Gerçekleri iktidar değişince öğreneceğiz

Murat Aksoy
Kabataş Erkek Lisesi'nde, Erciyes Üniversitesi İİBF İşletme okudu. İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde İnsan Hakları Hukuku Bölümü'nde Yüksek Lisans eğitimi aldı. 1996’da Yeni Yüzyıl ve Radikal gazetelerinin Yorum sayfalarında başlayan yazı serüveni, 2005’te Yeni Hukuk Dergisi’nde Yayın Koordinatörü olarak devam etti. Daha sonra Yeni Şafak’ta editörlük ve köşe yazarlığı yaptı. T24, Millet, Yeni Arayış’ta yazdı. Türkiye’nin pek çok kanalında siyasi yorumlarda bulundu. TV Net ve Halk TV’de program yaptı. Yayınlanmış dört kitabı (Başörtüsü-Türban, Sosyal Demokrat Parti Krizi/Sol Arayışlar, Küresel Kapitalizmin Krizi (Osman Ulagay ile) ve Silivri’den Özgürlüğe) bulunmaktadır.

Eski hakim şimdi ise avukat olan Mustafa Karadağ, “Mevcut iktidarın nefesi tükenip, yasama ve yargının üzerindeki baskısı ortadan kalktığı zaman, TBMM soruşturma raporu açıklanır, savcılık soruşturması yeniden ele alınır, o zaman bizler de işin aslını öğrenme şansı buluruz.” dedi.

Sunuş

Eski bakan Erdoğan Bayraktar’ın 17-25 Aralık soruşturmaları konusunda kendisiyle ilgili her şeyin doğru olduğunu açıklaması, bu soruşturmaları yeniden gündeme getirdi. Peki bu soruşturmaların açıklaması bu açıklamadan sonra mümkün mü?

Eski hakim şimdi avukat olan Mustafa Karadağ ile bu soruşturmayı ve adli yıl açılışı nedeniyle hukukun durumunu kısaca konuştuk. Karadağ, “Kanaatimce cemaat hükümetten yapılan yolsuzluklarla ilgili daha çok pay istedi ve soruşturma bu sebeple başlatıldı” dedi . Karadağ adli yıl açılışı törenleri için ise; “Adli yapının öznesi savcı olursa, adalet ikincil olur. Bu zihniyet meselesidir. Mesleğe yeni başlayan yargıç ve savcılar görev yerlerine Sarayda yapılan tören ile, Cumhurbaşkanının tek adam olduğu gerçeğini idrak ettirerek gönderiliyor. Bu zihniyetin değişmesi bir zorunluluktur.” diyor.

Murat Aksoy

Son günlerde eski bakan Erdoğan Bayraktar’ın açıklamaları ile 17-25 Aralık soruşturmaları yeniden gündeme geldi. Bu dosyalar hukuken kapandı. Bu açıklamalardan sonra açılabilir mi?

Savcılık takipsizlik kararlarının şöyle bir özelliği vardır. Yeni bir durum ortaya çıktığında her zaman bu soruşturmalar yeniden açılır, daha doğrusu soruşturmaya kaldığı yerden devam edilir. Bu açıdan, bu soruşturmaların yeniden açılmasına engel bir durum yok.

Bilindiği üzere bu soruşturma ne yazık ki bir darbe teşebbüsü olarak algılandı. Hükümet ile taşeronu Gülen Cemaati arasında bir hesaplaşmanın olduğu doğrudur.

SORUŞTURMANIN YENİDEN BAŞLAYACAĞINI SANMIYORUM

Ne hesaplaşması?

Kanaatimce cemaat hükümetten yapılan yolsuzluklarla ilgili daha çok pay istedi ve soruşturma bu sebeple başlatıldı. Evlerde para sayma makineleri, ayakkabı kutusunda paralar, elden çıkarılmaya çalışılan paralar bulundu. Önce bu paralara kimse sahip çıkmadı, sonradan faiziyle “sahibine” iade edildi. Karşı soruşturma başlatıldı ve nihayetinde hepsi örtbas edildi. Sonra, ABD’de bir Halk Bankası davası görüldü. Cezalandırılan genel müdür yardımcısı Türkiye’de ödüllendirildi.

Hasılı, bu soruşturma kirli bir soruşturmaydı, konu kirliydi, şüphelileri kirliydi, sadece aktif siyasetten çekilerek aklanmaları yoluna gidildi. Erdoğan Bayraktar o zaman da konuşmuş ve yaptığı her şeyden o dönem Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan’ın haberinin olduğunu söylemişti. Şimdi de aynı şeyleri söylüyor. Her şey doğru diyor. Netice itibariyle bu soruşturma ve kararlar siyasi iktidarla ilgili, soruşturma şu an itibariyle ya da bu dönemde canlandırılır mı derseniz, sanmam. Ne zaman ki iktidar değişir, bu soruşturmalar yeniden ele alınır ve davalar açılabilir. Yani 17-25 Aralık soruşturmaları iktidarın nefesine bağlı.

