İlk yayımlanma tarihi: 6 Ekim 2010

Beş yıl süren müzakerelerin ardından–Nüremberg’den bu yana en önemli anti-faşist hukuk davalarından biri olan- Yunan faşist örgütü Altın Şafak davasında yarın ceza verilecek.

Altın Şafak, 1990’ların başında kurulan, suç faaliyetlerine 1992’de başlayan, 2010’da siyasi nüfuz kazanan ve Haziran 2012’de 18 milletvekili seçtirmeyi başaran siyasal bir organizasyondur. Bu otuz yıllık süreçte çok sayıda suç işledi –bunların çoğu için hiçbir zaman yargılanmadı.

Siyasal sistem Neo-Nazi örgütünü aşırı sağcı radikallerden oluşan marjinal bir grup olarak gördü. Hitler’i seviyor olabilirlerdi, ama önemsemek için fazla küçüklerdi. Ancak, Yunanistan’da ekonomik kriz ortaya çıktığında, halkın bitmek bilmeyen yoksullaşması, siyasi seçkinlerin kayıtsızlığı ve sert politikaları Altın Şafak’ın ciddi bir zemin kazanması ve kitlelere ilk defa ulaşmasının önünü açtı.

[Altın Şafak] sistem karşıtı bir profil oluşturdu, doğru toplumsal kriterlerle Atina ve Pire’nin mahallelerini seçti ve her bir bölge sakininin duymayı beklediği [şeylere] göre söylemini güncelledi. Altın Şafak, özellikle Atina’daki yüksek yoğunluklu Agios Panteleimonas bölgesinde göçmen çocukların halka açık oyun alanlarında oynamasını engellemek için “aşırı sağcı öfkeliler” gruplarını oluşturdu.

Bu gruplar, göçmenlerin, ücretleri düşüren ve “yerli Yunan”lara karşı suç faaliyetleri gerçekleştiren bir güç olduğuna dair anlatıyı yaygınlaştırırken oldukça ses getirdiler ve başarılı oldular. Göçmenlerin Yunan halkı için olan işleri çaldığı görüşünü geliştirmekle kalmadılar, bunu, göçmenlerin sendika üyeleri arasında işsizliğe neden olduğu algısı üzerinden Komünist sendikacılara saldırarak daha da ileri götürdüler.

Altın Şafak ikili bir hayat yaşadı. Gün içinde “Yunanlılar için dayanışma eylemleri” aracılığıyla politik erişimlerini arttırdılar, ancak en başarılı eylemleri gece gerçekleştirildi. Bu eylemler, göçmenlere acımasız saldırıları içeriyordu, 20’lerinin sonunda olan Pakistanlı bir adamı, Shehzad Luqman’ı öldürecek kadar ileri gittiler.

2010’dan 2013’e Altın Şafak’ın yükselişi Atina belediye meclisine (2010) ve sonrasında Yunanistan Parlamentosu’na (2012) temsilci seçtirmelerini sağladı. Görülen o ki bütün bu yıllar boyunca – polis ve yargı, Kara Gömlekliler geleneğinde faşist taburların oluşmasının önünü açarken, siyasal sistem örgüte koruyucu bir ortam sağladı.

Partinin içinden gelen raporlar, Altın Şafak’ın polis birliği içindeki muazzam siyasal gücü olduğu gerçeği ile birleştiğinde, partinin silahlı kanadı ve polis güçleri arasında –çoğu zaman gösterilerde ve göçmen merkezlerinde işbirliği içinde hareket eden- açık bir bağlantı olduğunu gösteriyor. Yargı alanında, iddianameler adalete her teslim edildiğinde suçlamalar genellikle basit ve cezalar da hafifti.

Pavlos Fyssas için adalet

Onları adaletin karşısına çıkarmak için sürekli bir kampanya sonrasında Altın Şafak hakkında nihayet soruşturma açıldı ve yargılandı, karar yarın, 7 Ekim’de. Altın Şafak’ın altmış dokuz parti üyesi, parti yetkilisi ve milletvekili suçlu bulundu. Altın Şafak’ın 2012’deki parlamento partisinin bütün üyeleri ciddi suçlamalarla karşı karşıya.

Mahkemeyi başlatan tetikleyici unsur, anti faşist müzisyen Pavlos Fyssas’ın öldürülmesi ve onu izleyen kampanya idi. 2013 yılında  Pavlos ve arkadaşları, Atina’nın işçi sınıfı bölgesi olan Keratsini’de, Altın Şafak üyelerinden örgütlü ve silahlı bir grubun saldırısına uğradı. Üç kere bıçaklandı. Pavlos, son anlarında, -görgü tanıklarına göre- çok daha önce olay yerinde bulunan ama saldırıyı engellemek için hiçbir şey yapmayan polislere katili işaret edebildi.

