– TÜRKİYE’Yİ ÖZGÜRLÜKÇÜ DEMOKRASİYE TAŞIMAKTA KARARLIYIZ

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Doç. Dr. Selin Sayek Böke, “Türkiye, sorun çözme yeteneğini yitirmiş, kendisini sorun haline getirmiş bir iktidarın yanlış politikaları nedeniyle her alanda, her gün kaybetmeye devam ediyor. CHP olarak biz, Türkiye için bir temel sorun haline gelmiş bu tek adam rejimini değiştirmekte ve Türkiye’yi özgürlükçü demokrasiye taşımakta kararlıyız” dedi. Genel Başkan Yardımcısı Böke’nin, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başkanlığında toplanan Merkez Yönetim Kurulu’nun gündemine ilişkin TBMM’de düzenlediği basın toplantısı şöyle:



İKTİDARIN AMACI BÜTÜN BASINI HAVUZUN SULARINDA BOĞMAK

Değerli arkadaşlar, öncelikle hepiniz hoşgeldiniz. Bugün bütçe oylamasının yapılacak olması nedeniyle Cumhuriyet Halk Partisi’nin MYK toplantısı mecliste gerçekleşti. Türkiye’nin gündemindeki temel meseleleri ve partimizin bu konulardaki anlayışı ve yaklaşımına ilişkin detaylı değerlendirmelerde bulunduk.

İktidara tutunmak için, despot tek adam rejimini devam ettirmek için hiçbir demokratik meşruiyet sınırı tanımaksızın, her türlü kuralsızlığı normalleştiren ve normalleştirme isteğini açıkça ifade eden bir yapıyla karşı karşıyayız. Bir şeyi artık açıkça konuşmak ve adlandırmak durumundayız. 14 yıllık AKP dönemi artık Türkiye’yi hiçbir biçimde demokrasi olarak adlandırılamayacak bir duruma getirdi.

Bu hafta yine bu anlayışın çok çarpıcı örneklerini yaşadığımız bir hafta oldu. Hükümet, basını doğrudan kontrolü altına almak için çeşitli hukuksuz yöntemler uygulamaya devam ediyor. Hem de hırçınca devam ediyor. Bu hafta bir gazete daha hükümet tarafından açıkça gasp edildi ve böylece kayyumlu gazetelere bir yenisi daha eklenmiş oldu. Artık bu bir alışkanlık haline geldi. Çark hep aynı şekilde dönüyor. Hükümet mahkemeleri araç olarak kullanıyor, bu yolla gazetelere el koyuyor, ertesi gün yandaş havuzcular gazeteye dolduruluyor ve gazete bir anda, bir gecede hükümetin ve saraydaki tek adamın propaganda broşürü haline dönüşüyor. Sonra da hiç yüzü kızarmadan Başbakan çıkıyor ve “Bu hukuki bir operasyondur” diyebiliyor. Hadi diyelim ki “Bu el koyma hukuki” ve el koyduğunuz gazetelerin hali hukuken bunu gerektirsin. El koyulan basın kuruluşları nasıl oluyor da bir gecede havuz gazetesine dönüşebiliyorlar. Adını koyalım: Bunun adı hukuk değil. Bunun adı açıkça gasptır. Dün kamu kaynağını peşkeş çekerek hükümete borazanlık yaptıranlar bugün, doğrudan gasp yoluyla bu havuzları genişletiyorlar. Yöntem değişti ama amaç değişmedi. Bununla da yetinmiyorlar, önemli haber ajanslarına baskı yoluyla iktidar tarafından istenilen haberler havuz medyası görünümünde yaptırılıyor. İktidarın amacı bütün basını bu havuzun sularında boğmak.

Bunu yaparken iktidarın kullandığı yöntem, ele geçirdikleri kurum, ne olursa olsun biz o kurumun ve kişilerin fikirlerine katılalım veya katılmayalım, sevelim veya sevmeyelim hiç fark etmez. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak temel bir ilkeyi savunuyoruz. Bu ilke hukuk devleti ilkesidir. Bu ilke demokrasidir, bu ilke benim için değil, senin için değil, hepimiz için, bütün Türkiye için hukuk ve özgürlük ilkesidir. Biz bu ilkeyi bütün Türkiye için savunmaya sonuna kadar devam edeceğiz.

PYD’YE TÜRKİYE’DEN OPERASYON YÖNETTİRDİNİZ Mİ?

