Gölgede demokrasiye geçiş kabinesi ve program taslağı

Aydan Gülerce
Aydan Gülerce, halen Boğaziçi Üniversitesi’nde psikoloji profesörü. Klinik ve Örgütsel Psikoloji eğitimini Hacettepe, Denver ve New York Şehir Üniversitelerinde tamamladı. Cenevre, North Carolina, Rutgers, Columbia, Clark, New York ve Aalborg Üniversitelerinde de konuk profesör olarak görev yaptı. Disiplinlerarası akademik çalışmaları ve çok çeşitli konulardaki yüzden fazla uluslararası yayınları, ağırlıklı olarak bütüncül meta-kuram, siyasi psikoloji, eleştirel psikanaliz ve öznel birey/toplumsal dönüşümler üzerine. Toplumsal sorunlarımız hakkındaki görüşlerini ise muhtelif dergilerde, YeniYüzyıl ve Radikal gazetelerinde yazdı.

Toplum; siyaseti, medyası ve kolektif aklı ile, çoktan vasatlaşmış durumda. Bu, salt entelektüel nitelik anlamında veya hafife alınabilecek bir ayrıntı değil. Türkiye toplumca en kötüye doğru, değil hızlı adımlarla gitmek, adeta koşuyor!

İKTİDAR NE YAPMIŞ?

Bu toplumun kültürel karakterini dünya bile duygusal, tepkisel ve cemaatçi diye tanımlamış. İktidar da nitekim, kendini ezilmiş ve dışlanmış hisseden kesimlerle duygudaşlık siyaseti yaparak başa gelmiş.Toplumun yönetişimsel yurttaşlık meselelerine veya yaygın cehalatini ve siyasi safdilliğini sömürmüş. Diğer duygusal özelliklerini ve algılarını da bilinçli bir biçimde yönetmeyi becermiş. Halka sırasıyla sözde özgüven, umut, korku, seçeneksizlik ve umutsuzluk pompalamış.

Kaç senedir de konumunu, iç ve dış siyasi koşulları önden manipüle etmeyi veya sonradan kendi avantajına çevirmeyi becererek ve şantaj psikolojisine dayalı çıkar ilişkileri ağını örerek korumuş. “Yerli ve milli” söylemi altında Cumhur İttifakı ile elini güçlendirmek yoluna gitmiş. Aynı araçsal demokrasi taktikleri ile MHP’nin ideolojik zıddı, hatta düşmanı olan HDP ile “flörtlü poker” veya “blöflü pişti” oynarken, elini her an değiştirebileceğini de hatırlatmış.

Sonuç olarak, ülkede adalet bırakmayıp, cehaleti perçinleştirmiş iktidar, hala kandırıldığı kandırmacası ile ve salt partisinin birer oksimorona dönüşmüş adı ve logosuyla bile; halkın aklı, duygusu, güveni ve geleceği ile dalga geçiyor. Fakat bir yandan da “yeraltı videolar”, “büyük ağabeylerin tepkileri”, toplumun tepkisizliği, vb ile biraz bocalamış gibi iken şimdi yeniden atağa geçmiş görüyor.

MUHALEFET N’APSIN?

Elbette halk daha iyi günler için muhalefete her zamankinden daha fazla bel bağlamış idi. Hatta yerel seçimler sırasında siyasete verdiği mesaj ve sonunda oluşan Millet İttifakı ile bayağı da umutlanmış idi. Oysa, bu iktidar ortak düşmanlığı üzerinde oluşmuş araçsal ittifak, Meclis’te elde edilebilecek 360 Millet Vekili sayısının teminatı değil. Dahası, sonrasında ülkeyi iyi yargı ve güçlü demokrasiye taşıyacak koşulların garantisi hiç değil.

