Cumartesi, Şubat 4, 2023

Futbolun kültür boyutu ve 2022 Dünya Kupası

Öner Günçavdı
Öner Günçavdı
İTÜ İşletme Fakültesi, İşletme Mühendisliği Bölümünde iktisat profesörüdür. İTÜ’den lisans, İTÜ ve Warwick Üniversitelerinden yüksek lisan dereceleri bulunan Günçavdı, Nottingham Üniversitesi’nden de doktora derecesine sahiptir. Biri Düşten Gerçeğe: Türk Sanayinde Elginkan Topluluğu (İstanbul: Tarih Vakfı), diğeri Yolun Sonu (Ankara: Efil Yayınevi) olmak üzere iki telif kitabın ve çok sayıda bilimsel makalenin yazarıdır.

Daha turnuva başlamadan Katar’ın kültürel açıdan eksiklikleri kupaya damga vurdu. Öncelikle statların inşası sırasında yaşanan “iş cinayetleri” dünyanın gözleri önüne serildi. Turnuvanın bu “isimsiz kahramanlarını” anmak için bir şeyler yapılabilirdi.

Dün Dünya Kupası maçları başladı. Turnuva bu kez Orta Doğu’da, Katar’da düzenleniyor.

Katar küçük ama zengin bir ülke. Doğal kaynak ihracı yapan ve bu şekilde ciddi miktarlarda servete sahip bir ülke. İhtiyaçlarının çok üstündeki birikimlerini mali açıdan değerlendirmek için gelişmiş piyasa ekonomilerinde alternatif yatırım araçları arayan ve bu ülkelerde değerlendiren bir ülke. Zira bu boyutta kaynakların değerlendirilebileceği güvenli yatırım araçlarına ancak gelişmiş, derinliği olan bu ülkelerin piyasalarında rastlayabilmektesiniz. Bu sebeple Katar’ın bir de mali yatırımlarından elde ettiği yüksek miktarda sermaye kazançları bulunmaktadır.

Sizin anlayacağınız Katar zengin bir ülke ve zenginliğinin kaynağı da Allah vergisi doğal kaynakların ticareti.

Dünya Kupası 20 Kasım 2022’de başlamış olsa da, kupanın düzenlenişi ile ilgili tartışmalar çok daha önceleri başladı.

Katar’ın bu turnuvayı düzenlemek için harcadığı paradan tutun da, inşaatlarına kadar birçok konu tartışmalara vesile oldu. Ama hiçbir şey Katar’ın parayla satın alamayacağı futbolun “kültür ve değer boyutu” konusundaki eksikliği kadar dikkat çekici olmadı. Umarım bu eksiklikler gelecekteki turnuvaların kimler tarafından düzenlenmesi gerektiği konusunda FIFA elitlerine örnek olur.

Böyle uluslararası spor turnuvaları insanların ortak değerlerine ortaya çıkartıp, vurgu yapması bakımından önemlidir. İnsanları bu ortak değerler etrafında, en azından bir ay boyunca birleştiren bir özellikleri vardır. İnsanlar arasındaki farklılıkları bir an için unutup, bu ortak değerlerin insanları bir bütün yaptığının, onları birleştirdiğinin farkına varılmasına vesile olunması amaçlanır. Farklılıklar görülmez. En azından onlara tolerans gösterilir. Önemli olan farklılıklar değil, ortak değerlerdir. Bu olimpiyatlar için de geçerlidir.

Konu futbol olunca, bu sporun da kültür boyutunu göz önünde bulundurmak çok daha fazla zaruri olur. Bunları ihmal edip, oyuna ülkelerin kendi özgün bakış açılarını dayatması bu turnuvanın ruhuna zarar verir. Kanımca tartışmaların bir yönü ile Katar’ın şu ana kadar yaptığı budur.

Daha turnuva başlamadan Katar’ın kültürel açıdan eksiklikleri kupaya damga vurmaya yetti. Öncelikle statların inşası sırasında yaşanan “iş cinayetleri” dünyanın gözleri önüne serildi. Daha turnuva başlamadan, turnuvanın bu “isimsiz kahramanlarını” anmak için bir şeyler yapılabilirdi. Zira futbolun tarihi çok eski zamanlara kadar götürülse bile, bizim bildiğimiz anlamıyla futbol İngiltere’de Sanayi Devrimi sonrasında “işçi sınıfının” eğlence kaynağı olarak ortaya çıkmış bir spordur. Yani elitizmden uzak, halkın sporu olmuştur.  Bu futbola sınıfsal karakterini kazandırmaktadır. Futbolun sınıfsal karakteri İngiliz futbolunda var olan takımlarının geçmişlerinde de görülmektedir. Bu sınıfsal karakteristik, futbolda “takımdaşlık” olarak varlığını sürdürmüştür.

