Kitaptan biliyoruz; yargı, tıpkı öteki güçler, güç kaynakları gibi iktidar kavgasının olmazsa olmazıdır. Devletlerde, devletler arası ilişkilerde kendine sürekli alan açmaya, ötekiler üzerinde egemenlik kurmaya ya da egemenliğini pekiştirmeye çalışan iktidarlar, iktidar ortaklıkları, koalisyonlar kendi iç kavgaları olmaksızın varlıklarını sürdüremezler. Kendilerini sürüp giden kavganın içinde, yığınların eyleminden hep korkarak var ederler.

***

Ergenekon arşive kaldırılmak istenen davanın fotoğrafıdır artık. Peki, o fotoğrafta arka planda görünen yığınları ne yapacağız. Onlar iktidar kavgasının yazgısını değiştirmek için meydanları doldurmuşlardı. Cumhuriyet mitinglerinden, Gezicilerden, Haziran günlerinden; kavganın dışına sürülmek istenen, her suça ortak iktidar koalisyonunun devre dışı bırakmak için kanlı işbirliğine giriştikleri milyonlardan söz ediyorum.

***

Aslında işin eğlenceli kısmındayız da denilebilir. Repertuvardan çıkartılan, trajikomik, can yakan oyunun “kullanışlı figüranlarının” kendilerini kenara çekme, yaptıklarında haklılık payı arama, “evet, ama, işte, falan filan…” gibi işe yaramaz cümlelerden medet umma hallerini seyrediyoruz. Önemsizdirler artık. “Askeri vesayet kalksın istemişler” de, “sivil vesayete karşıymışlar” da, “darbeyi önlemişler” de… Bilmedikleri derslerin, okumadıkları kitapların dipnotlarından çaldıkları cümlelerle ahkâm kesmeyi sürdürmek niyetindeler hâlâ. Ne devrim biliyorlar ne darbe. Oysa tarihe bakmayı bilseler; devrimle darbe arasındaki farkın, ilişkinin, sokaklara çıkan, siyasi hedeflerle kendini var eden, kavgaya el koymaya niyetlenen yığınlara bağlı olduğunu, kitapların bunu böyle yazdığını da bilirlerdi.

***

Hiç anlayamadıkları zamanlarla ilgili “hatırat” yazarken, Yön’ü de, Devrim’i de devrimci TİP’i de anlayamadıklarını, sokaktaki halkı, tankların üstünden aşan işçileri, 15- 16 Haziran’ı, gencecik bedenlerine kıyılan gençleri kavrayamadıkları, devrimin darbeden büyük olduğunun farkına varamadıkları ortaya çıktı. Kendilerine açılan sahnede paylarına düşen repliği okumak, “olup bitene yön verdikleri” yanılgısına kapılmak iyi geldi onlara.

***

Ergenekon, laik bir Cumhuriyet için meydanları dolduranlardan korkanların telaşla harekete geçtikleri, kendi aralarındaki iktidar kavgasının cephanesini biriktirdikleri zamanın davasıdır. Aydınları tutuklayarak, halka korku salarak, yılgınlığı yaygınlaştırarak giriştikleri büyük tasfiyenin hikâyesidir. Sonunda dava tamamlandı; biri ötekini tepelemiş görünüyor. Ama korkuları sürüyor hâlâ; “Gezi, paralelden daha tehlikelidir” diye mırıldanıp durmaları bundan.

***

O karanlık yılların yazıcıları ise bölündüler; bir kısmı iktidar medyasında iş buldu, öteki kesim ne yapacağını bilemiyor… Gerçekleri görüp, darbe devrim meselelerini, halkın devreye girdiği zamanlarda devrimin her alanı kapsadığını, o zaman darbecilerin devrimi halktan çalmak için hızla harekete geçtiklerini anlatan tarihi mi okusun, yoksa anayasa tartışmasını bekleyip şansını bir kere daha mı denesin? 

Tarih okumaları daha iyi olurdu kuşkusuz; ama tarihin doğru okunmasının, görünen ile öz arasındaki farkı kavramaya bağlı olduğunu anlamadıkları, sürekli görüntüye takılıp kaldıkları için umutsuzdur durumları…