30 Mart 2014 yerel seçimlerinin üzerinden yaklaşık olarak 5 sene geçti. 5 senede yerel yönetimler içerisinde birçok şey değişti. Fakat hala değişmeyen ve aradan yıllar geçse bile sanki değişmeyecek gibime gelen bazı durumlar söz konusu.

Öncelikle yerel yönetimler içerisinde ne kadar demokratikleşebildik?

Türkiye içerisinde yaşayan kaç tane vatandaşımız artık yerel yönetimlerde rantın ve çıkar çatışmalarının sona erdiğini düşünmekte?

Bu noktada rüşvet ve iltimasın önüne kaç tane belediyemiz geçebildi?

Kaç belediyemizde nitelikli ve donanımlı olan alanında yetkin çalışanlar bulunmakta?

Açıkçası bu sorularının cevaplarını çok merak ediyorum.

Daha insancıl ve eşitlikçi bir dünyanın kurulması ve sosyal demokrasi anlayışının halka iletilebilmesi için en uygun yerler yerel yönetimlerdir. Eğer ki bir yerel yönetim içerisinde rant oluşturmak ve çıkar sağlamak adına her türlü hukuksuzluğa ve yolsuzluğa başvuruluyorsa, halkın ve demokrasinin çıkarları yerle bir ediliyorsa buradaki yerel yönetimlerde sıkıntıların olduğunu söylememiz mümkündür.

Bu noktada toplumcu belediyecilik anlayışıyla hareket edilerek, katılımcı, şeffaf, hesap verilebilirliğin yüksek olduğu ve halktan yana politikalar ortaya koyan yerel yöneticilere ihtiyacımız vardır.

Yandaş kayırmacı belediyecilik anlayışının getirdiği tüm olumsuzluklar bertaraf edilerek toplum odaklı belediyecilik anlayışına hızla geçilmesi gerekmektedir.

Kenti için çabalayan

Halktan yana olan

Katılımcılığın önünü açan

Adil, şeffaf ve saydam olan

Ayrımcı olmayan

Bir belediyecilik anlayışına acilen geçilmelidir. [1]

Yerelde yaşayan halkın isteklerini göz ardı etmeden, verimli ve nitelikli politikalar üreterek kendi kentine, tarihine, halkına, çevresine, doğasına sahip çıkan ve dürüst olan yöneticilere ihtiyacımız vardır.

31 Mart 2019 yerel seçimleri öncesinde bütün adayları bunların üzerine düşünmeye ve sorgulamalar yapmaya davet ediyorum.

 

[1] Katılımcı Yerel Yönetim, der. İnan İzci (İstanbul: Kalkedon Yayınları,2014), s.7-9.