Hal böyleyken, muhalefetin çok daha özenli ve sorumlu davranması gerekiyor. İnsanlar, zaten mutsuz, umutsuz, COVID yorgunu ve bunalımda. Hemen her şeyden memnuniyetsiz ve sabırsız. Ne yazık ki kendi siyasi iradesini seçim sandığına kadar askıya almaya da alış(tırıl)mış. Dolayısıyla, haklı veya haksız, en yüklü faturayı da işin doğası ve tanımı gereği muhalefete kesiyorlar. Öyleyse, muhalefetin de yılmaması ve özellikle şu üç noktada hata yapmaması artık zorunlu:

(1) İktidarın yol açtığı çarpıklıklar, ahlaksızlıklar, yanlışlar, vb halkın zaten “bildiği” şeyler. Bunların sözde demokrasimize aykırılıklarını, muhalefetin mantıklı argümanları üzerine görmeleri ve böylece paradokslardan çıkıp taraf değiştirmeleri beklenmemeli. Yani tıpkı sigara tiryakilerinin de aslında sigaranın öldürücü, kanser veya kısırlaştırıcı, vs olduğunu gayet iyi bildikleri halde, bu bilişsel çelişkilerinden bilişsel yollarla kurtulamadıkları gibi.

(2) Bu toplumun duygusal durumlarındaki oynamalar ve iktidarın stratejik manevraları; muhalefetin kararsız, kafası karışık, odaksız veya cılız hamlelerinden çok daha hızlı. Hızın başlı başına siyaset aracı olduğu günümüzde, şu söz her zamankinden daha geçerli: “Demir tavında dövülür.”

(3) Toplumdaki özgürlük kıvılcımını ateşleyerek, özerklik duygusunu kamçılayarak ve sönmeye yüz tutmuş “yaşam arzusunu” (tıpkı T.C.’nin kuruluş yıllarındaki Bergsoncu “elan vital” gibi!) canlandıracak radikal bir atılım yapmalı. Aksi takdirde, klasik siyaset anlayışının, pratikteki alışkanlıkların ve rasyonel retoriklerin sürdürülmesinin, bozuk düzenin yeniden üretilmesinden başka hiç bir şeye yaramayacağı iyi bellenmeli.

KÖKTEN DÖNÜŞTÜRÜCÜ ADIMLAR

Mevcut koşullarda, nelerden kesinlikle uzak durulması ve nelerin radikal dönüştürücülük işlevi görebileceği ise artık belli:

(1) Muhalefet, sadece iktidarın belirlediği gündem peşinde gitmiyor. Onun öngördüğü kavram, dil ve düşüncenin dışına da pek çıkamıyor. Böylece, içeriğine itiraz ettiğini düşünürken bile, kafalara zihniyet olarak aynı kalıbın yerleşmesine bizzat katkıda bulunuyor.

(2) Baştan çıkarıcı kamuoyu yoklamaları, olası oy hesaplamaları, seçime endeksli her türlü umut ve hayal ötelemeciliği arka plana atılmalı. Hatta bir süre tamamen askıya alınmalı.

(3) Gereksiz biçimde yıpratılan, rekabete, bölücülüğe, hatta öngörülemeyen kayıplara sebebiyet vereceği belli, gündemdeki aday isimler üzerinden aday arayışı fikrinden vaz geçilmeli.

(4) İyi ve güçlü demokrasi için, iyi ve güçlü yerel yönetimlerin önemi kavranmalı. Başarılı belediye başkanlıklarının CB adaylığı, önümüzdeki dönem için veya şimdiden, söz konusu bile edilmemeli.

(5) İktidar adayı belli iken, parçalı ittifakın herhangi bir parti liderinin de adaylığı kamuoyunun gündemine, hatta akıllara bile getirilmemeli. Öncelikle ortak adayda aranacak özellik ve ilkeler üzerinde, toplumun nabzını da doğru yoklayarak uzlaşılmalı. Geniş Türkiye toplumu havuzunda, ismi siyaseten yıpranmamış olasılıkları, geçmiş hataları asla yinelemeden gözden geçirmeli. Günümüzün gerçek ve güçlü liderliğinin, siyaset mutfağında katılımcı ve kapsayıcı demokrasiyi pişiricilik ve iyileştirilmiş parlamenter sisteme geçişi kolaylaştırıcılık olduğunu görmeli.

(6) Millet ittifakının, kağıt üzerinde bile bağlayıcılığı olmayan iki parti liderinin siyasi anlaşma bağının varlığı, toplum nazarında bile iyi hissedilmiyor artık. Mutlaka küçük parti tabanlarına da hitap edecek, yani çok daha geniş katılımlı ve partiler üstü ve somut-ilkesel bir siyaset anlayışı benimsenmeli. Aynı kadraja tüm liderler sığamasa bile, bu birliktelik “demokrasiye geçiş birliği” olarak tanımlamalı ve halka açılmalı.