Futbolun bugün büyük bir kazanç kapısına dönmesinin de ardında, çalışan geniş halk çoğunluklarının bu spora gösterdiği ilgi ve alaka vardır ve bu futbolun sınıfsal karakterinin günümüzde de geçerli olduğunun bir göstergesidir. Dolayısıyla bu statların inşasında hayatlarını kaybedenleri bu sınıfın kayıpları olarak değerlendirilmek zaruridir. Elbette o insanların hayatlarının kaybını telafi etmez bu. Ama futbolun, genel anlamda sporun öne çıkarması gereken değerleri göz önüne sermesi bakımından önemlidir.

Katar’daki turnuvayı dünya gündemine taşıyan bir başka olay ise “bira” satışlarının yasaklanması oldu. Oysa bu turnuvayı ülkelerinde yapmayı amaçlayan siyasiler, daha işin başındayken, bu turnuva sırasında böyle bir taleple karşılaşılacağını bilmekteydiler. Ama şimdi alkolü yasaklamaya çalışıyorlar. Hatta bizden çıkan bazı üst düzey yetkililer de, kamuoyuna yaptıkları İngilizce açıklamalarıyla bu yasağı “kamu sağlığı” bahanesi ardına saklamaya çalışıyorlar. Sanki turnuvanın sahibi biziz ve uluslararası camianın eleştirilerine de, Katar yerine biz cevap vermek zorundayız. Bunu da anlamakta zorlandığımı belirtmeliyim.

İçki tüketiminde “kamu sağlığı” bahanesi, sarhoş olanların çevreye verecekleri rahatsızlıkla ilgili olarak gündeme getirilebilir. Ancak devletin benim sağlığımı düşünmeye başlamasındaki öncelik, en azından bireysel bir hak olan içki tüketiminin yasaklanmasından başlamamalı. Kamu sağlığı için devletin ondan önce yapması gereken daha çok şey bulunabilir. Özellikle bizde.

Eğer yasağın bahanesi “holiganizme” geçit vermemekse, o zaman da holigan terörünü en fazla yaşamış ülke olan İngiltere’nin deneyimine bir bakmalı.

Malum modern anlamda futbolun beşiği olan bir ülke bu. Brüksel’deki Heysel Stadyumunda Juventus ve Liverpool arasında 1985 yılında yapılan maçta yaşanan faciayı daha dün gibi hatırlıyorum. UEFA’nın verdiği cezayı az bularak, bizzat dönemin İngiliz Başbakanı Margaret Thatcher İngiliz takımlarını uluslararası müsabakalardan uzun süre men etmiştir.

Katar, kültür bakımından Batı ile ayrışan yönlerini öne çıkararak, bu turnuvanın temsil ettiği değerleri aşındırmaktadır. Bunu da açık bir şekilde yapmıyor; “kamu sağlığı” gibi batıda da bazı çevrelerin hak verilebilecek bir bahanenin arkasına sığınıyor.

Ama hiçbir zaman bu holigan terörünün sebebi görülen, maç öncesi ve maç sırasındaki alkol tüketimini “kamu sağlığı” bahanesinin ardına sığınarak yasaklamaya düşünmemiştir. Kolaycılığa kaçılmamış, toptancı bir yaklaşım benimsenmemiştir. Alkol tüketip holiganizm yapanlar bahane edilerek, bira içip maç seyretmek isteyen çoğunluğun bireysel tercihleri yok sayılmamıştır. Aksine “bireysel özgürlükleri” esas alarak, zoru, yani holiganizme ile mücadele tercih edilmiştir. Ardından da bugünkü başarılar gelmiştir.

Şu anda benim Katar’da gördüğüm, kendi inanış sistematiği içinde diğer insanların bireysel tercihlerini hiçe sayan, bunu yaparken de mahcup bir biçimde “kamu sağlığı” bahanesi ardına sığınan bir uygulama.

Bu aşamada FIFA’ya sormalı bu turnuvalar yoluyla temsil etmek istediği değerler bunlar mıdır? Turnuva yapacak ülkeler seçilirken, taviz verilmemesi gereken ortak insanlık değerlerimiz nelerdir? Ülkeler para vererek bu değerler konusunda kendi tasarruflarını yapmakta özgürler midir?

Katar, kültür bakımından Batı ile ayrışan yönlerini öne çıkararak, bu turnuvanın temsil ettiği değerleri aşındırmaktadır. Bunu da açık bir şekilde yapmıyor; “kamu sağlığı” gibi batıda da bazı çevrelerin hak verilebilecek bir bahanenin arkasına sığınıyor.

