AKP’lilerin başkanlık sistemini talep etmelerini sorgularken vardığım sonuç, ilk etapta beni de şaşırttı ama başka gerekçe bulamadım. Bir lider, ABD Başkanı B. Obama’yı kıskandıracak kadar güçlü iken, neden başkanlık sistemini ister sorusunun yanıtlanması gerekiyor. Bu sorunun yanıtı, “AKP’den / partiden kurtulmak”. Başkanlık sistemi için ileri sürülen daha demokratik olmak veya daha istikrarlı ekonomi yaratmak gibi gerekçeleri, araştırmalar doğrulamıyor. 

Türkiye’deki başkanlık sistemi savunucuları, siyasal yürütmenin sürekliliğini istikrar için gerekli bir koşul olarak sunmaktadırlar. Bu bağlamda, parlamenter sistemlerin koalisyon hükümetlerini doğurarak, istikrarsızlığa ortam yarattıkları ileri sürülmektedir. Ancak farklı ülkelerin ‘insani gelişmişlik’, ‘demokratik gelişmişlik’, ‘eğitim düzeyi’, ‘sağlık hizmetleri’ gibi konularda karşılaştırmalı incelemesi iddiayı doğrulamamaktadır. Alican Kaptı’nın (www.alicankati.com) Dünyadaki en başarılı 20 ülke üzerine yaptığı çalışmaya göre, en başarılı 20 ülkenin 16’sı parlamenter, 2’si yarı-başkanlık, 1 ülke başkanlık ve 1 ülke de diğer hükümet sistemi ile yönetilmektedir. Gelelim Türkiye’ye: Tek parti hükümetleri ile koalisyon hükümetlerinin ekonomik performansları nasıl? 

Benlialper, Cömert ve Düzçay’ın (2016 ODTÜ Gelişme Dergisi sayı 43, s.65-110) çalışmasında (s.98) 1970-1979 arasında büyüme oranı yüzde 4,7, 1980-1989 4,1 iken 2002-2014 arasında yüzde 4,9’dur. Birinci dönem askeri müdahale ve koalisyon hükümetleri ile yönetilmişken, ikinci dönem askeri darbe ve ANAP tek parti hükümetleri ve üçüncü dönem ise AKP tek parti iktidarları ile yönetilmiştir. Şüphesiz bunlar hükümetlerin ekonomik performanslarını ölçmek için tek başına yeterli değil (Daha detaylı değerlendirme için Aykut Kibritçioğlu’nun web sayfasından. http://aykut.kibritcioglu.com/, bilgi alınabilir). Özetle başkanlık sistemi taraftarlarının istikrar ile anladıkları temel olarak büyüme olduğuna göre, bu veriler bunun o kadar da doğru olmadığını ileri sürmemize olanak vermektedir. Peki neden hala başkanlık sistemini istiyorlar? İşte diğer gerekçe, bizi “AKP’den / partiden kurtulmaya” götürüyor. 

Eğer talep edilen ABD tipi bir başkanlık sistemi ise, katı güçler ayrılığı olacak, kontrol denge mekanizmaları olacak. ABD modelini istemeyeceklerini söyleyebiliyoruz, çünkü mevcut yumuşak güçler ayrılığını ve Adalet Bakanlığı’na bağlı gibi çalışan yargının denetimine isyan ediyorlar. Bu isyan da, getirilmek istenen başkanlık modelinin ABD tipi olmayacağını ileri sürmemize olanak veriyor. Bunu önceki yazımızda (23 Nisan 2016 Politik Yol) açıklamıştık. AKP’lilerin önerdiği, kontrol ve denge mekanizmaları işlemeyecek ve katı güçler ayrılığı sağlanamayacak, “şark tipi başkanlık sistemi” olarak adlandırdığımız modelin sonucu ise, başkan olacak kişi için partiden, yani AKP’den kurtulmak olacaktır. Bunu açıklayabilmek için önce liderin mevcut sistemde ABD başkanı ile karşılaştırmalı ne kadar güçlü olduğunu hatırlamak gerek. 

