Cuma, Haziran 14, 2024

“Filistin, Alman Solu ve Gerhard Richter ”

Hayatı değiştirme utkusuyla mücadele içine girip en nihayetinde teröre başvuran genç insanların trajik sonu ile Alman Devleti’nin faşist uygulamaları arasında tarafsız, nesnel bir bellek denemesi yapar Gerhard Richter.

11 Ağustos 1976 günü İstanbul Yeşilköy Havaalanı’nda Muhammed Mehdi ve Muhammed Hüseyin el-Reşit isimli Kuveyt pasaportu taşıyan iki terörist İsrail havayolu El-Al uçağının boarding kısmında bombalı saldırı düzenleyerek dört insanı öldürdü. İki İsrailli, bir Japon ve bir ABD’li insanın öldüğü saldırıyı gerçekleştiren eylemciler sağ olarak ele geçirildiler. Eylemciler George Habeş tarafından kurulmuş, Filistin’in özgürlüğü için mücadele eden Marksist Leninist, Filistin’in Kurtuluşu İçin Halk Cephesi örgütünün üyesiydiler.

13 Ekim 1977’de Palma Mayorka-Frankfurt seferini yapan Lufthansa’ya ait bir uçak aynı örgütün üyeleri tarafından kaçırıldı. Teröristler Türkiye’de hapishanede olan Muhammed Mehdi ve Muhammed Hüseyin el-Reşit’in yanı sıra Alman hapishanelerinde tutuklu bulunan, içlerinde Baader Meinhof Örgütü’nün de liderlerinin bulunduğu 11 RAF (Kızıl Ordu Fraksiyonu) üyesinin serbest bırakılmasını talep ediyorlardı. Teröristlerin Almanya’daki devrimci mücadele ile olan ilişkisi nereden kaynaklanıyordu? Kızıl Ordu Fraksiyonu ve alt birimi olan Baader Meinhof Örgütü’nün üyeleri 1970’lerin başından itibaren tıpkı Deniz Gezmiş, Faik Bulut, Cengiz Çandar gibi Bekaa Vadisi’nde ve farklı bölgelerdeki Filistin kamplarında silahlı eğitim almışlardı.

 

Kaçırılan uçak birçok ülkeye uğradıktan sonra Somali makamlarının itirazlarına karşın 17 Ekim 1977’de Mogadişu’ya indi. Teröristler ciddi olduklarını göstermek için pilotu öldürdüler. Aynı günün akşamı saat 23:00 sularında Alman anti terör birimi GSG-9 uçağa baskın düzenleyerek bütün rehineleri kurtardı, üç eylemciyi öldürdü, birini ağır yaraladı. Filistinli teröristlerin düzenlediği başarısız eylemin ertesi sabahı, yani 18 Ekim 1977’de, Stuttgart Stammheim Hapishanesi’nde tutuklu olan RAF liderleri Andreas Baader, Jan-Carl Raspe ve Gudrun Ensslin hücrelerinde ölü, Irmgard Müller ise göğsü bıçakla deşilmiş hâlde, ağır yaralı olarak bulundular. Alman resmi makamlarının açıklamasına göre bu bir toplu intihar eylemiydi. Irmgard Müller ise hücrenin havalandırmasından gelen bir zehirle kendinden geçtiğini, daha sonra kendini kanlar içinde bulduğunu iddia etti. 27 Ekim 1977’de üç RAF üyesi Stuttgart Waldfriedhof Mezarlığı’nda bin kişinin katıldığı bir törenle gömüldüler.

18 Ekim 1977 tarihi, 30 Temmuz 1977’de Dresdner Bank’ın müdürünün kaçırılmasıyla başlayan Alman Sonbaharı olarak adlandırılan dönemin sonudur. Hapisteki RAF üyelerinin serbest bırakılması talebiyle Alman İşveren Sendikası Başkanı, eski SS üyesi Hanns Martin Schleyer’in kaçırılması ve öldürülmesi, Mogadişu baskını ve hapisteki RAF liderlerinin ölümü bu yaklaşık iki buçuk aylık süreyi Almanya’nın yakın tarihinin en çarpıcı dönemlerinden biri kılmıştır. Bu döneme Alman Sonbaharı denmesi, yapımında Heinrich Böll, Rainer Werner Maria Fassbinder, Alexander Kluge, Völker Schlöndorff gibi isimlerin de bulunduğu bir takım Alman aydının 1978 yılında gerçekleştirdikleri, dönemi anlatan Almanya’nın Sonbaharı başlıklı belgesel filme dayanır.

Gerhard Richter’in “18 Ekim 1977” başlıklı on beş yağlıboya resimden oluşan dizisi Almanya tarihindeki bu travmatik dönemi on bir sene sonra, 1988 yılında yeniden gündeme taşıdı. 1988 yılının sonlarına doğru tamamlanan dizi ilk kez Krefeld kentindeki Museum Haus Esters’de sergilendi. Küçük bir portreden anıtsal bir manzaraya kadar çeşitli boyutlarda olan resimler işledikleri konu ve üslupları açısından birbirlerini tamamlıyorlar. Richter’in foto-gerçekçi olarak adlandırdığı, altmışlı yıllardan beri uyguladığı teknikle yapılan resimler Almanya’nın gündeminde provokatif bir etki yarattı.

Bu resim dizisi, Anselm Kiefer’in Paul Celan’ın “Ölüm Fügü” şiirinden yola çıkarak resmettiği, Yahudi Soykırımı’nı işleyen “Margarete ve Sulamith” dizisi veya Jörg Immendorff’un 1977-1983 yılları arasında yaptığı, Almanya’nın bölünmüşlüğünü konu edinen “Café Deutschland” dizisi ile birlikte II. Dünya Savaşı sonrası Alman resminin siyasi ve travmatik bir olayı içerik edinen en çarpıcı örneklerinden biridir.