Şimdi bunu bir kenara bırakalım.  Mısırlı bir oyuncunun kadın bir yetkilinin selamlaşmak için uzattığı eli görmezden gelmesine ne diyelim? İlgi oyuncunun Avrupa’da herhangi bir maç öncesinde veya orada yaşarken de aynı davranışı gösterip göstermediğini bilmek zor tabi. Ama bunu yapmasının sebebi, Müslüman bir ülkede sahalara çıkması mıdır acaba?

Ya da turnuva ile ilgili bir stadyumun önünde yayın yapan Batılı bir gazeteciye izni olmadığı için engelleme yapılmasına ne denmeli? Böyle bir şeye önceki turnuvalarda rastladık mı? Burada iletişim özgürlüğü bakımından FIFA’nın temsil ettiği değerler hangileridir acaba? Bunu da “kamu sağlığı” gibi bir bahanenin arkasına sığınarak savunabilmek mümkün mü?

Ülkeler şuna bir karar versinler. Öncelikle insanların bu turnuvalarda temsil ettikleri ortak değerlerin benimsenmesi gerekmektedir. Kafalarına göre ülkelerin kendi değerlerinin temsilini bu turnuvalara yükleyemezler. Hatta buna izin veren FIFA bile olsa.

Bu tarz dünya çapındaki turnuvalara en sahiplik yapmanın birkaç tane yararı olur ülkelere. Öncelikle ekonomik kazanımlar ve yapılacak büyük bütçeli kamu yatırımları yerel düzeyde ekonomiyi canlandırıp, ülkeye yeni gelir kapıları açması amaçlanabilir.  Bu şekilde ülkedeki genç nüfusun spor yapacakları tesislere kavuşması ve bu turnuva kapsamındaki sporlara yönelik kamuoyunda bir ilgi oluşturmak da bu faydalar arasında yer alır.

Sadece spor olarak değil, aynı zamanda kendi kültür ve toplumsal organizasyonun başarısı olarak kabul edilebilecek sportif başarılarla dünya kamuoyunda ülkelerinin reklamı yapılabilir. Daha verimli, daha sağlıklı bir nüfusun yapısına erişebilmenin yolu da sporun tüm topluma yaygınlaştırılabilmesidir. Bu bakımdan sportif müsabakaların ve organizasyonların genç nüfus üzerinde etkisi tartışılamaz. Ancak çok daha önemlisi uluslararası düzeydeki bu turnuvaların dayandığı değerlerin bir destekçisi olarak ülkelerin ortaya çıkması istenir. Bu değerlerle sorunu olan ülkelerin bu turnuvalarda yeri olamaz zaten.

Dünya Kupaları ülkelerin “halkla ilişkiler” projelerine araç olabilecek sportif organizasyonlar değildir. Bunu ülkeler başka mecralarda yapabilirler. Bugün FIFA gibi uluslararası organizasyonlar unutmuş olsa da bu tarz turnuvalar insanlığı birleştiren değerlerin ortaya çıkartıldığı organizasyonlardır. İnsanların farklılıklarının değil, daha çok onları birleştiren değerlerin göz önüne serildiği organizasyonlardır. O nedenle, insanlığı ayrıştıran uygulama ve kültürel farklılıkları orta koymanın ve siyasi ve ekonomik güç gösterilerinin yeri yapılmamalıdır.

Bugüne kadar Katar’da gördüklerimiz bize bu konuda pek umut vermiyor. Umarım turnuva bitiminde bu görüşlerimizi değiştirecek deneyimler görme imkânımız olur.

PolitikYol'da yayınlanan yazılar her gün öğlen mailinizde!

Öner Günçavdı
Öner Günçavdı
İTÜ İşletme Fakültesi, İşletme Mühendisliği Bölümünde iktisat profesörüdür. İTÜ’den lisans, İTÜ ve Warwick Üniversitelerinden yüksek lisan dereceleri bulunan Günçavdı, Nottingham Üniversitesi’nden de doktora derecesine sahiptir. Biri Düşten Gerçeğe: Türk Sanayinde Elginkan Topluluğu (İstanbul: Tarih Vakfı), diğeri Yolun Sonu (Ankara: Efil Yayınevi) olmak üzere iki telif kitabın ve çok sayıda bilimsel makalenin yazarıdır.
spot_img
PolitiYol Telegram'da
PolitikYol.com Podcast

GÜNÜN YAZILARI

SÖYLEŞİLER

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,160TakipçilerTakip Et
53,985TakipçilerTakip Et
9,354AboneAbone Ol

GÜNDEM

ÇEVİRİLER

Bir Cevap Yazın

YAZARIN DİĞER YAZILARI