Bu hafta milyonlarca kişi Iowa ve Washington’a kaygılı bir hayretle, karmaşa ve öfkeyle bakarken Almanya da korkutucu bir alarma dönüşen kendi kirli karmaşasını yaşadı.

İlk kez Türingiya’da (Thüringen’de) bir eyalet hükûmetine, liderleri Nazi sloganlarıyla, Nazi hedefleriyle ve Nazi yöntemleriyle flört halinde olan aşırı, aşırı sağ Almanya için Alternatif (AfD) desteğiyle başbakan seçildi. Bütün partiler, AfD ile hiçbir şekilde ortak durmamaya yemin etmişti. Hristiyan Demokrat (Merkel’in partisi CDU) bazı çevrelerde bunun tersine işaret eden kuşkulu söylentiler olsa da söz konusu yemin korunmuştu. 5 Şubat 2020 Çarşamba gününe kadar.

O gün olanlar insanın ağzını açık bırakacak cinsten. Türingiya, geçtiğimiz Ekim ayındaki seçimlerden bu yana düzenli, istikrarlı bir hükûmetten yoksundu. 2014’ten bu yana yönetimde (ve Ekim’den bu yana geçici bir şekilde yönetimde) olan üç partili koalisyonun başında Sol Parti’den (LINKE) Bodo Ramelow bulunuyordu. Küçük ortakları Sosyal Demokratlar (SPD) ve Yeşillerle birlikte ve yasama organında bir oy farkla sağlayabildikeri çoğunlukla aşırı sallantıda olan bu yönetim Sol Parti’nin öncülüğündeki ilk ve tek eyalet yönetimiydi. Sol Parti’den başbakan Bodo Ramelow 63 yaşında ve birleşme sonrası Doğu’ya taşınmış olan bir sendika lideri. Birçoklarının histerik biçimde uyarıda bulunduğu Bolşevik kavgacı değil daha ziyade, teriyeri Attila’nın her daim eşlik ettiği ve solumsu bir programa sahip ılımlı bir baba figürü olduğunu göstermişti. Geçtiğimiz Ekim ayında partisi, Doğu Almanya’daki eğilimlerden farklı bir performans sergiledi ve oylarını yüzde 31’e, sandalye sayısını da (toplam 90 sandalyeden) 29’a çıkardı. Ancak her iki ortak, Yeşiller ve bilhassa SPD oy kaybetti ve üç partinin sandalye toplamı artık sadece 42’yi buluyordu. Eskiden olduğu gibi bir sandalye fazla değil, dört sandalye eksik. Ramelow ne kadar ılımlı ve hatta [eski, ç.n.] Alman Demokratik Cumhuriyeti karşıtı hale gelmiş olursa olsun, ne CDU, ne de yanıltıcı bir şekilde Liberaller olarak adlandırılan, sadık kapitalist yanlısı Hür Demokratlar (FDP) bu kan kırmızısı “Honecker takipçileri”ne katılma arzusundaydılar.

Ekim ayında başka bir parti de oylarını artırdı ve bu parti faşist AfD idi. Yüzde 23,4 oy oranı ve 22 sandalye ile; Doğu Alman hayal kırıklığı, gelecek hakkındaki güvencesizlik, Birleşik Almanya’nın ikinci sınıf vatandaşı olmanın sağlam temelli hissiyatının sonucu olarak (ayrıca o çok demokratik kitle medyasının fazlasıyla desteği ile sağcıların yaydığı yabancı düşmanlığı ve sosyal medyadaki zehirli kampanyalar sayesinde) AfD ikinci sıradaydı.

Ancak diğer bütün partiler faşistlerle asla birlikte olmayacaklarına dair bir taahhütte bulunmuşlardı! Bu nedenle ortada tek yol varmış gibi duruyordu. Ramelow, yasamada ele alınan her konuda, her oylamada en azından birkaç CDU ya da FDP oyuyla sağlanacak geçici desteğe bağımlı bir azınlık hükûmeti ile yoluna devam edecekti. Gerçekten de sağlıksız bir oluşumdu bu, ancak tek yol olarak duruyordu. Herkes de durumu dikkate almıştı, ya da öyle görünüyorlardı.