(7) Öncelik, “Kürt meselesine”, HDP’nin klasik ve toplumdaki genç veya kararsız çoğulcu ve özgürlükçü demokratik kararsız seçmen için olduğu kadar, kendi aralarındaki olası çatlağın, yol yakınken ve ört pas edilmeksizin giderilmesi açısından da verilmeli. Bu konu, HDP’nin 3. yolunun veya AKP pazarlıklarının olgunlaşmasına olanak bırakmayacak şekilde ve mutlaka bir “Türkiye meselesi” olarak, demokratik birlik muhalefetinin açık ve ortak gündemine ivedilikle alınmalı. Eşit yurttaşlık, anadilde eğitim, vb. can alıcı noktalarda, adeta yeni bir anayasa tasarlar gibi, ilkesel uzlaşma sağlanmalı ve kamuoyu ile şeffaflıkla paylaşılmalı.

(8) Liderler, kendi parti-içlerindeki olası kırılmaları ve kayıpları hesaplarından vaz geçmeli. Her halükarda, önümüzdeki yıllarda tüm partilerde önemli bölünmelerin, transferlerin ve yeni kombinasyonların kaçınılmazlığı ön görülebilmeli. Sahici ve dürüst demokrasi ilkelerinden ödün verilmemeli.

(9) İktidar hesapları pragmatik açıdan yapılacak olsa bile; iktidar kadar muhalefete karşı da duyulan öfke, tatminsizlik ve düş kırıklıklarının gerçek sebeplerini doğru kavramalı. Türkiye’nin, tarihsel demokratikleşme serüveninde toplumca gelmiş olduğu bu kritik gelişimsel dönemde, siyasetin niteliğini de geriye döndürücü kolaycılıktan kaçınılmalı.

(10) Öyleyse atılacak radikal yaratıcı adımın, rastgele bir sansasyonel hamle olmayacağının da bilincinde olmalı. Örneğin, seçim sonrası olası bir koalisyonda hangi bakanlığın hangi partiye verilebileceğinden ve asıl kadrolardan bağımsız olarak, şimdiden bir “geçiş kabinesi” oluşturulabilir. Tüm partilerden genç isimlerle kurulabilecek bu “gölge kabine” adeta bir “stajyer kabine” gibi işlev görebilir.

Bu “özgürlükçü ve çoğulcu demokrasiye geçiş kabinesi” mutlaka ortak ve somut bir hükümet programının oluşturulması üzerine eşgüdümlü çalışmalı. Ekonomiden eğitime, çevreden tarıma kadar tüm alanlardaki mevcut hasar ve kaynak tespitlerini yapmalı. Birlikte çıkış yollarının ve politikaların belirleneceği, ortak demokrasi programına dönük ve halkın dahil edileceği çalıştaylar başlatılmalı.

% 51 ile iktidar olunsa bile halkın %100 demokratik yönetim, için bunlar elzem!

Aydan Gülerce
Aydan Gülerce, halen Boğaziçi Üniversitesi’nde psikoloji profesörü. Klinik ve Örgütsel Psikoloji eğitimini Hacettepe, Denver ve New York Şehir Üniversitelerinde tamamladı. Cenevre, North Carolina, Rutgers, Columbia, Clark, New York ve Aalborg Üniversitelerinde de konuk profesör olarak görev yaptı. Disiplinlerarası akademik çalışmaları ve çok çeşitli konulardaki yüzden fazla uluslararası yayınları, ağırlıklı olarak bütüncül meta-kuram, siyasi psikoloji, eleştirel psikanaliz ve öznel birey/toplumsal dönüşümler üzerine. Toplumsal sorunlarımız hakkındaki görüşlerini ise muhtelif dergilerde, YeniYüzyıl ve Radikal gazetelerinde yazdı.
- Reklam -
spot_img

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,160TakipçilerTakip Et
36,651TakipçilerTakip Et
9,354AbonelerAbone

GÜNDEM

Bir Cevap Yazın

YAZARIN DİĞER YAZILARI

PolitiYol Telegram'da