Türkiye’de bir başbakan, partisinin gerçekten lideri ise, siyasal partilerin oluşum ve işleyişinin de katkısı ile çok güçlüdür. Bu güçleri dolayısıyla, B. Kuzu’nun da ifade ettiği (poor Obama) gibi, ABD başkanları ‘zavallıdır’. Lider, Bakanlar Kurulunda istediği kararı çıkarabilir, adayları belirler, Meclisten istediği kararları / kanunları çıkartabilir, politikaları / programları oluşturur, Adalet Bakanı aracılığı ile yargıyı etkileme – yönlendirme gücüne sahiptir. ABD başkanı bu yetkilere sahip olmadığı için zavallıdır. 14 Nisan 2016 tarihinde Politik Yol’da yayınlanan yazımızda da belirttiğimiz gibi ABD başkanı Türkiye’de bir başbakanın sahip olduğu bu yetkileri rüyasında bile göremez. Bu yetkileri rüyasında dahi görmesin diye Kurucu Atalar sistemi dizayn etmişlerdir. Peki bu kadar güce rağmen AKP’nin gerçek lideri neden hala başkanlık sistemini ister? Başkanlık Sistemine geçince gerçek liderin kazançları neler olacaktır? Bu soruların yanıtı bizi başkanlık sistemi ile liderin AKP’den / partiden kurtulma isteğine götürüyor. 

Başkanlık sistemine geçildiğinde, gerçek lider sadece siyasal yürütmenin başına geçmeyecek; yürütmenin ta kendisi olacaktır. Artık bakanlar kurulu olmayacaktır. Kendisine yönetme işinde yardımcı olmaları için atayacağı bürokratlar / teknokratlar, (ABD’liler bakan demiyor sekreter (‘bakan’) diyorlar), olacak. Bunun anlamı şu: Geçen dönem Başbakan yardımcısı olan Bülent Arınç gibi kişiler kurulda olmayacak. Mevcut durumda Bakanlar Kurulunda karar alırken her bakanın ikna edilmesi gerekirken (oy birliği), başkanlık sisteminde bu ortadan kalkacak ve sekreter konumuna inen bu kişiler başkan ne derse onu yapmak zorunda olacaklar. 

‘Bakanların’, teknokrat olmaları, diğer bir sorunu / sonucu, yani siyaset dışında gelmeleri ve milletvekili olmamaları yürütmede temsil kısıtlaması doğurur. Bu özellik, başkanlık sisteminin bir dezavantajı olsa da, mevcut işleyiş dolayısıyla (şimdiki bakanlar farklı mı hareket ediyorlar diye itiraz edilebilse de), pratik işleyiş bağlamında ihmal edilebilir. Ancak, gerçek lider başkan olduğunda hem ‘bakan’ atarken daha serbest olacak hem de ‘bakanlarla’ karar alırken onları ikna etme gereğinden kurtulacaktır. Kısaca, başkanlık sistemine geçilince gerçek lider AKP’den kurtulacaktır. 

Başkanlık sistemine geçmekle, gerçek lider ayrıca, Partisinin meclisteki çoğunluğunun güvensizlik oylaması tehdidinden de kurtulacaktır. Güvensizlik oylamasının (gensoru mekanizması) işlemediği ileri sürülebilir. Ancak meclis çoğunluğuna dayanma dolayısıyladır ki, liderler milletvekillerini zaman zaman Kızılcahamam’da veya Afyon’da toplayıp istişarede bulunma gereği duyarlar. Başkanlık sistemine geçilince, bu toplantıların gereği ortadan kalkacak, çünkü gerçek lider artık çoğunluğun desteğine teorik olarak da ihtiyaç duymayacaktır. Bunun anlamı ise, gerçek liderin AKP’den kurtulması olacaktır. 

AKP’den kurtulma varsayımı yanında, siyasal partiler yasasında bir değişiklik öngörülmediği için, parti üzerindeki aday belirleme ve program oluşturma yetkileri devam edeceğini ve de gerçek liderin daha da güçleneceğini ileri sürebiliriz. Partiyi yönetecek, adayları belirleyecek ama partililerin, milletvekillerinin onun üzerinde bir güçleri olmayacak. Hele bir de meclisi feshetme yetkisi verirseniz, gerçek liderin değme keyfine. Bu yetki istediği kanunları çıkarmadıklarında, milletvekillerinin başında kılıç gibi duracaktır. 

Bütün bunların sonucu / anlamı, muhalefet için pek bir değişmeyeceği, bilakis AKP’liler için, AKP için değişim / dönüşüm olacağıdır. AKP, parti olarak lideri üzerindeki gücünü kaybederken, liderin Parti üzerindeki gücü artacaktır. Mevcut ‘parlamenter / yarı-başkanlık sistemi’ ile karşılaştırmalı olarak, başkanlık sistemine geçilince yaşanacak olan değişim / dönüşüm böyle olacaktır. Ancak Başkan olduktan sonra sistemin daha da otoriter ve hatta totaliter bir eğilime girmesi de güçlü olasılıktır. İslam dünyasında egemen olan otoriter lider güdümlü anti-demokratik sitemlere dönüşümün önü açılmış olacaktır. 

Kısaca, başkanlık sistemi talebinin arkasında yatan gerekçe, AKP’den / partiden kurtulmaktır.