Resimlerden ilki, “Genç Portre”, Baader-Meinhof Grubu’na ismini veren liderlerden Ulrike Meinhof’un portresidir. Aslen bir gazeteci olan Meinhof öğrenci liderlerinden Rudi Dutschke’nin 1968 yılında kafasından vurularak yaralanmasına tepki olarak ve yine öğrenci liderlerinden Gudrun Ensslin ile yaptığı röportajın etkisi ile radikal sola meyletti ve RAF’ın kurucularından oldu. Frankfurt’ta iki mağazayı bombaladığı suçlaması ile 1972 yılında tutuklandı. 1976 yılında hücresinde asılı bulundu. Richter portreyi Meinhof’un reformcu öğrenci kızlar üzerine yazdığı ve prodüktörü olduğu “Bambule” isimli filmin duyurusu için 1970 yılında çektirdiği bir fotoğraftan yaptı.

Dizinin “Pikap” isimli resmi 17 Ekim’i 18 Ekim’e bağlayan geceye dairdir… Olabildiğince korunaklı bir hapishanede tecrit edilmiş olarak tutulan bir hükümlünün nasıl silah bulabilip de intihar ettiğini açıklamaya çalışan yetkili makamlar Andreas Baader’in silahı hücresindeki pikabın içine saklamış olduğunu iddia ettiler. Buna göre avukatlar parçalar halinde silahı peyderpey içeri soktular ve Andreas Baader de bunları birleştirerek sakladı. “Pikap” isimli resimde silahın saklandığı söylenen pikap yer alıyor. Resimden anlaşılmasa da orijinal fotoğraf üzerinde yapılan mikroskopik araştırmalar sonucu pikapta Eric Clapton’ın 1974 tarihli “There’s One In Every Crowd” isimli albümünden “Opposites” isimli şarkının çalmakta olduğu tespit edildi. Bu şarkının sözleri şöyledir: “Night after day, day after night. While after black, black after white. Fight after peace, peace after fight. Life after death, death after night.”.

Richter’in 15 resim arasında en büyüğü olan “Cenaze”, 18 Ekim 1977’de Stammheim Hapishanesi’ndeki hücrelerinde cansız bulunan Andreas Baader, Gudrun Ensslin ve Jan-Carl Raspe’nin 27 Ekim 1977’de gerçekleşen cenaze törenini konu edinmektedir.

15 resim arasında en büyüğü olan “Cenaze”, 18 Ekim 1977’de Stammheim Hapishanesi’ndeki hücrelerinde cansız bulunan Andreas Baader, Gudrun Ensslin ve Jan-Carl Raspe’nin 27 Ekim 1977’de gerçekleşen cenaze törenini konu edinmektedir. Aileler on gün süren bir insan hakları mücadelesi neticesinde yakınlarının cenazelerini devletten alabilmiş ve gömebilmişlerdir.

Baader, Ensslin ve Raspe’nin intihar mı ettiği yoksa cinayete mi kurban gittikleri konusunda fikir ayrılıkları mevcut. Öldürüldüklerine dair kuvvetli şüpheler olmasına karşın Gerhard Richter Jan-Thorn Prikker ile yaptığı bir söyleşide muhtemelen intihar ettiklerini söylüyor. Richter’e göre intihar etmeleri öldürülmelerinden daha korkunç zira bu dünyanın değiştirilebileceğine dair inancın başarısızlığı manasına geliyor. Jean Baudrillard ise 5 Kasım 1977 tarihinde Libération’a yazdığı bir yazıda şöyle diyor: “Herkes bir takım gerekçeler sıralıyor, olayı aydınlatmaya çalışıyor, yani boşa nefes tüketiyor. Herkes ve özellikle Baader’in katledilmiş olmasını dileyen devrimciler. Onlar da gerçeğin akbabaları. İntihar etmiş ya da yok edilmiş ne fark eder ki? Ama çok iyi bilirsiniz ya, eğer yok edilmişlerse ve bunun kanıtı bulunabilirse, olguların gerçekliğinin kılavuzluğundaki kitleler Alman devletinin faşist olduğunu kavrayacak ve intikam için harekete geçeceklerdir. Fasa fiso! Bir ölüm ya roman gibidir ya değil”

Her ne kadar Almanya’da ilk sergilendiğinde özellikle sağ kesim tarafından terör örgütüne karşı sempati uyandırdığına dair eleştiriler yöneltilmişse de “18 Ekim 1977” başlıklı dizinin izleyende böyle bir duygu uyandırdığını iddia etmek güç. Richter’in gazetelerden ve dergilerden topladığı fotoğrafları yorumlarken bulanıklaştırması, ayrıntıları yok etmesi, görüntülerin çarpıcılığını ortadan kaldırması ilginçtir. Resimleri belgesel nitelikte olmaktan uzaklaştırır. 1988 yılında, olaylardan on bir sene sonra Richter sanki hafıza yokluyor gibidir. Hayatı değiştirme utkusuyla mücadele içine girip en nihayetinde teröre başvuran genç insanların trajik sonu ile Alman Devleti’nin faşist uygulamaları arasında tarafsız, nesnel bir bellek denemesi yapar Gerhard Richter.

 

 

PolitikYol'da yayınlanan yazılar her gün öğlen mailinizde!

spot_img
PolitiYol Telegram'da

GÜNÜN YAZILARI

SÖYLEŞİLER

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,160TakipçilerTakip Et
60,616TakipçilerTakip Et
9,354AboneAbone Ol

GÜNDEM

ÇEVİRİLER

Bir Cevap Yazın

YAZARIN DİĞER YAZILARI