Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Medeniyet Üniversitesi Merkezi Laboratuvar açılışı ve kütüphane temel atma töreninde konuştu. Erdoğan, “Ülkemizin dört bir yanında hayata geçirmeye başladığımız millet kıraathanelerinin vakit öldürülen değil, değerlendirilen yerler olarak yepyeni bir vizyonu ortaya koyacağına inanıyorum. Şimdi her açılışı yaptığımızda orada üniversiteli öğrencilerimizi kitaplarının başında gördüğümüzde gurur duyuyorum. Bu şimdi yaygınlaşarak devam edecek” dedi.

İşte Erdoğan’ın sözlerinden satır başları:

Öncelikle toplam 35 milyon yatırım bedeliyle üniversitemiz tarafından inşa edilen Bilim ve İleri Teknoloji Uygulama Araştırma Merkezi’ni (BİLTAM) hizmete alıyoruz. En son teknolojik imkanlarla tesis edilen laboratuvarımız hocalarımız ve öğrencilerimizin yardımcısı olacaktır.

İstanbul’umuzdaki 13 devlet üniversitesinden biri olan İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nin kat ettiği mesafeyi takdirle karşılıyoruz. Bir dönem yanlış ellerde olan bu üniversite hamdolsun bugün gurur verici hizmetlere imza atıyor. Dünyanın farklı üniversitelerin eğitim almış genç ve yetkin hoca kadrosuyla gün geçtikçe her gün önemli bir üniversite olma yolunda ilerliyor.

Üniversitelerin lisans programlarının yanında yüksek lisans ve doktora bölümlerine öncelik vermesini önemli buluyorum.

Az öncede ekran izledik. İlk emri oku olan bir dinin müntesipleriyiz. Biz kalemin kılıçtan üstün tutulduğu bir medeniyetin inancın mensuplarıyız. Biz Avrupa’nın cehalet karanlığında boğulduğu bir dönemde dünyanın en önemli ileri medreselerini kurmuş bir medeniyetiz.

Medeniyetimizde alimler eserlerini yazarken kullandıkları divitlerin uçlarını açarken kullandıkları artıkları çöpe atmamışlardır bunları biriktirip mezarlarına konulmasını vasiyet etmişlerdir.

Üç kıtaya serpilen külliyelere kadar büyük bir birikimin mirasçılarıyız.
Kıymetli eserlerin tamamı Endülüs’ün işgali sonrasında İslam’ın İspanya’daki izlerini silmesi amacıyla Gırnata’nın meydanında yakılmış yok edilmiştir. Kimlerin kitaba düşman olması bakımından bunlar çok büyük ispatlardır. Kimi tarihçiler yakılan kitapların sayısının 1 milyonu bulduğunu söyler. Fatih İstanbul’u fethettikten sonra şehri yeniden inşaa ederken önceliği kütüphanelere vermiştir.

Her fırsatta ilmi çalışmalara yenilikçi projelerin öneminin altını çiziyoruz. Ülkemizi yeniden bilimde sanatta ve kültürde ileriye taşıyacak çalışmalara öncelik veriyoruz. Ancak buna rağmen halen istediğimiz seviyeye de ulaşamadığımızı üzülerek belirtmek istiyorum.

Kitap okuma, nitelikli akademik eserler üretme noktasında hala gerideyiz.

Televizyon izlemeye 6 saat, internete 3 saat harcıyoruz. Kitap okumaya harcadığımız süre de birkaç dakikayı zor buluyor.

UNESCO’nun kayıtlarına göre Türkiye kitap okumada dünyada 86’ncı sırada bulunuyor.

Ülkemizdeki kafe denilen vakit öldürme mekanlarının, kütüphanelerimizden çok daha yaygın, dolu olması üzerinde hassasiyetle durmamız gerekiyor. Ülkemizin dört bir yanında hayata geçirmeye başladığımız millet kıraathanelerinin vakit öldürülen değil, değerlendirilen yerler olarak yepyeni bir vizyonu ortaya koyacağına inanıyorum.

GÖRDÜĞÜMDE GURUR DUYUYORUM

Fakat millet kütüphanelerinin bile ne olduğunu anlamayanlar var onu da söyleyeyim. Orada tuğla mı dizeceğiz diyenler var. Kıraathanenin manası ne anlamıyor. Fakat uygulama başladı. Şimdi her açılışı yaptığımızda orada üniversiteli öğrencilerimizi kitaplarının başında gördüğümüzde gurur duyuyorum. Bu şimdi yaygınlaşarak devam edecek.

BİR KÜTÜPHANE İNŞA EDİYORUZ’

Cumhurbaşkanlığı Külliyemizin içinde 5 milyon cildi ihtiva edecek dev bir kütüphaneyi inşa ediyoruz. Şöyle bir 5-6 ay içerisinde bitmek üzere. Ama bir başkasını da İstanbul’umuzda, tarihi Rami Kışlası’nı restore ediyoruz ve orayı da İstanbul’un en büyük kütüphanesi belki de Cumhurbaşkanlığımızdaki kütüphaneyi bile geçecek, zira 5-6 milyon cildi bulacak. Bunlar hepsi dijital ortamda da inşallah kayda alınacak.

Üniversitelerimiz uzun yıllar kendilerini esir alan statükonun baskıcı, formatlayıcı, hürriyetleri kısıtlayıcı atmosferinden büyük oranda kurtulmuştur.

‘ÜNİVERSİTELERİN KAPILARI TEKRAR MİLLETİN EVLATLARINA AÇILMIŞTIR’

Türk üniversiteleri her ne kadar imtiyazını kaybedenler aksini iddia etseler de 2002 öncesine göre hem altyapı imkanları hem de akademik özgürlükler bakımından çağ atlamıştır. 28 Şubat döneminin faşist zihniyetinin üniversitelerimizde sebep olduğu tahribat önemli ölçüde giderilirken üniversitelerin kapıları tekrar milletin evlatlarına açılmıştır.