Bu tek adam rejiminin Türkiye’ye ödettiği maliyetler basında yaşanan özgürlük kayıplarıyla sınırlı değil. Türkiye’ye ağır bedeller dış politika yoluyla da ortaya çıkıyor. Dış politikada Türkiye Cumhuriyeti tarihinin hiçbir döneminde getirilmediği bir duruma getirildi. AKP’nin ideolojik saplantılar ve iç politika kaygılarıyla şekillendirdiği dış politikanın sonucunda bugün Türkiye dünyada itibarını yitirmiş, yönünü kaybetmiş, yalnızlaşmış, tek kalmış bir ülke konumunda. Yalnızca bugün değil, nesiller boyunca bedel ödememize neden olacak gelişmeler her gün yaşanıyor ve hükümet açıkça yalan söyleyerek hala bunları kamuoyuna satmaya çalışıyor.

Geçen hafta öğrendik ki, AKP’nin bugün terör örgütü lideri olmakla itham ettiği Salih Müslim Ankara’yı suyolu yaptığı gibi, Süleyman Şah operasyonunda bizzat hükümetin talebi doğrultusunda yer almış.

AKP hükümeti şu sorulara cevap vermek zorunda:

-Terör örgütü dediğiniz yapıya Türkiye’den operasyon yönettirdiniz mi, yönettirmediniz mi?
-Bu gün terörist olduğu iddiası üzerinden felakete sürüklenen dış politikanızı aklamak için kıyamet kopardığınız Salih Müslim’i, Türk ordusunun adeta bir kurmay başkanı gibi çalıştırdınız mı, çalıştırmadınız mı?
-Süleymanşah Türbesi’nin taşınması üzerinden yazdığınız kahramanlık destanında halka açıkça yalan söylediniz mi, söylemediniz mi?
-Milli dış politika, terör örgütü dediklerinizle omuz omuza operasyon yapmanın tanımı mı?
-PYD’yi terör örgütü olarak gördüğünüze göre, PYD’ye Ankara’da operasyon yönettirmekle, terör örgütüne yardım ve yataklık suçlarına bir yenisini daha eklenmiş olmuyor mu?

Bu vahim olayla bir kez daha anlaşılmıştır ki, hükümetin dış politikada ideolojik saplantılar ve mezhepçilik dışında hiçbir ilkesi yoktur ve daha önce de söylediğimiz gibi PYD üzerinden açılan ”Milli Muhalefet” tartışması iç politikaya yönelik bir hamle olmaktan öteye herhangi bir anlam da taşımamaktadır.



DESPOT TEK ADAM REJİMİ ÜLKEYİ İTİBARSIZ DİLENCİ KONUMUNA DÜŞÜRDÜ

Aynı ilkesizliği AKP’nin mültecilere olan bakışında da görüyoruz. Türkiye Cumhurbaşkanı çıkıyor, “3 milyar Euro destek vereceğiz dediler, hala verecekler“ diyor. Daha önce de çıkıp açıkça insanların yaşamı üzerinden pazarlık yapılmış ve “3 milyar Euro vereceksiniz hiç konuşmayalım, otobüslere doldurur göndeririz” diyecek kadar insanlıktan çıkmış bir çerçeve sunulmuştu. Bugün de Başbakan Davutoğlu çıktı, göğsünü gere gere “AB’yle Kayserili pazarlığı yaptık” diyebildi. Bahsettiklerimiz insanlar… Bahsettiklerimiz dış politikadaki öngörüsüzlük ve ideoloji temelli yaklaşım sebebiyle vatanını terk etmek zorunda kalmış ve bir umut arayışında olan insanlar. Ne yazık ki mevcut despot tek adam rejimi, ülkeyi insan hayatı üzerinden pazarlık yapan, hiçbir ilkesi olmayan, itibarsız bir dilenci konumuna düşürdü. Türkiye gibi bir ülke yönetmenin sorumluluğundan o kadar uzaklar ki, Türkiye’nin dış politikasının önemli ayaklarından birini böyle bir pazarlıktan götürüyor olmaktan utanacaklarına, kendilerine paye çıkarmaya çalışıyorlar. Bir yandan vize muafiyeti ve para karşılığında Suriye’den gelen ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya geçen kaçak mültecilerin hiçbir ayrım gözetmeksizin Türkiye’ye geri getirilmesini de kabul etmiş durumdalar. Yani AB’ye misafir olmak uğruna 3 milyon Suriyeliyi Türkiye’de ev sahibi haline getiriyorlar. Milyonlarca insanın Türkiye’ye kalıcı olarak kabul edilmesi demek, Türkiye’nin demografisinin, sosyolojisinin, ekonomisinin, toplumsal yaşamının kalıcı olarak değişecek olması anlamına geliyor. Şimdi AKP rejimi böyle bir işe kalkışıyor. Yani para karşılığında Türkiye toplumunun bugününü, yarınını ve geleceğini ipotek altına alıyor. Hiç kuşkusuz mültecilere insani yardımın, sığınma hakkının gereğinin yapılması, hatta onları uzun vadede topluma entegre edecek doğru, etkin ve planlı bir çerçevenin ortaya konması gerekmektedir. Esas konuşulması gereken de bu çerçevedir. Ancak artıları-eksileri düşünülmeden, hiçbir şey tartışılmadan, bir ucuz pazarlığın sonucunda bu yükü üstlenmek, bu yükü Türkiye halkının üzerine fütursuzca boca etmek açık bir sorumsuzluktur. Ülkenin geleceği ipotek altına alınmaktadır.