Fakat perde arkasında başka bir tezgah kuruldu. Kurallara göre üç gizli oylama yapılacaktı. Eğer ilk ikisinde herhangi bir aday salt çoğunluk sağlayamazsa üçüncü oylamada en fazla oyu alan başbakan seçilecekti. Beklendiği üzere Ramelow ilk iki oylamada salt çoğunluk sağlayamadı. Üçüncü oylamada tek aday olarak (ya da kendisinden zayıf bir AfD adayına karşı) kazanması bekleniyordu. Sonra birden, başka bir karşı aday, neredeyse hiç tanınmayan, sandalye kazanmak için gerekli yüzde 5 barajını ancak geçebilmiş olan FDP’nin yereldeki lideri 54 yaşındaki Thomas Kemmerich çıkageldi (FDP yüzde 5,0005 oy aldı, barajı geçmesini sağlayan 71 oyun çoğu Kemmerich’in altı evladı ile akrabaları düşünülürse kendi ailesinden geldi). Ancak gizli oylamada sadece partisinin beş oyunu değil, kendi umutsuz adaylarını geri çeken AfD üyelerinin tamamının oyunu da aldı. Bu durumda dahi toplamda 26 oyu olacaktı. Partinin bütün taahhütlerini çiğneyerek Kemmerich’e ihtiyacı olan desteği vermek üzere AfD’ye katılan CDU vekillerinin gizli desteği ile sonuç belirlendi: 44’e karşı 45.

Ramelow seçilmedi! Hades’ten gelen bir şimşek gibi, AfD resmen hükûmette olmasa da her kararda veto yetkisine sahip olacaktı. Daha kötüsü Almanya’nın en büyük partisi CDU – ya da onun yerel birimi – faşistlerle ilgili bir tabuyu yerle bir etmişti. Berlin’de AfD lideri zafer ilan etti:

“Sol – Sosyal Demokrat – Yeşiller hakimiyetine karşı; sanayisizleşme, otomobil nefreti, iklim histerisi yanı sıra cinsiyet çılgınlığı ve antifa şiddetine karşı sadece kağıt üzerinde olmayan bir çoğunluğun mevcut olduğu açığa çıktı.”

Böylece Almanya’nın ormanlık tepeleri ile “yeşil ciğeri”, muhteşem eski kaleleri ve Weimar, Eisenach, Erfurt gibi tarihi şehirleri ile barışçıl Türingiya’da, bu en yayılmacı olduğu yerde, AfD ilk büyük başarısını kazanmış oldu. AfD’nin geleceği parlak patronu Björn Hecke, Yahudiler, Afrikalılar ve Sol karşıtı yorumlarıyla nam salmış durumda:

“Hristiyanlık ve Yahudilik bir antagonizma oluşturuyorlar. Bu nedenle ‘Hristiyan-Judeo Doğu’ terimini anlayamıyorum.”

Berlin’deki Soykırım anıtını kınarken Höcke şunları söylemişti:

“Bizler Almanlar, halkımız, başkentin merkezinde bir utanç anıtı dikecek tek halkız.

Almanya’nın sadece bin yıllık geçmişinin olmasını istemiyorum. Aynı zamanda bin yıllık bir geleceğinin olmasını istiyorum.” (Reich’ın Bin Yılından sürekli bahseden kişi Hitler’di).

AfD iktidarı hakkında konuşurken şunları söylemişti:

“Ufak birkaç düzeltme ve küçük reformlar yeterli olmayacaktır, ancak Alman azmi işleri kararlı bir şekilde temelden ele alacağımızın teminatı olacak. İktidar değişikliği gerçekleştiğinde biz Almanlar yarım yamalak önlemler almayacağız, modernizmin artıkları temizlenecek.”

