Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın 2020, 2021 ve 2022 yıllarını kapsayan Yeni Ekonomi Programı (YEP) Bakan Albayrak tarafından açıklandı. Program önümüzdeki 3 yıl içinde büyümenin iyileştirilmesi, enflasyonun düşürülmesi, işsizliğin azaltılması ve işgücüne katılım oranının artırılması gibi pek çok hedefi içinde barındırıyor.

30 Eylül 2019 tarihinde açıklanan programa ilişkin çok sayıda akademik, ekonomist ve köşe yazarı değerlendirmelerde bulundu. Bu kısa notlardan oluşan yazının amacı da istatistik bilimi ve dil kullanımının arkasına gizlenen programın siyasi boyutunu serimlemek.

Yeni Ekonomi Programı bir siyasal manifestodur

Programda Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu durum, ulusal ve uluslararası siyasi alanda gerçekleşen olgu, olay ve konumlanmalara dayandırılarak açıklanmaktadır.  Ekonomik durum, “Ağustos 2018’de başlayan spekülatif kur saldırıları” olarak gerekçelendirilmektedir.

Programda yer alan “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin sağladığı hızlı ve etkin karar alma mekanizması, uluslararası ilişkilerde karşılaşılan sorunların etkin bir diplomasi yoluyla yönetilmesiyle bu sorunların ekonomi üzerindeki etkisinin sınırlandırılması” ifadesi, başkanlık rejiminin ekonomik krizin önüne geçmede etkili olduğu fikrini açıkça çağrıştırmaktadır. Daha başka bir ifadeyle “kriz” kelimesinin kullanımından kaçınmak, krizin başkanlık rejiminde karar alma hızı sayesinde engellendiği varsayımıyla ilişkilendirilmektedir.

Bunlara ek olarak ekonomide planlanan değişim ve dönüşüme ilişkin en büyük fırsatın Türkiye’nin önündeki 4 yıllık seçimsiz dönemin olduğu iddiası, programın siyasal yönünü öne çıkaran bir diğer ifadedir. Bu ifadeyle hem siyasal bir pozisyon alınmakta hem de programı takip eden kesimlere bir mesaj verilmektedir.

Yeni Ekonomi Programı emeğin kazanımlarını ortadan kaldırmayı hedefleyen bir programdır

Programın Temel Hedefler bölümünde yer alan 9. madde işgücü piyasasındaki uyumu ele almakta ve esnekleştirme adımlarının hızla hayata geçirileceğini açıklamaktadır. Kuşkusuz bu adımlar, emek gücü sahibinin işveren karşısındaki ilişki dengesini işveren lehine daha da bozmak ve emek gücü sahibinin piyasadaki istihdam ilişkisinde deneyimlediği güvencesizlikleri yaygınlaştırmak anlamına gelmektedir. Ayrıca bu madde IMF raporunun en önemli başlıklarından biri olan esnekleştirmeyi konu edinmektedir.  YEP’te esnekleştirme ile işgücü piyasasında yasal düzenlemesi bulunan ancak yeterli uygulama alanı olmayan esnek çalışma biçimlerinin uygulanabilirliği artırılacaktır.

Yine Temel Hedefler bölümünde yer alan 11. madde “Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi”ne (TES) odaklanmaktadır. Bu maddede hükümet özel sektöre ucuz ve uzun vadeli kaynak yaratmak için kıdem tazminatını TES içerisine dahil etmeyi planlamaktadır. Milyonlarca insanın sosyal güvenlik haklarına ve iş güvencelerine dönük sistematik saldırılar bu satır aralarında gizlidir. Açık bir biçimde kıdem tazminatı denilmese de hükümetin kıdem tazminatını fona dönüştürerek bireysel emeklilik sistemi ile birleştirme hedefi görülmektedir.