SAVCI ÇIKSA BİLE İŞİ ZOR OLUR

Yani şu an yeni bir durum var ve her hangi bir savcı resmen soruşturma başlatabilir. Peki öyle bir savcı çıkar mı?

Kuşkusuz hukuk düzleminde herhangi bir savcı bu soruşturmayı yeniden açamaz ya da canlandıramaz. Ortada takipsizlik kararıyla sonuçlandırılmış bir soruşturma var. Takipsizlik kararı veren savcılık bu soruşturmayı yeniden canlandırabilir. Başka bir yerdeki Cumhuriyet Savcısı kendi yetki çevresinde bir delile ulaşırsa, o delile bağlı olarak bir soruşturma açabilir ve açılan soruşturmayı genişleterek 17-25 Aralık soruşturmasını da gündeme taşıyabilir. Böyle bir savcı çıkar mı sorusunun cevabı ise çok zor. Savcı çıksa bile iktidarın yoğun baskısı altında bulunan başsavcılar bu savcılara izin vermez. İktidar temsilcileri ya da yakınları aleyhine karar veren yargıçların akıbetini hatırladığımızda ise bu sorunun cevabı kesinlikle hayır olur.

 

Bu soruşturmaların yeninde açılması, tartışılması için muhalefet partilerinin, baroların, sivil toplumun baskısı etkili olabilir mi?

Çok etkili olacağını düşünmüyorum, çünkü o zamanlar bunun üzerinde çok duruldu, konuşuldu, ama siyasi iktidar ısrarlı olarak kendi bildiğini yaptı ve hiç ummadık bir savcıya takipsizlik kararı verdirdiler. Şimdi de iktidar, son zamanlarında kendisine zarar verecek bir soruşturmaya hiçbir koşulda izin vermez.

Biz 17-25 Aralık soruşturmaları ilgili gerçekleri ancak iktidar değişince mi öğrenebileceğiz?

Bu sorunun cevabını aslında biraz önce verdim. Mevcut iktidarın nefesi tükenip, yasama ve yargının üzerindeki baskısı ortadan kalktığı zaman, TBMM soruşturma raporu açıklanır, savcılık soruşturması yeniden ele alınır, o zaman bizler de işin aslını öğrenme şansı buluruz.

Sedat Pekerin açıklamaları için de hiçbir soruşturma açılmadı. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Aslında bütün soruların cevapları aynı kapıya çıkıyor. Mevcut siyasi iktidara. Çünkü Sedat Peker’in yaptığı açıklamalar, ortaya attığı iddialar bir şekilde siyasi iktidarla ilişkili. Soruşturmaya başlandığı zaman yolun sonunun iktidar ve temsilcilerine çıkması kaçınılmaz.

HUKUK VE ADALET HİÇLEŞTİRİLDİ

Türkiyede hukuk mu bitti, adalet mi?

Türkiye’de hukuk ve adalet hiçleştirildi. Türkiye 19 yıllık AKP’li iktidar döneminde yoğun bir yasalaşma süreci yaşadı. İhtiyaca binaen yasalar çıkartıldı, mevcutlar değiştirildi, en son tek adam rejimine geçildi, artık Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle işler kotarılıyor. Bırakın hukukun evrensel ilkelerini, artık yasalar hiçe sayılıyor. Hiçliğin olduğu yerde adalet olur mu? Elbette olmaz, olamaz. Türkiye’de hukuk ve adalet “makamı var ve yokun üzerinde” olan bir şey ve hiçleşmeyle birlikte “varlık sahasını terkediyor”. Sanıyorum ikisi de firarda ya da kendilerini kirlilikten korumak için bir yerlerde saklanıyorlar. Zira hukuk ve adalet normal demokratik iklimlerde kendini ifade edebilir. İstibdat yönetimlerinde var olamazlar.

HUKUK YOK HÜKMÜNDE

Türkiyedeki hukuku nasıl tanımlarsınız?

Şu an tanımlayamam. Çünkü yok hükmünde.

Ama adli yıl açılışı yapıldı. Sizce yargı nasıl kurtulur, ne yapılmalı?

Bugün adli yıl başlıyor ve bir tören yapılacak. Yargıtay üyelerinden açılışa katılmak için PCR testi isteniliyor. Geçmiş yıllarda “Sarayda” açılışlar yapıldı, tüm yüksek mahkeme üyelerine Cumhurbaşkanı ayakta karşılaştırılıp alkışlattırıldı. Bu durum başlı başına bir ifadedir ve bir şey anlatır. İstanbul’da adli yıl açılışı yapılıyor, açan Cumhuriyet Başsavcısı, konuklar emniyet müdürü, jandarma komutanı, avukatlar yok. Bu da bir ifadedir. Cumhuriyet Başsavcısının açılışını yaptığı adli yıl bize adalet ve hukuk için umut verebilir mi?

Verir mi?

