Dünya ekonomisine yeni liberal politikaların egemen hale geldiği 1980’li yıllardan itibaren gelişmekte olan ülkelerin ekonomi politikaları, ihracata dayalı sanayileşme hamleleriyle şekilleniyor. Aradan geçen uzunca zamanda ülke ekonomileri, IMF, Dünya Bankası ve OECD gibi kuruluşlar aracılığıyla ekonomik alanda gerçekleşen yapısal reformlar ve uyum programlarıyla büyük bir değişime sahne oldu. Gelişmekte olan ülke ekonomilerinin dünya pazarına eklemlenmesi bu sürecin sonucudur.

Söz konusu uyum programları uluslararası sermaye kuruluşları tarafından ekonomik büyümenin temeli olarak işaret ediliyor. Ekim 2019’da IMF tarafından yayımlanan World Economic Outlook (Dünya Ekonomik Görünümü) raporu da bu olguya işaret eden önemli bir yazın. Raporun üçüncü bölümü gelişmekte olan ülkelere, düşük gelirli ekonomilerdeki büyümeye ve yapısal reformların rolüne odaklanıyor.

Raporun konu edindiği yapısal reformlar, ekonomik büyüme ve hem raporlarda hem de toplumsal alanda görünmeyen emekçi sınıflar, ülke tarihinden kısa notlar eşliğinde değerlendirilmelidir.

Ekonomik büyüme için yeniden yapısal reform

Raporda yer alan 48 eski ve şimdiki piyasalardan ve 20 gelişmekte olan ekonomiden oluşan örnekleme dayanarak elde edilen bulgulara göre, gelişmekte olan ekonomiler son yirmi yılda iyi bir büyüme oranı göstermesine rağmen hala gelişmiş ekonomilerdeki yaşam standardına ulaşamamıştır. Bunun nedeni gelişmekte olan ekonomilerdeki büyümenin, 1980’ler ve 1990’lı yıllardaki yapısal reformların ardından 2000’li yıllardan itibaren yavaşlamasıdır.

Çözüm, IMF’ye göre yeniden yapısal reformlardır. Yapısal uyum programları birçok ülkede hayata geçirilse de hala reformlar için daha fazla alan bulunmaktadır. Bunun nedeni otomasyon ve bilişim sektörünün de gelişimiyle yaşanan ekonomideki dönüşümdür. Yapısal reformların sonucu, iç ve dış finans, ticaret, işgücü piyasası, ürün pazarları ve yönetişim alanlarında eşzamanlı yapılan reformların altı yıllık süre zarfında (uzun vadede) önemli büyümeler ve istatistikte yaşanan yükselmelerdir. Yapısal reformların bir diğer sonucu da kayıtdışılığın azalmasıdır: Sektöre kayıtlı girişteki engellerin azaltılması ve buna karşılık sermaye yatırımlarının genişletilerek üretimin artması üretimi artırır. Özce, gelişmekte olan ülkelerin ekonomik yapısal reformlarla kazanımlar elde edeceği IMF raporunun en önemli vurguları arasındadır.

Ekonomik büyüme, emekçiler ve kısa notlar

1970’lerin sonu, 80’li ve 90’lı yıllarda dünya, sosyal refah devletinin tasfiyesi olarak adlandırılan bir dönüşümü yaşadı. Devletin ekonomiyi piyasaya bırakmadığı ve onu denetlediği, sosyal hakları ve güvenceli çalışma statülerini içeren, ücretlerde önemli artışların göründüğü ve işsizliğin büyük oranda ve kitlesel yaşanmadığı bir sürecin ardından, Thatcherlı, Reaganlı ve Özallı yeni liberalizm iktisadi, siyasi ve ideolojik alanda tam egemenlik oluşturdu.

Bu süreçte Türkiye ekonomisi de gelişmekte olan ekonomiler sınıfına 24 Ocak Kararları ile adım attı. Ülke ekonomisini uluslararası sermayeye entegre ederek serbest piyasa ekonomisine geçişi sağlama amacını taşıyan bu yapısal reform ve uyum programı, sermayenin sınırsız/serbest hareketi ilkesine dayanan yeni liberalizmin ve onun kurumlarının gelişmekte olan ülkelere biçtiği yegâne yolun uygulanmasıydı. Yapısal reformla birlikte dolar işlemleri serbest bırakıldı, katma değer vergisi çıkarıldı, özelleştirmeler yaşandı ve kamuyu küçültme amacıyla yap-işlet-devlet uygulamaları devreye girdi.

Yapısal reformlarla birlikte Türkiye ekonomisinin istatiksel olarak büyüdüğü reddedilemeyecek bir gerçektir. Ancak süreç, ekonominin uluslararası pazara eklemlendiği bu sürecin ardından büyüme döngüsü içerisinde bir süre sonra kriz olarak yaşanan eksi büyüme potansiyeli de yaratmıştır. Plansız ekonominin sonucu aksi durum olamaz. Reddedilemeyecek bir diğer gerçek ise yapısal reformların ekonomik büyümeyi görece sağlamasına reel ücretlerdeki düşüşün ve gelir ve servet dağılımındaki aşırı eşitsizliğin eşlik etmesidir. Türkiye ekonomisinde ithal edilen ürünleri satın alabilecek bir emekçi kesim yoktur. Deyim yerindeyse eskiden kuyruk bekleyerek satın alınan ürünler artık kuyruk beklemeden satın alınamaz hale gelmiştir. Sebebi ücretlerde yaşanan bariz düşüş ve emekçilerin çalışma koşullarıyla ilgilidir.

Sosyal refah devletinde çalışma hayatında görece çok daha olumlu şartlar deneyimleyen emekçi sınıflar, yeni liberal dönemde güvencesizleşmiş, esnek çalışma koşullarına tabi olmuş ve kitlesel işsizlikle mücadele eder hale gelmiştir. Emek yeniden proleterleşmiştir. Emek gücünün niteliksizleşmesi, işin değersizleşmesi ve yabancılaşmanın derinleşmesi, emeğin yeniden proleterleşmesinin niteliğidir. Orta sınıf alt tabakaların ücretli emekçiler haline gelmesi de yeniden proleterleşme sürecinin sınıf konumları üzerindeki etkisidir. Bu süreçte borçlanma ise emekçi sınıfların varlığının tek koşuludur.

Son söz…

Ülke tarihinden kimi örnekler de içererek ele alınan yapısal reformların mantığında, sermaye fazlasının, ihtiyacı olan ülkelere özel sektör aracılığıyla gittiğinde maksimum faydayı sağlayacağı düşüncesi bulunmaktadır. Yani ekonominin uluslararası pazara eklemlenmesi aynı zamanda ülke ekonomisinin bir pazar haline gelmesidir. Bu sürece siyasi ve ideolojik yapıda meydana gelen dönüşümler de eşlik etmektedir.

Rakamsal göstergeler yerine emekçi sınıfların koşulları savunulmalıdır. Bir ülkenin üretkenliğini belirleyen faktörün emek gücü olduğu hatırlanmalı ve onun üzerindeki tüm denetimin kaldırılması ve işin yeniden değerlileştirilmesi bu savunu çizgisinin temelini oluşturmalıdır. Emek cephesinin IMF’ye vereceği en iyi cevap budur.