Perşembe, Ağustos 18, 2022

Enflasyon: vatandaşların servetinin önemli bir kısmına gizlice ve gözetilmeksizin el konması

Arda Tunca
Arda Tunca
1988’de Kabataş Erkek Lisesi’nden mezun oldu. 1992’de İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi İktisat Bölümü’nü bitirdi. Aynı üniversitede, Para-Banka anabilim dalında yüksek lisansını 1993’te tamamladı. 1992-1996 arasında akademik alanda çalışmalar yaptı. Akademik çalışmalar amacıyla 1994-1996 arasında Berkeley (ABD)’de yaşadı. 1996’da, AIESEC bursu ile DuPont de Nemours International S.A. şirketinin Avrupa merkezi Cenevre’de (İsviçre) çalışmaya başladı. 1998’de Türkiye’ye dönerek bankacılık sektöründe çalışmaya başladı ve zaman içinde çeşitli finans ve reel sektör kuruluşlarında yönetici olarak görev aldı. Pazar araştırmaları, tedarik zincirleri yönetimi, pazar geliştirme, finans ve finansal danışmanlık alanlarında çalıştı. Profesyonel yaşamının yanı sıra, çeşitli televizyon kanallarında, ekonomi programlarında yorumcu olarak yer aldı, mesleki dergilerde yazarlık yaptı.

Enflasyon, Haziran 2021’den bu yana kesintisiz olarak yükseliyor. Keynes’in “süreklilik” (vatandaşın servetine gizlice el koyma) olarak ifade ettiği bir süreç yaşanıyor.

“Lenin’in kapitalist sistemi yıkmanın en iyi yolunun para birimini bozmaktan geçtiğini ileri sürdüğü söylenir. Hükümetler, süreklilik arz eden bir enflasyon süreciyle vatandaşlarının servetinin önemli bir kısmına gizlice ve gözetilmeksizin el koyabilirler. Bu yöntemle, sadece el koymakla kalmıyorlar, keyfi olarak da el koyuyorlar ve süreç çok kişiyi yoksullaştırırken bazılarını zenginleştiriyor.”

Yukarıdaki cümleler, John Maynard Keynes’e ait. Keynes, 1. Dünya Savaşı sonrasında Paris Barış Konferansı’na (1919) katılmıştır. Versay Antlaşması (1919) koşullarını Barışın Ekonomik Sonuçları (The Economic Consequences of the Peace) adlı eserinde ele almıştır. Yukarıdaki cümleler, bu eserden alıntıdır.

Türkiye ekonomisi ile ilgili politika nitelikli yazı yazma olanağı kalmadı. Bir önceki yazımda belirttiğim üzere, enflasyonun kontrol altına alınması için bir ümit ışığının belirmesi dahi ancak seçimle mümkün.

TÜİK verilerine göre, Ağustos 2021’de %19.25 olan tüketici enflasyonu Eylül 2021’de başlayan politika faizi indirimleriyle Temmuz 2022 itibarıyla %79.6’ya ulaştı.

Parasal istikrarı sağlamakla yükümlü Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) para politikasını kullanmayarak, Keynes’in Lenin’den alıntıladığı ifadeyle Türk Lirası’nı “bozdu.” Ağustos 2021 sonunda 8.32 olan Dolar/TL kuru bugünlerde 18.00’e yakın düzeylerde seyrediyor.

Enflasyon, Haziran 2021’den bu yana kesintisiz olarak yükseliyor. Keynes’in “süreklilik” olarak ifade ettiği bir enflasyon süreci yaşanıyor. Dolayısıyla, vatandaşların servetinin önemli bir kısmına süreklilik arz eden bir enflasyon süreciyle el konuluyor. Ancak bu, Türkiye örneğinde Keynes’in ifade ettiği gibi gizlice ve gözetilmeksizin olmuyor.

Geçtiğimiz günlerde TCMB başkanının İstanbul Sanayi Odası (İSO) ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) yöneticileriyle toplantıları oldu. İş dünyası, krediye ulaşamamaktan ve faizlerin yüksekliğinden şikayet etti. Para politikasının öngörülebilirlik sunması gerektiği belirtildi. Ancak!

