyle çalışmak zorunda kaldığı “toplumsal emek piyasasının” genişlemesini ve şirketler için eğitim maliyetlerini düşürecek ek eğitim önlemlerini anlıyor.

SPD metni, sınıf mücadelesini bastırmakta fabrika polisi olarak ihtiyaç duyduğu sendikaların güçlenmesine büyük önem atfediyor. Metin toplumsal ortaklığın “toplumsal tutunum ve ekonomik istikrarı” güçlendiren bir kamu yararı olduğunu ifade ediyor. SPD net bir şekilde “Federal İş Mahkemesinin sendika üyelerinin toplu pazarlık sonucunda esasen daha iyi konumda olduğu yönlü netleştirici kararını” benimsiyor. Bu sendikalara katılmak için bir davetiye. “Toplumsal ortaklık ülkenin ekonomik ve toplumsal olarak çıkarına”.

Metnin geri kalanı tamamen sahtekarlık. Örneğin “Hartz IV” gibi sevilmeyen bir terimin yerini birkaç kozmetik değişiklik dışında değişimin olmadığı “yurttaşlık parası” terimi alıyor. Bu yeni terim, metne göre, “empatik, destekleyici ve yurttaş dostu olan yeni bir refah devleti anlayışını karşılıyor”.

Hartz IV faydalanıcıları daha önceki toplumsal baskıların aynılarına maruz kalacaklar, sadece dil değişecek. “Elbette, işbirliği için zorunluluklara ihtiyaç var” diyor metin, “çünkü bir dayanışma toplumunda haklar ve yükümlülükler aynı madalyonun iki yüzüdür”. Kötü şöhretli yaptırımlar olduğu gibi kalıyor – bu da ne anlama geliyorsa. “hatalı ve kıymetsiz” olmadıkları müddetçe diye ekleniyor.

Medyada sürekli olarak SPD’nin “sola dönüş”ü denen şeyin kanıtı şeklinde sunulan asgari ücretin 12 Avro’ya yükseltilmesi sadece bir “perspektif”, yani asgari ücretin bu seviyeye her halukarda geleceği uzun vadede uygulanacak. Ayda 2000 Avro’nun biraz altına denk gelecek söz konusu ücret, yarı zamanlı çalışanlardan ve emeklilerin programlanmış yoksulluğundan bahsetmesek dahi bugünün korkunç kiralarıyla Alman şehirlerinde yaşamak için yeterli değil.

Dengeli bir bütçede ısrar eden Maliye Bakanı Olaf Scholz’un SPD metnine katılması önemli bir gösterge. Ek sosyal harcama, açık ki, gündemde değil. Zenginleri daha yukarıdan oranlarla vergilendirmekten bahsedilmiyor. SPD 2005’te Hartz yasalarını getirdiğinde, zenginler için vergileri de büyük oranda azaltmıştı. En üst düzey vergi oranı yüzde 53’ten yüzde 42’ye geriledi. İki yıl sonra büyük koalisyon esasen yoksulların ödediği KDV’yi (satış vergisini) yüzde 16’dan 19’a yükseltti.

O zamandan bu yana zengin ve yoksul arasındaki uçurum hızla genişledi. SPD bunu değiştirmek istemiyor. Tam tersine, SPD’nin “refah devleti” kavramı, askeri aygıt ve devlet güvenlik aygıtını silahlandırmanın devasa maliyetlerini karşılamaya hizmet edecek yeni bir toplumsal saldırı raundunun başlangıcı.

[WSWS sitesinden alınarak PolitikYol için Ali Rıza Güngen tarafından çevrilmiştir.]