Buna ek olarak, Mısırlı balıkçılar ve Komünist sendikacılara karşı faşist saldırılar duruşmaya önemli bir zemin hazırladı. Yetkililer ve aşırı sağcı aktivistlerle birlikte Altın Şafak üyeleri, suç örgütüne katılmakla suçlanıyor. Altın Şafak’ın profilini, zararlı üyeleri olan bir siyasi parti yerine bu şekilde çizmek duruşma için bir dönüm noktası oldu. Sonuç olarak [partinin] milletvekilleri artık bir suç örgütünün yöneticileri olmakla suçlanıyor.

Mahkeme 20 Nisan 2015’te başladı ve yaklaşık bir ay önce sona erdi. Geçtiğimiz Aralık ayında cumhuriyet savcısı, suçlamalarla ilgili kişisel, provokatif bir teklifte bulundu. Pavlos Fyssas’ın katili dışında, suç ve saldırılarla ilgili suçlanan bütün parti üyelerinin beraatini talep etti. Bu öneri, ileri sürülürse, Altın Şafak’ın artık bir suç örgütü olmadığını belirtecekti.

Bu beklenti Yunan toplumunu öfkelendirdi. Kısa bir süre sonra sol örgütleri sol partiler ve gruplar, daha geniş anlamda anti faşistler ile birlikte kolektif bir endişe çığlığı olarak “Onlar Masum Değil” kampanyasını başlattı. Kampanya, kuruluş manifestosunu imzalayan ve Avrupa çapında dayanışma eylemleri yapan binlerce kişi tarafından benimsendi. Çok sayıda politik kişilik, Avrupa Parlamentosu Üyeleri ve Milletvekilleri, yazarlar, aydınlar ve aktivistler zaten kapmanyayı destekliyor.

Avrupa’nın Hatırlaması Gereken Bir Tarih

Beş buçuk yıl ve 453 duruşma, 68 sanık, 131 iddia şahidi (savcının gösterdiği tanık, çn) ve 438 suç duyurusu belgesi, on hukuk dava avukatı ve elli savunma avukatı sonrasında, savcının bu tarihi davanın nihai kararını yarın açıklaması bekleniyor.

Sendikalar, sol siyasi partiler, sosyal hareketler ve anti-faşist kampanyalar faşizme karşı halk gösterisine katılırken, büyük kalabalıklar adliye binasının dışındaki sokaklara çıkacak. Karar, Yunan halkı için olduğu kadar kamusal alanda hala aşırı sağ görüşleri taşıyanlar için de çok önemli bir hakikat anıdır.

Geçtiğimiz on yıl boyunca normalleştirilmiş faşist bir söylemi deneyimleyen Yunan toplumunun bir bölümü için, mülteci çocukları mahallelerinden dışarı atmak artık normal görünüyor. Troyka ve kemer sıkma programı tarafından bir tür toplumsal iç savaş teşvik edildi – ve ortadan kalkmadı. Buna ancak 7 Ekim’deki adil ve kesin bir mahkeme kararı son verebilir.

Avrupa için bu tarih, Nüremberg’den bu yana en önemli siyasi davalardan birinin sonuna damgasını vuracak. Her aşırı sağcı parti ve hareket üzerinde bir etkisi olacak. Aslında, kıtada güç kazanmakta olan neo-Nazi ve neo-faşist grupların hareketlerinin cezasızlığının sona erdiğinin işareti olabilir.

Eğer karar doğru şekilde uygulanırsa, demokrasinin kendisini savunabilen birşey olduğunu ve adaletin zor zamanlarda bile bulunabileceğini ilan edecek. Bu, Yunanistan’ın içinde olduğu kriz nedeniyle travmatize olmuş bir toplumda büyük bir başarıdır.

Yazarlar Hakkında

Eleftheria Koumandou gazetecidir ve “Onlar Masum Değil” kampanyasının bir üyesidir. Stelios Foteinopoulos Atina’da Nicos Poulantzas Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Politikası eski yetkilisidir. Şu anda Avrupa Birliği analisti ve Momentum üyesidir.

[Tribunemag.co.uk’daki orijinalinden Ekin Değirmenci tarafından PolitikYol için çevrilmiştir.]