Veremez. Adliyenin yapısal bir değişikliğe ihtiyacı var. Adli yapının öznesi savcı olursa, adalet ikincil olur. Bu zihniyet meselesidir. Mesleğe yeni başlayan yargıç ve savcılar görev yerlerine Sarayda yapılan tören ile, Cumhurbaşkanının tek adam olduğu gerçeğini idrak ettirerek gönderiliyor. Bu zihniyetin değişmesi bir zorunluluktur. Yasalarda, seçimlerde siyasi partilerden aday olanların mesleğe dönmesi engellenmiş ve siyasi parti üyelere üye olan yargıç ve savcıların meslek ile ilişiklerinin kesilmesi öngörülmüşken iktidar partisinin il ve ilçe teşkilatlarında görev almış, belediye meclisi üyeliği yapmış avukatların yargıç ve savcı olarak atanmaları yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile bağdaşmaz. Bu zihniyetin değişmesi lazım. Yargı içinde ne surette olursa olsun dini inançların referans alınması yargı bağımsızlığını zedeler. Yargıçlar ve savcılar inançlarını gizlemelidirler, bu adil yargılama ilkesinin, bağımsız ve tarafsız yargının bir gereğidir.

Bugün gazetelere yansıyan iktidar partisi Grup Başkan Vekilinin protokolde, yüksek yargının önüne geçirilmesi, Diyanet İşleri Başkanına 40 sıra birden atlattırılıp devlet yönetiminde, milli eğitimde başat rol verilmesi, sürekli bütçe artırılması gibi konular da esasen devlet yönetiminde bakışın ifadesidir. Her şey birbirine bağlıdır ya da hiçbir şey diğerinden bağımsız değildir. Yargının kurtuluşu ve bağımsız yargının tesisi tam bir demokrasinin, eşitlikçi, özgürlükçü, hak temelli ve laik bir demokrasinin yeniden tesisi ile doğrudan ilgilidir. Daha doğru bir deyişle her türlü denetim ve sorumluluktan arındırılmış, çerçevesi belli olmayan, tek adam rejiminin son bulmasıyla, laik, demokratik Cumhuriyetin yeniden tesis edilmesiyle mümkündür yargının içinde bulunduğu çıkmazdan kurtulması.

Peki bu kısa vadede mümkün mü?

Çok mümkün görünmüyor. İktidar değişimi ne kadar mümkünse söylediklerimiz de o kadar mümkün. Yani daha çok tartışılması gereken iktidar değişiminin ne zaman olacağı. İktidarın değişmesiyle birlikte radikal önlemlerle kısa zamanda sonuç alınabilir. Yargının bağımsızlığının temini için laik demokrasinin, laik demokrasinin var olması içinde bağımsız yargının varlığı şart. Yapısal değişikliğin gerçekleştirilebilmesi için de dirençli ve dirayetli olunması gerekir. Amasız bir şekilde. Öyle olunca da iktidar adayı muhalefetin şimdiden kadrolarını oluşturması, düşüncesini belirlemesi gerekiyor, ama yargıyı demokrasiyi iktidara teslim eden işbirlikçi zevatla değil. Son HSK pazarlığı da bir teslimiyet pratiği olmakla bizi bir miktar üzse de umudu kaybetmemek lazım. Sivil toplum ve baroların katkısı bu bağlamda anlamlı olacaktır.

 

Murat Aksoy
Kabataş Erkek Lisesi'nde, Erciyes Üniversitesi İİBF İşletme okudu. İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde İnsan Hakları Hukuku Bölümü'nde Yüksek Lisans eğitimi aldı. 1996’da Yeni Yüzyıl ve Radikal gazetelerinin Yorum sayfalarında başlayan yazı serüveni, 2005’te Yeni Hukuk Dergisi’nde Yayın Koordinatörü olarak devam etti. Daha sonra Yeni Şafak’ta editörlük ve köşe yazarlığı yaptı. T24, Millet, Yeni Arayış’ta yazdı. Türkiye’nin pek çok kanalında siyasi yorumlarda bulundu. TV Net ve Halk TV’de program yaptı. Yayınlanmış dört kitabı (Başörtüsü-Türban, Sosyal Demokrat Parti Krizi/Sol Arayışlar, Küresel Kapitalizmin Krizi (Osman Ulagay ile) ve Silivri’den Özgürlüğe) bulunmaktadır.
- Reklam -
spot_img

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,160TakipçilerTakip Et
36,704TakipçilerTakip Et
9,354AbonelerAbone

GÜNDEM

1 Yorum

  1. Milletin başörtüsüyle diniyle imanıyla uğraşarak akpyi sizlerin zihniyeti var etti ve yaşatıyor siz kıl tüy uğraşırken akpde adaleti aldı kaçtı sayenizde şikayetiniz kime sebep siz ve sizlerin yasakçı zihniyetidir vatana millete sahip çıkın laiklik vs diye milletle aranıza set çekmeyin bırakın kim neye inanıyorsa inansın ne giyiyorsa gitsin ama cahil kalmasın hiçbirden mahrum edilmesin

Bir Cevap Yazın

YAZARIN DİĞER YAZILARI

PolitiYol Telegram'da
%d blogcu bunu beğendi: