Türkiye Recep Tayyip Erdoğan iktidarı öncesinde de çeşit çeşit sorunları olan bir ülkeydi. Bu ülkenin işçileri, emekçileri, ilericileri olarak Erdoğan öncesi de aynı zihniyetin farklı isimlerinin-partilerinin yönettiği ülkemizde pek mutlu bir hayata sahip değildik. Dolayısıyla Tayyip Erdoğan öncesi dönemin, en azından bizler açısından, özlenecek bir yanı yok. 

Onlarca-yüzlerce şey söylenebilir ancak sadece Tayyip Erdoğan gibi bir politik figürü yaratmış, AKP gibi bir partinin iktidar yolunu açmış olması bile Erdoğan öncesi Türkiye’yi  pek hayırla anmamak için yeterli bir nedendir. Tayyip Erdoğan, Türkiye’yi yıllardır yöneten iktidarların açtığı yoldan yürüyerek gelmiş, düzenin öz evlatlarından birisidir. Türkiye’deki sermaye diktatörlüğünü en iyi temsil edebilecek kişilerden birisi olduğu için iktidar koltuğunu hak etmiştir. 

Özellikle 12 Eylül ile birlikte yıkıma hazır hale getirilen güzel ülkemizin,  bir bütün olarak yıkılması için görev üstlenen Erdoğan ve şürekası üstlendikleri görevi hakkıyla yerine getirdiler. Türkiye bugün her açıdan yıkılmış bir ülkedir. 

Dün Karaman’da görülen dava bunun bir kez daha görülmesi için önemli bir örnektir.

Bayrak arkasına saklanan sadece tabela değil 

Dün Türkiye’nin gündeminde, Karaman’da AKP iktidarıyla kuvvetli ilişkileri olan Ensar Vakfı ve KAİMDER’in yurtlarında kalan çocuklara tecavüz eden Muharrem B. isimli şahsın yargılandığı önemli dava vardı. 

Karaman’da görülen davada Türkiye’deki yargılamalarda pek rastlanmayan bir sonuç ortaya çıktı. Mahkeme, soruşturmanın genişletilmesi talebini reddederek tek celsede kararını verdi ve sanık 508 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Keşke bu ceza gerçekten suçun büyüklüğü ve açıklığı nedeniyle verilmiş olsaydı. Veriler tam tersine işaret ediyor. Kararla birlikte, bütün suç sadece bu sapığınmış gibi Ensar Vakfı, onun merkezinde durduğu karanlık ilişkiler ve iktidarın sorumluluğu davanın dışında bırakılmış oldu. 

Dün dava ile ilgili gün boyu Karaman’dan yansıyan görüntülerden birisinin özellikle önemli olduğunu düşünüyorum.  Sanıyorum davayı basından izleyen herkes, Ensar Vakfı’nın Karaman Şubesi’nin tabelası üzerine Türkiye Bayrağı asarak tabelanın görülmesini örtmeye çalıştıklarını görmüştür. 

O çok değer verdiklerini söyledikleri bayrağı pisliklerini örtmek için kullandıkları fotoğraf önemlidir. 

Aslında dava ve sonucu o fotoğraf ile özetlenebilir. 

Dün ilk celsenin sonunda, sapığa alelacele verilmiş 508 yıllık cezayla, tüm ayrıntılarıyla açığa çıkan büyük bir suçun gerçek faillerini, gerici örgütlenmeyi ve iktidarla ilişkilerini örtmeye çalıştıklarını özellikle vurgulamak gerek. 

Buraya kadarı tamamsa bunun AKP/Saray iktidarının Türkiye’yi yönetme stratejisinin önemli taktiklerinden birisini olduğunu da eklemeyi ihmal etmeyelim. 

Milyonlarca emekçiye bu fotoğrafın bütününün gösterilmesi görevi omuzlarımızdadır.  AKP/Saray iktidarı bir taraftan Türkiye’yi yıkıma sürüklerken bir taraftan din-iman şovları yaparken kafası Karaman’daki Ensar Vakfı yöneticileri gibi çalışıyor. Ülkemiz emekçi halkları bir cehenneme sürüklenirken sözde "vatan savaşı"yla ülkeyi iç savaşa sürüklerken pisliklerini milliyetçilikle örtmeye çalışması dün Karaman’da gördüğümüz cinliğin ustalaşmış halidir.

Ensar Vakfı, AKP Türkiye’sinin minyatürüdür 

Sadece bir gerici vakıf ile ortaya çıkan rezaletler dizisinden böyle bir sonuca ulaşmamızdan abarttığımızı düşünenler olabilir. Birleşik Haziran Hareketi eğitim komisyonunun hazırladığı Ensar Vakfı’nın merkezinde durduğu ilişkileri gösteren harita, Türkiye’yi saran gericiliğin anlaşılması ve iç ilişkilerinin görülmesi için başlı başına yeterlidir. 

Ensar Vakfı etrafında gelişen ve kamuoyunun gündemine giren rezaletlerin asıl önemli yanı AKP’nin hedeflediği Türkiye’yi gösteriyor olmasıdır. 

Ensar Vakfı, devletin her kademesinden aldığı büyük desteklerle çalışan bir vakıf. Gerici iktidarın kollaması ve somut destekleriyle serpilip gelişen cemaatlerin, tarikatların ve bunların paravanı olarak işlev gören "vakıf" örgütlenmelerinin nasıl birer batakhane işlevi gördüğünü bütün açıklığıyla ortaya koyduğu için de dikkatle incelenmesi gereken bir vakaa ile karşı karşıyayız. Bire bir örtüşmese bile bu örgütlenmeler aslında AKP’nin nasıl bir ülke yaratmak istediğinin minyatür örnekleri olarak görülebilir. Bu gerçeği hala görememiş olanları, AKP’nin arzuladığı Türkiye’yi merak edenleri bu vakıfların, cemaatlerin nasıl işlediğine, nasıl bir iç hayata sahip olduklarını incelemeye davet ediyoruz. 

Tek tesellimiz, bu kadar büyük bir karanlığa boğulmuş bir ülkenin kurtuluşu için ara formların, geçiş süreçlerinin anlamını yitirmiş olmasıdır. Türkiye ya Ensar örneğinde gördüğümüz AKP karanlığına gömülecek ya bu rezil iktidara son verip aydınlık bir geleceğe doğru kesintisiz bir yürüyüş başlayacak. 

Son kararı mahkemeler değil bu ülkenin emekçi halkları verecek.