 Yeni Ekonomi Programı’nda yer alan diğer başlıklar

YEP’te yer alan ifadelere göre, kamusal kaynakları kullanarak ekonomik alanda faaliyet gösteren kamu kuruluşlarını ifade eden Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT) kamu maliyesine yükleri azalacak şekilde yeniden yapılandırılacaktır. Kamu maliyesine yükleri azalacak şekilde yeniden yapılandırma daha çok özelleştirme, daha çok kamu-özel işbirliği (KÖİ) ya da daha çok kamu teşebbüsünü ortadan kaldırma demektir. Açıkça rant ve gelir dağılımı bütçe içerisinde yeniden yapılandırılacaktır.

Programda KÖİ uygulamalarına ilişkin de önemli bir madde bulunmaktadır. Kamu-özel işbirliği uygulamalarında ekonomik olmayı ve bütünlüğü sağlayacak çerçeve bir düzenleme yapılacağı ifade edilmektedir. Bu kapsamda kamu maliyesi ve bütçe dengeleri dikkate alınarak planlanacak ve yürütülecek uygulamaların çerçeve bir düzenlemeyle ilişkisinin ne olacağı belirtilmemiştir. Ama elbette bir bağlayıcılığı olacağı kesindir ve hedeflenenin KİT’lerle benzer olacağını tahmin etmek zor değildir.

Bir diğer başlık ise tamamlanmaya yakın inşaat projelerine finansman desteği sağlanmasıdır. İnşaata dayalı ekonominin büyüme ve istihdamın temel taşlarını oluşturduğu düşünüldüğünde sektörün bugünkü görece durgun halini ortadan kaldırmaya ve istihdam oranının bu yoldan yükseltilmesine odaklanılacaktır.

Bireysel tüketimin artması, uygun kredi şartları, stok ve revizyon yatırımları, sanayi ve hizmet sektöründe ve turizmde istihdamın artması; kadınların çalışma hayatına esnek ve güvencesiz yolla girmesine neden olacak esnek çalışma biçimleri için mesleki eğitim programlarının hayata geçirilmesi, kadın kooperatiflerinin güçlendirilmesi; genç kesimlerin mesleki eğitim ve sertifika programlarına dahil edilmesiyle genç işsizliğin azaltılması YEP’teki diğer başlıklar arasındadır.

Sonuç yerine

2020-2021-2022 yıllarını kapsayan YEP’in verileri daha önce tartışıldı. Programın neyi amaçladığı ve gerçekçi olup olmadığı bu  tartışmanın başlıklarını oluşturdu.

Bu kısa notların vurgusu ise programın aynı zamanda siyasi bir program olduğudur. Program, IMF’nin işgücü piyasasının esnekleştirilmesi, vergilerin halkın geniş kesimine doğru yaygınlaştırılması ve temel tüketim mallarına zam yapılması gibi önerileriyle birlikte Türkiye siyasal hayatının büyük bir dönemecini oluşturan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile ilgili temel önermelere sahiptir.

Buradan açıkça iki sonuç çıkarılabilir. Birincisi, bu program tartışmasız biçimde siyasal bir konum ve saflaşmayı ilan eden bir metindir. İkincisi ise bu program tartışmasız biçimde IMF önerilerinin yankı bulduğu bir metindir, IMF sözleşmesiz bir IMF programıdır.

YEP’te ifade edilen “sosyal tarafların uyumu” ifadesinin ideolojik tarihçesini aktarmak bu kısa notların kapsamı içinde değildir. Ancak işçi sınıfını hareketi ve sendikaların bahsi geçen sosyal taraflardan biri olduğu düşünüldüğünde sendikal hareket, YEP’in emek karşıtı tüm düzenleme önerilerine karşı durmalı, satırların ardına gizlenen gerçeklikleri tüm çıplaklığıyla ortaya koymalıdır. Çünkü emek ve sendikal hareketin görevi sermaye piyasasını derinleştirmek değil emekçi sınıfların haklarını korumak ve geliştirmektir.