AKP İKTİDARI KADIN SORUNUNUN ÇÖZÜLMESİNİN ÖNÜNDEKİ EN TEMEL ENGEL


Dün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutladık, kutladık denilebilirse. Ne yazık ki bir 8 Mart’a daha kutlanacak bir şey olmadan, acı bir tablo içerisinde girdik. Kadınlar her gün erkek şiddetine maruz kalmaya devam ediyor. Kadın cinayetlerinde rekorlar kırılıyor. Kadının toplumsal yaşama ve istihdama katılımı, Avrupa ülkelerine kıyasla yerlerde sürünüyor. Bu noktada 8 Mart vesilesiyle bazı temel noktaların da altının çizilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Kadının özgürleşmesini, kadın erkek eşitliğini sağlamanın, kadın cinayetleri, kadına şiddet gibi sorunların önüne geçmenin ilk şartı, bu sorunların altında yatan siyasi zihniyeti ve siyasi irade eksikliği olduğunu anımsatmamız gerekiyor. “Kadın-erkek eşit olamaz çünkü fıtratları farklıdır” diyenler, “Kadına şiddet sorunu yoktur, genel bir şiddet sorunu vardır” diyenler, “Kadın benim için her şeyden önce annedir” diyenler, kadının erkekle eşit olmadığı, farklı bir varlık olarak tanımlanması, rol biçilmesi ve korunması gerektiğini vurgulayan AKP zihniyetidir. Bu zihniyet kadına dair sorunları çözemez, ancak bu sorunların daha da ağırlaşmasına sebep olabilir. “Kadın-erkek eşit değildir” diyenler, kadınların uğradığı ayrımcılığın kadın kimliği kaynaklı olduğunu göz ardı ederek genelleştirenler, kadını özel yaşamında, tercihlerinde, toplumsal yaşama katılımında erkek egemen, dar muhafazakâr kalıplara sokmaya kalkanların, kadının toplumdaki mevcut konumundan, kadına şiddetten, kadın cinayetlerinden şikâyet ediyor olması timsah gözyaşlarından farklı değildir. Nitekim bu ikiyüzlülük iktidar partisinin kadın konusundaki tutumuna da aynen yansıyor. “Kadın cinayetlerine karşıyız” diyorlar ancak Özgecan Yasası halen mecliste yasalaşmayı bekliyor. AKP ayak sürürken, biz her gün bir canımızı daha, bir kadını daha erkek şiddetine kurban veriyoruz. Bugün hala kadın cinayetlerinde mahkemeler iyi hal indirimleri uyguluyor ve parlamento çoğunluğuna sahip iktidar partisi, bu imkânı tanıyacak yasal değişikliklerin arkasında durmaya devam ediyor. Kısacası AKP iktidarı, zihniyeti, kadına bakışı ve uygulamalarıyla, Türkiye’de kadın sorununun çözülmesinin önündeki en temel engel. Bu zihniyetin karşısında CHP, “Kadın-erkek eşittir ve bu eşitlik bizim kırmızı çizgimizdir” demeye devam edecek. Bunun karşısında CHP, “Kadın hakları evrenseldir, bir tekinden dahi geri adım atılamaz” demeye devam edecek. Temeline özgür kadını koyan, özgürlükçü demokrasi mücadelesine öncülük etmeye, sonuna kadar bu hakları savunmaya ve Türkiye’yi kadın, erkekle eşit olamaz diyen bu zihniyetten kurtarmaya kararlıyız.