Türkiye’de, 2022’nin başından bu yana tarihi nitelikli bir kredi genişlemesi yaşandı. Bunun enflasyonu sert şekilde yükselteceği belliyken iş dünyası hiç sesini çıkarmadı. Politika faizi indirilirken ve enflasyon gümbür gümbür gelirken de sesi çıkmamıştı. Enflasyon yükselirken şişen cirolara karşın düşük faizle yaratılan büyük karlar söz konusu idi.

TÜİK enflasyonunun %79.6 olduğu koşullarda faizlerin yükselmesine rağmen hala %30-50 faiz aralığında kredi kullanmak mümkün iken, iş dünyası hangi faiz yüksekliğinden şikayet etmektedir? Faizin düşüklüğünün ya da yüksekliğinin kriteri enflasyon oranıdır. Enflasyonu kontrol altına alacak faiz oranı, en az enflasyon oranı kadardır.

Hükümet, kredi genişlemesinin enflasyonist sonuçlarını gördü. Bu nedenle, kredi genişlemesinde frene basmak için Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurumu’nu (BDDK) devreye soktu. Son haftalardaki düzenlemelerle piyasadaki kredi faizleri yükselmeye başladı. Bu nedenle, parasal istikrar sağlama görevini yerine getirmeyen bir merkez bankasının iş dünyası ile görüşmesi anlamlı değildi. Masadaki muhataplar yanlıştı.

Enflasyon iş dünyasının derdi değil. Yüksek enflasyonun sermayenin nasıl işine geldiğini Türkiye 80’lerden ve 90’lardan çok iyi biliyor. Mevcut hükümeti 2002’de iktidara getiren de aynı sermaye.

Enflasyon, iş dünyasının derdi değil. Yüksek enflasyonun sermayenin nasıl işine geldiğini Türkiye 1980’lerden ve 1990’lardan çok iyi biliyor. Mevcut hükümeti 2002’de iktidara getiren de aynı sermaye.

Faizi düşürdüğünü iddia eden bir ekonomi yönetimi altında yükselen piyasa faizleri! Büyük ölçüde faizle çalışan bankacılık sisteminin karlarının rekorlar kırması! Bunun temel nedeni hükümet eliyle yaratılan kur korumalı mevduattır. Bankalar, %17 ile mevduat toplayıp %30-50 aralığındaki faizle kredi kullandırıyorlar. Kredi faizini %30-50 aralığına yükselten de BDDK. Bu koşullarda bankaların karı elbette Ocak-Haziran döneminde geçen yılın aynı dönemine göre %400 artar.

Ekonomi yönetiminde her şey birbirine girmiş durumda. Koordinasyon yok! Bankalar geleceğe yönelik olarak yüksek karlara rağmen tedirgin. Neden?

Toplantılarda iki önemli konu daha dikkat çekti: şirketlerin stok yapmaya yönelmesi ve kredi kullanarak döviz satın alması. TL’nin “bozulduğu” ve enflasyonun sürekli yükseldiği koşullarda firmaların finansal yapılarını korumak için stoğa yönelmeleri ve döviz satın almaları çok normaldir. Ekonomide, Gresham Kanunu adında bir kavram vardır. Okumanızı tavsiye ederim.

Son dönemlerde, kredi talebinde bir düşüş meydana geldi. Küresel yavaşlama nedeniyle ihracatçılarda satış düşüşleri var. Küresel emtia fiyatlarındaki düşüşler stokçulukla suçlanan firmalarda şimdi şu etkiyi yapacak: sürekli artan fiyatlardan korunmaya çalışırken oluşan stoğun değerinin düşmesi.

Kredi büyümesi üzerine büyüme hikayesi yaratan hükümetin kredide frene basması, ekonominin yavaşlamaya başlaması ve küresel durgunluk beklentilerinin güçlenmesiyle beliren potansiyel bir sonuç var: takipteki kredilerde artış. Eylül ve Aralık bilançolarını bu gözle izleyeceğiz. Bankaları tedirgin eden de bu.

Türkiye’de kişisel gelir 2011’de yıllık $11.289 iken, 2021’de $9.539’a geriledi. Enflasyon-faiz tartışmalarının 2010’ların başlarında başladığı düşünüldüğünde, bu olumsuz gelişmenin ekonomi kurallarını çiğnemenin bir sonucu olduğu görülüyor.

Eylül 2021’den sonra düşürülen politika faizi, sonrasında patlayan enflasyon ve patlayan piyasa faizi! Yüksek enflasyonun her ekonomi için geçerli en göze çarpan olumsuz sonuçlarını sıralayalım. Türkiye’yi önümüzdeki dönemde bu sonuçlar üzerinden analiz etmeye devam edelim.

Yüksek enflasyon, satın alma gücünü eritir. Ücretliler ve maaşlılar yüksek enflasyonun özellikle ezdiği kesimlerdir. Ücretleri ve maaşları periyodik olarak artsa dahi, artış dönemleri haricindeki ara dönemlerde satın alma güçleri düzenli olarak zayıflamaktadır. Yani, süreklilik arz eden bir enflasyon süreciyle vatandaşların servetinin önemli bir kısmına açıkça ve göz göre göre el konmaktadır.

Yüksek enflasyon, tasarrufu değil, tüketimi özendirir. Tüketici, herhangi bir malın ya da hizmetin fiyatı artmadan o malı ya da hizmeti bir an önce satın almak ister ki tüketiminin maliyetini belli bir seviyede tutabilsin. Bu, enflasyonun kendi kendini beslediği bir sonuç doğurur.

Yüksek enflasyon, borçlunun lehine çalışan bir süreçtir. Borçlunun geri ödeyeceği faiz ve anaparanın değeri yüksek enflasyon nedeniyle erimektedir. Bu nedenle, borçlanma mekanizmalarında vadeleri kısaltan bir etki yaratır. Vadenin kısalması ise geleceğe yönelik belirsizlik demektir. Belirsizlik altında yatırım yapılmaz.

Yüksek enflasyon, piyasa faizlerini yükselten etkiler yapar. Ancak bu, piyasa ekonomisi koşullarında geçerlidir. Türkiye’de faizler piyasa dışı yöntemlerle baskılandığı için enflasyonun faizi artıran etkileri kısmen ortaya çıkmaktadır.

Yukarıdaki son 4 paragrafa bakılınca ve Türkiye tecrübesi düşünüldüğünde tanıdık geliyor mu? “Bozulmuş” bir para birimi ve vatandaşların servetinin önemli bir kısmına el konması! Ekonominin kuralları yeni tanımlanmadı. Keynes anlatıyor. Üstelik Lenin’den alıntıyla.

PolitikYol'da yayınlanan yazılar her gün öğlen mailinizde!

Arda Tunca
Arda Tunca
1988’de Kabataş Erkek Lisesi’nden mezun oldu. 1992’de İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi İktisat Bölümü’nü bitirdi. Aynı üniversitede, Para-Banka anabilim dalında yüksek lisansını 1993’te tamamladı. 1992-1996 arasında akademik alanda çalışmalar yaptı. Akademik çalışmalar amacıyla 1994-1996 arasında Berkeley (ABD)’de yaşadı. 1996’da, AIESEC bursu ile DuPont de Nemours International S.A. şirketinin Avrupa merkezi Cenevre’de (İsviçre) çalışmaya başladı. 1998’de Türkiye’ye dönerek bankacılık sektöründe çalışmaya başladı ve zaman içinde çeşitli finans ve reel sektör kuruluşlarında yönetici olarak görev aldı. Pazar araştırmaları, tedarik zincirleri yönetimi, pazar geliştirme, finans ve finansal danışmanlık alanlarında çalıştı. Profesyonel yaşamının yanı sıra, çeşitli televizyon kanallarında, ekonomi programlarında yorumcu olarak yer aldı, mesleki dergilerde yazarlık yaptı.
spot_img
PolitiYol Telegram'da
PolitikYol.com Podcast

GÜNÜN YAZILARI

SÖYLEŞİLER

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,160TakipçilerTakip Et
49,484TakipçilerTakip Et
9,354AboneAbone Ol

GÜNDEM

ÇEVİRİLER

Bir Cevap Yazın

YAZARIN DİĞER YAZILARI