Ensar Vakfı ve Karaman İmam Hatip Lisesi Mezunları Derneği (KAİMDER) yurtlarında işlenen suçlara başta Aile’den sorumlu bakan olmak üzere iktidarın topyekûn ve ‘medya errkeklerinin’ verdikleri tepkilere biraz daha yakından bakmak gerekli.

Sema Ramazanoğlu önce ‘Buna bir kere rastlanmış olması hizmetleri ile ön plana çıkmış birkurumumuzu karalamak için gerekçe olamaz’ dedi. Aynı hafta içinde ise Van’ da yapılan, hem de çocuklara yönelik cinsel istismar ve kadına yönelik şiddet konusunda yaptığı konuşmada ‘İhmal, istismar ve tacize uğrayan çocukların cezalandırılması konusu da gündeme alacağımız konulardan bir tanesi’ deyiverdi.

Basit bir dil sürçmesi mi? Önce bir değil iki dil sürçmesi olduğunu görmek gerekiyor. Bakan, sadece çocukları cezalandırma isteğini dile getirmedi, Ensar Vakfı’ ndan da ‘kurumumuz’ diye söz etti. Her ikisi de dil sürçmesi olsalar da basit değiller; tersine tam da bir zihniyetin dışavurumları.

Bakanın bilincinin derinliklerinden fışkırıp gelen, ‘muhafazakâr, dinci ve errkek’ zihniyetinin çoğu kadının da ruhuna ektiği ‘düzeni korumalısın, boynunu eğip ekmeğini yemelisin’ tohumlarının filizi. Burada dinci sıfatının üç tek tanrılı din için de geçerli olduğu unutulmamalı, Bakan, koyu bir Hıristiyan ya da Musevi olsaydı da aynı dil sürçmeleri olabilirdi.

Mutlak, politik bir yanı da var Bakan ve medya errkeklerinin bu tutumlarının. ‘Erkin’ en küçük bir hasar bile almaması için gösterilen bu çaba aynı zamanda iktidarın kurduğu düzenin yıkılmasından duyulan büyük ‘özgürlük korkusu’ da bir bakıma! Özgürleşmenin sağlayacağı sorumluluktan da kaçmak da cabası.

Bakan’ının tepkilerinin benzerlerine en çok aile içi cinsel istismarda ve bütün cinsel şiddet suçlarına gösterilen tanık tepkilerinde rastlanıyor.

İlk tepki yok saymak oluyor; üstünü örtmek, görmezden gelmek, olmamış gibi yapmak. Karaman’daki yöneticilerin, suçlunun eşinin, çocukların ebeveynlerinin bu suçlardan haberdar olmadıklarını, en azından hiç kuşkuya kapılmadıklarını sanmak safdillik olur. Ardından suç gizlenemez olduğunda ‘bir kere oldu’ diye kendini avutma çabası geliyor. Her şey ortaya çıktığında ise suçlama saldırıya maruz kalana yöneliyor. Bu suçlama ‘gece o saatte orada ne işin vardı’yla başlıyor, ‘neden o giysileri giydin’ vs ile devam ediyor. Bunlar yetmediğinde ise asıl suçlama şiddete maruz kalana yöneliyor; kışkırttığı, hak ettiğine kadar gidiyor.

Aile içi cinsel şiddete tanık olanların suskunlukları da aynı düzenekten besleniyor, istismar ve tecavüz suçlarında da maruz kalanların yakınlarından toplumun geneline kadar verilen tepkiler aynı sırayı izliyor. Kendi çocuğunu istismar eden babayı gören anne, görmezden gelmeye, yok saymaya en sonunda da çocuğunun babayı/ kocasını kışkırttığını iddia etmeye başlıyor.

Karşı çıksalar, ihbar etseler yıkılacak olan düzenden (aile) ve sonrasından o kadar korkuyorlar ki tanıklar, korkunun erittiği akılları işlemez oluyor. Üstünü örterek çocuğunun adının çıkmasını engellediğini düşünen ebeveynler bile olabiliyor.

Bu nedenle Ensar ve KAİMDER’ i korumak aslında AKP’yi ve onun muhafazakâr, dinci, errkek düzenini korumayı amaçlıyor. Yasadışı, denetimsiz, izinsiz yurt açmanın bedeliyle yüzleşmek, ailenin düzeninin kaynaklarıyla yüzleşmek gibi olduğundan bu çaba. Tıpkı ‘o aslında çok iyi bir babadır’, ‘çok ahlaklıdır’, ‘çok dindardır’ diyerek korunmaya çalışılanın, düzenin hakikatiyle ve bu hakikatten beslenmenin sorumluluğuyla yüzleşmekten kaçmak olması gibi.

Yıkılsın bu düzen denmesi, biraz da bu yüzden…