TÜRKİYE’Yİ ÖZGÜRLÜKÇÜ DEMOKRASİYE TAŞIMAKTA KARARLIYIZ

Türkiye, sorun çözme yeteneğini yitirmiş, kendisini sorun haline getirmiş bir iktidarın yanlış politikaları nedeniyle her alanda, her gün kaybetmeye devam ediyor. CHP olarak biz, Türkiye için bir temel sorun haline gelmiş bu tek adam rejimini değiştirmekte ve Türkiye’yi özgürlükçü demokrasiye taşımakta kararlıyız. Bunu da gerçekleştirmenin öncelikli yolu, biraz önce de tarif ettiğim ve altını çizdiğim demokrasi ve hukuk ihlallerine karşı her alanda durmaktan geçiyor. Ne yazık ki diğer muhalefet partileri de bu ilkesel tutumu ortaya koymakta zorlanıyorlar. Türkiye’yi demokrasiye taşıyacaksak, bütün partilerin net bir ilkesel tavır ortaya koyarak demokrasiyi, parlamenter sistemi, özgürlükleri ve insan hakları merkezine alan bir kalkınmayı Türkiye’de gerçeğe dönüştürmek için bir tavır ortaya koyması gerekiyor. CHP bu konuda net tavrını çok açık bir biçimde ifade ediyor.
Hepinize teşekkür ediyorum. 

KÜRSÜ DOKUNULMAZLIĞI DIŞINDAKİ BÜTÜN DOKUNULMAZLIKLAR KALDIRILSIN

Soru- Efendim, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun bir çağrısı oldu, AB’yle uyum yasalarının çıkartılması yönünde. Muhalefete çağrı yaptı ve bir an önce çıkartalım dedi. Belki önümüzdeki günlerde bir temas da söz konusu olabilir. Sizin bu çağrıya yaklaşımınız nedir? CHP olarak destek verecek misiniz?

Selin SAYEK BÖKE- CHP, AB ile uyum için tekil olayların beklenmemesi gerektiğini, esasında geç kalınmış olduğunu her fırsatta dile getiriyor. CHP, AB ile uyum çerçevesinde Türkiye’yi, AB standartlarına taşıyacak ve evrensel değerleri Türkiye için gerçek kılacak her adımın yanında ve arkasında yer alacaktır. Ancak burada bir kez daha altını çizmek istiyorum, geçirilecek yasaların AB standartlarına denk olması, katıksız bir şekilde evrensel değerleri temsil ediyor olması çok önemlidir. Biliyorsunuz mecliste şu anda tartışılıyor olan kişisel verilerin korunması yasası, bu kapsamda değerlendirilecek bir yasadır. Bu yasa içerisinde kurulacak kurulun bağımsızlığıyla ilgili tereddüt, neden bizim AB standartlarına vurgu yaptığımız için de çok somut örneklerden biridir.

Soru- Figen Yüksekdağ’ın da aralarında bulunduğu 5 HDP’li hakkında hazırlanan fezleke Meclis Başkanlığı’na sunuldu. Genel Kurula geldiğinde CHP’nin tavrı ne olacak? Eğer böyle bir oylama getirilirse?

Selin SAYEK BÖKE- Cumhuriyet Halk Partisi’nin dokunulmazlıklarla ilgili ilkesel tutumu baştan beri çok net. Cumhuriyet Halk Partisi bütün milletvekilleri için kürsü dokunulmazlığı dışındaki bütün dokunulmazlıkların kaldırılması gerekliliğini yıllardır söylüyor. Bir kez daha vurgulayalım. Kürsü dokunulmazlığı dışındaki bütün dokunulmazlıklar bütün milletvekilleri için kaldırılmalı. Bu ilkesel tutumumuzun bütün bu çerçeve için çok önemli olduğunu ve bu ilkesel tutumdan kaçanların da niye kaçtığının esas sorgulanması gereken mesele olduğunu da anımsatmış olalım. Neden korkuluyor ki, kürsü dokunulmazlığı dışındaki dokunulmazlıkların kaldırılmasında hiçbir parti bizimle beraber hareket etmiyor.

Soru- Dokunulmazlıklarla ilgili bu kriteriniz HDP’lilerin dokunulmazlığının kaldırılması noktasında evet ya da hayır yanıtının gerekçesi mi olacak?