Planlarını daha açık kılarken bir TV sunucusu kendisiyle anlaşmazlığa düştüğünde Höcke şöyle yanıt vermişti: “Sizi temin ederim bunun büyük sonuçları olacak… belki bir gün bu ülkede ilginç bir şahsiyet ve siyasal bir kişilik haline geleceğim: Bu olabilir. O zaman size kariyerinizde başarılar dilerim.” Daha sonra kalktı ve orayı terk etti.

Bütün partilerin AfD ile herhangi bir şekilde işbirliğine girmeme taahhüdünün, iki parti sayesinde ortadan kalkması ve bunun sonucunda tabunun kırılması ve Almanya’da AfD etkisinin artmasıyla başka göstergeler ayrıca önem kazandılar: bir Berlin mahallesinde üst düzey bir polis, anti-faşistleri tehdit eden, evlerine Nazi sembolleri karalayan, arabalarından birini yakan Nazi taraftarı bir çetenin lideriyle yemek yerken, konuşurken ve araba kullanırken görüldü. Silahlı kuvvetlerde Nazi taraftarı unsurlara dair daha fazla haber mevcut. Seri göçmen katilleri ile onları gözlemleyen polislerin arasındaki bağlantılar ve hatta anlaşmaların görmezden gelinmesiyle kanıtların bir CDU lideri tarafından (120 yıllığına) erişilmez kılınması haberi. Hapiste zincirlenmiş durumda bir Afrikalı göçmenin yakılarak öldürülmesini gizlemek amaçlı bir yıl boyunca süren girişimlerin haberi. FBI dengi Anayasayı Koruma Teşkilatının eski başkanıyla AfD liderlerinin dostluklarının haberi. Ya da Faşizm Kurbanları – Anti-Faşist Birliğin (VVN-BdA) hayati vergi muafiyetini ortadan kaldırma girişimlerinin haberi. Bütün bunlar, Brexit sonrasında Avrupa Birliğinin yeniden silahlanmasında, askeri manevralarında ve genişlemesinde, hem NATO içinde hem de NATO dışında hakim bir rol üstlenen bir ülkede alarm zillerinin çalmasına yetecek göstergeler.

Bazı tarih düşkünleri Nazi Partisinin kabineye verdiği ilk bakanların, Hitler bütün Almanya’da iktidarı almadan iki yıl önce 1931’de Türingiya’da atandığını hatırlatıyorlar.

Bu kadar kaygılı bir şekilde buraya yazmak istemezdim. İyi haberler de var: Almanya’da ve Türingiya’da çoğunluk bu eğilimlere karşı geliyor. Çok sayıda insan iklim değişimi alanında, Berlin’de yeni ve önemli bir kanunla kira artışlarına karşı, ayrıca gayrimenkul imparatorlarının en kötüsünün mallarına el koymak amacıyla getirilen ve güç kazanan bir referandum teklifiyle mücadele veriyor. Çok sayıda insan, bilhassa gençler, faşistlere karşı mücadele yürütüyor. Hangi taraf daha hızlı büyüyecek? Bu soruyu bir sonraki değerlendirmeme ertelemek zorundayım.

Gecikmiş Not: Almanya’nın dört bir yanında gösteriler düzenleyen insanlar ile kendi partisinin Türingiyalı mensuplarının yaptıklarını reddeden Angela Merkel dahil birçok siyasetçinin öfkesi Kemmerich’in bir gün sonra istifasına neden oldu [ertesi gün ise görevini geçici bir şekilde sürdürebileceğini açıkladı, ç.n.]. Kemmerich eyalette yeni seçim çağrısında bulundu.

[MRonline internet sitesinden alınarak PolitikYol için Ali Rıza Güngen tarafından çevrilmiştir.]