Su yüzüne çıkmasa da, tartışma konusu olmasa da Cumhurbaşkanı ile Başbakan’ın yeni anayasaiçin izlenecek yöntemde mutabık oldukları söylenemezdi..
Oyun planları farklıydı..

Cumhurbaşkanı aceleye getirilmemesini söylüyordu.. Yeni anayasanın önce kamuoyunda tartışılmasını istiyordu.. Salon toplantıları, mitingler, sempozyumlarla halkın hazırlanması gerektiğini düşünüyordu.. Seçmen zihni hazır hale getirildikten sonra Meclis’e sunulmasını savunuyordu..
Planının özü; seçmenden Meclis’e baskı oluşturmaktı.. Halk istiyor, Meclis kayıtsız kalmamalı dedirtmekti.. Milletvekillerini psikolojik baskı altına almaktı.. Cumhurbaşkanı’nın oyun planı buydu..

Başbakan farklı düşünüyordu.. Yeni anayasayı bir an önce Meclis’e sunmak niyetindeydi.. Bir iki ay içinde Meclis’e gönderilmesini, yaz bitmeden Meclis’in karar vermesini istiyordu.. 330 oy çıkacağına, referandum yolunun açılacağına inanıyordu.. Başbakan’ın da oyun planı da buydu..

Fark ne derseniz..
Başbakan bu iş bir an önce bitsin, ne olacaksa olsun, Meclis kararını versin, iş uzamasın havasındaydı..
Cumhurbaşkanı bir an önce olursa sakatlık olur, aksilik olur, riski büyük olur.. Yavaş yavaş olsun ama kontrollü olsun görüşündeydi..
Zaten Cumhurbaşkanı’nın acele etmesini gerektiren bir durum yok ortada..
Fiilen Başkan zaten!.. 
Fiilen ülkenin yönetimi onda zaten.. Bir dediği iki olmuyor zaten..
İstediği yasal kılıf..

Başbakan için fiili durum sürdürülebilir bi durum değil.. Rejimin adının bir an önce konulmasını istemesi de bu sebepten..

Köşk ile Saray danışmanları arasındaki çekişme Saray’ın galibiyetiyle noktalandı..
Cumhurbaşkanı bastırdı, Başbakan kabul etti..
Yeni anayasa için Cumhurbaşkanı’nın belirlediği strateji uygulanacak.. 
Önce halk ikna edilecek.. Önce halkın nabzı tutulacak.. Halk tamam, kafama yattı derse.. Anketlerden bu sonuç çıkarsa Meclis’e gidilecek..
Vekiller asilleri dinlesin kampanyasıyla yeni anayasa için 330 oy aranacak..

Gitsenize diyorlardı sokmayız diyorlar!

Yıllardır iktidar, hem ana muhalefeti hem ikinci muhalefeti Fırat’ın doğusuna gitmemekle, doğuyu, güneydoğuyu bilmemekle suçladı.. 
Dönemin Başbakanı Şırnak’a, Hakkari’ye Bitlis’e Muş’a gitsenize, oralarda da siyaset yapsanıza diye özellikle CHP’ye çağrı yaptı..
Gerçek şuydu..
CHP’liler güneydoğuya gidiyor, miting yapıyor ama orada varlık gösteremiyor, örgütlenemiyor, oy alamıyordu. Zaten alması da mümkün değildi!. 

Aradan zaman geçti.. Durum tersine döndü..         Bazı ilçelere artık milletvekilleri bile sokulmamaya başlandı.. 
CHP heyeti Yüksekova ilçe sınırından geri döndü..
Asker ‘yasak hemşerim’ çekti!.. 
Sıkıyönetim yok, olağanüstü hal yok.. Yok ama kâğıt üstünde yok.. 
Fiilen var.. 

Merak ediyorum; yeni Başbakan bir önceki Başbakan gibi ‘Ey muhalefet partileri, güneydoğuya gitsenize, oraları görsenize, insanlarla kucaklaşsanıza, orada siyaset yapsanıza’ diyecek mi? Diyebilecek mi?

Dinleri ayrıydı.. Dilleri aynıydı..

Dün Bakırköy’de anlamlı bir konferans vardı..
Bakırköy Belediye Başkanı Dr. Kerimoğlu’nun ev sahipliğinde İstanbul Müftüsü, Rum Ortodoks Patrik Vekili, Ermeni Patrik Vekili, Türkiye Musevileri Hahambaşı, İstanbul, Ankara, İzmir Süryanileri Ruhani Lideri bir araya geldi.. Dinleri ayrıydı ama dilleri aynıydı..
Özetle; organın dini olmaz dediler.. Organ bağışını teşvik ettiler.. ‘Günah değil, sevaptır, Tanrı’ya olan aşkın ifadesidir’ söyleminde birleştiler.. 

Başına gelmeyen önemini anlamıyor.. Organ bekleyen 40 bin kişi var.. 
Bağış demek bir insanı yaşatmak demek.. 
Bağış demek Allah’ın kuluna hizmet demek..
Bu sebeple bütün dinler aynı dili kullanıyor..