Selin SAYEK BÖKE- Özelde sorduğunuz sorular komisyon değerlendirmelerine bağlı. Dolayısıyla orada dosya temelinde bir değerlendirme yapılması gerekir. Bu ilkesel çerçeve bütün milletvekilleri için kürsü dokunulmazlığı haricindeki dokunulmazlığın kaldırılması gerekliliğini ve ihale peşinde koşanlar, yolsuzluk sebebiyle fezlekeleri gelmiş olanların diğerlerinden farksız olduğunu ortaya koyan bir ilkesel tutumdur.

TÜRKİYE’DE GÜVENLİĞİ SAĞLAMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ İKTİDARINDIR

Soru- Yeni güvenlik konsepti tartışılıyor. İçişleri Bakanı da bu konsepte ilişkin bir maddeyi açıkladı. Sokakları polise zimmetleme konusunda bir adım atılacağını söyledi. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz bunu? Bu yeterli midir ya da bekleneni karşılayacak bir adım mıdır?

Selin SAYEK BÖKE- Sokakları zimmetleme ihtiyacı ortaya çıkartacak tablonun ortaya çıkmamasını sağlamak bir hükümetin esas görevidir. Bu sokakların vatandaşı için güvensiz hale gelmiş olmasında kimlerin sorumlu olduğuna dair bir samimi değerlendirme ihtiyacı olduğu aşikar. Mesele güvenliği sadece zimmetleme yoluyla sağlayabileceğini itiraf eden bir iktidarla karşı karşıya olmamız meselesidir. Türkiye’de güvenliği sağlama yükümlülüğü iktidarındır. Hiçbir zaman bunun da zimmetleme yoluyla yapıldığına dair bir tartışma veya gün Türkiye’de yaşanmamıştır.
Burada bir şeyin altını çizmek istiyorum. Güvenlik önceliklidir. Ancak özgürlüklerden feragat ederek güvenlik sağlanmasının Türkiye’yi taşıyacağı tehlikeli boyutlarında mutlaka gözetilmesi gerektiğini anımsatmak istiyorum.

Soru- Anayasa Mahkemesi gerekçeli kararı Can Dündar’la Erdem Gül’le ilgili olarak açıklandı. “Haber nedeniyle tutuklama ölçülü bir müdahale değil” deniyor. “Casusluk yapıldığına dair bir delilin ortaya konulmadığı” vurgusu var. Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Selin SAYEK BÖKE- Hukuki bir süreci hepimizin güven duyduğu hukuki kurumların değerlendirmesi Türkiye’yi gerçek bir demokrasi yapacaktır. Bu konuda hukuk konuşmuşken bizim siyaseten bir şey söylememiz doğru olmaz.

ANAYASA KONUSUNDA TAVRIMIZ NETTİR

Soru- Yeni Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na MHP, Devlet Bahçeli’nin açıklaması var. Bu konudaki görüşlerinizi alabilir miyim?

Selin SAYEK BÖKE- Cumhuriyet Halk Partisi şu anda mecliste bulunan 4 parti arasında bu konuda en net tavrı ortaya koymuş olan partidir. Biz ilk günden itibaren Türkiye’nin temel sorununun bir anayasa değişikliği sorunu olmadığını, Türkiye’nin temel sorununun yasaların uygulanması, gerçeğe dönüştürülmesi ve darbe hukuku sebebiyle vatandaşımızın hayatının zorlaşmış olması olduğunu söyledik. Bu sebepledir ki bundan sonraki atacağımız tüm adımlarda da Türkiye’yi bu darbe hukukundan arındıracak, demokratikleşmeyi topluma yayacak adımları gerçeğe dönüştürmek yönünde olacağı aşikar. Bu çerçevede Cumhuriyet Halk Partisi seçim barajının düşürülmesi, YÖK’ün kaldırılması, bilimsel özgürlüğün sağlanması, medya özgürlüğünün gerçek ve samimi bir şekilde Türkiye’de yaşanması için açık kanun tekliflerini zaten geçen yasama döneminde de, bu yasama döneminde de meclise sundu. Biz bu kanun tekliflerinin takipçisi olmaya ve bizimle birlikte Türkiye’yi gerçekten demokratikleşme ve darbe hukukundan arındırma hedefine taşımak üzere diğer partileri de bu demokratikleşme masasına davet ediyoruz.

Çok teşekkürler…