CHP’nin İstanbul adayı Ekrem İmamoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve rakibi olan Meclis Başkanı Binali Yıldırım’la yaptığı görüşmeye ilişkin gelen eleştirileri değerlendirdi.

“Ben gideyim, kampanyanın ‘tansiyonu düşsün gibi’ bir amacım yok” diyen İmamoğlu, karşı tarafta her seçimde tansiyonu yüksek tutmayı alışkanlık haline getiren bir siyasi parti ve anlayış olduğunu belirterek, “Ama tansiyonu yüksek de olsa alçak da olsa hepsine hazırım, biz işimize bakacağız” diye konuştu.

Yıldırım’ın İstanbul adayı gösterilmesinin ardından Meclis Başkanlığından istifa edip etmeyeceğine ilişkin yapılan tartışmalara ilişkin de fikirlerini dile getiren İmamoğlu, “Partimiz yasal, anayasal açıdan inceledi ve uygun olmadığını söyledi. Birçok hukukçu da aynı fikirde. Ama ben sadece şunu demekle yetineceğim 1 Nisan itibari ile çok sevdiği ve bırakmak istemediği koltukla baş başa kalacak. Bizim inancımız bu yönde” ifadelerini kullandı.

İmamoğlu, “Rakibim kendini TBMM Başkanı olarak adlandırdıktan sonra benim için seçim süreci bitmiştir. Artık kazandım diye bakıyorum. Çünkü, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı denilmesi çok değerlidir. Önemli bir kimliktir. Binali Bey Meclis Başkanı olarak yarışmayı uygun görmüş” sözlerini sarf etti.

Birgün’den Yaşar Aydın’ın sorularını yanıtlayan İmamoğlu’nun açıklamaları şöyle:

Ziyaretlere gelirsek, tepki de aldınız. Sonuçlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Diyalogdan kim zarar görmüş ki? İrtibat kurmaktan, yanlışı veya doğruyu görmekten, eksiğiyle fazlasıyla süreci anlamaktan kim zarar görmüş? Biz değil miyiz kutuplaşmadan şikâyet eden? En çok da biz sosyal demokrasiye inanan insanlar konuşmak zorunda olduğumuzu sıklıkla dile getiren kesim değil miyiz? Burada neyi aykırı buluyorlar anlamış değilim. Rakibimiz olan TBMM Başkanı’nın da aynı tarzı benimsemesi gerekirdi. Toplum birbirinden çok uzaklaştığı için bu davranışlar yadırganıyor ama ben bunu bu saate kadar yaptım ve hiçbir zaman da zararını görmedim, tamaksine faydasını gördüm.

Beylikdüzü bu ve benzeri çabalarla İstanbul’un en huzurlu ilçesi haline geldi. Bunu tüm İstanbul’da yapmamızın önünde hiçbir engel yok. Bir belediye başkanının çalamayacağı hiçbir kapı olamaz. Benim felsefem budur ve ziyaretlerin alt yapısı da burada yatıyor.

Kampanya sürecinde gerginliğin azalmasında faydası olacak mı?

Ben gideyim, kampanyanın ‘tansiyonu düşsün gibi’ bir amacım yok. Aslında tansiyonun düşeceği konusunda da çok umutlu değilim. Çünkü karşımızda her seçimde tansiyonu yüksek tutmayı alışkanlık haline getiren bir siyasi parti ve anlayış var. Onun için bu beklentiyle gitmedim. Ben doğru olan şeyi yaptım sadece. Ama tansiyonu yüksek de olsa alçak da olsa hepsine hazırım. İster tansiyon yüksek olsun ister alçak olsun biz işimize bakacağız. Bizim sesimizi dinleme çabasında olan 16 milyona yakın insan var İstanbul’da. Ben İstanbullu hemşerilerime seslenmeye devam edeceğim.

Karşınızda 1994 yılından bu yana şehri yöneten bir anlayış var. Nasıl bir kampanya ile süreci tersine çevirmeyi planlıyorsunuz?

Öncelikle şehri bu hale getiren anlayışı eleştireceğiz. Eleştiriler kişiler üzerine değil, olgular ve olaylar üzerine olacak. Zaten bir konuyu anlattığınızda kimin yaptığı belli. Milletimiz ne dediğinizi anlar, yeter ki anlatmayı bilin. Eleştiri ile sınırlı kalmayacağız. Kendimizi, projelerimizi anlatacağız. Amacımız bu kente ve insanına umut olmak. Şu an İstanbul’un tek ihtiyacı ümitli olmak. Ümidini kaybetmiş bir toplum var. Şehirde yaşayanların yüzde 60’ı ‘fırsatını bulsam kenti terk ederim’ diyor. Biz araştırmalar yapıyoruz 1.5 senedir. Bu araştırmalarda çok net bir şekilde mutsuz bir İstanbullu var. Ziyaretler yapıyorum. Güngören’e gittim. Güngören ilçesinde kişi başı yeşil alan 0.60 metre kare. Yani bir insanın ayakta dik duracağı kadar yeşil alanı yok. Bu insan mutlu olabilir mi? Bunun dünya standartlarındaki ölçeği en az 10 metre olmalı. Beylikdüzü’nde 9.5 metrekareye ulaştırdık. 25 yıldır yönetilen bir şehrin bugün 0.6 metrekarelik yeşil alan bandına sahip olması o kentin yöneticilerinin büyük bir yanlışı. O yüzden çok net altını çiziyorum bu kentin büyük bir değişime ve dönüşüme ihtiyacı var.

Birkaç seçimdir İstanbul’da oy oranları çok değişmiyor. Bu sefer seçmen tercihini neden değiştirecek?

Tepkili bir genç grup var. Hiç oy kullanmamış, oy kullanmayı düşünmeyen bir gençlik. Biz onlara umut olacağız. 18-25 arasında okumayan mesleği olmayan ve çalışmayan genç sayısı İstanbul’da 350 bin oldu. Bu istatistiği duyup, tüyleri diken diken olmayan ve ‘buna çare bulacağım’ demeyen yönetici, bu kente yöneticilik yapmamalı. İşte bunlar bizim asıl konumuz olacak. O insanlar meslek edinmeli, edindiği meslek sayesinde iş bulmalı. Yerel yönetimler buna köprü olmalıdır.

Bir başka örnek; İstanbul’da 1 milyon 200 bine yakın 0-4 yaş arası çocuk var. İstatistikler üzerinden ihtiyaçları matematik üzerinden belirlemediğiniz zaman büyük projeler kavramı da değişiyor. Şimdi büyük proje ne? Bu çocuklarla mı ilgilenmek ya da kanal mı yapmak? Şimdi benim için en büyük proje bu 1 milyon 200 bin çocukla ilgilenmek.

Kampanya takvimi belli oldu mu?

Kısım kısım İstanbul halkına ne vaat ettiğimizi duyuruyor olacağız. Bununla birlikte kent için ne vaat ettiğimizi medya önünde, tüm İstanbulluya anlatacağımız bir tarih olacak. Bu Şubat ayının ilk haftasını geçmeyecek diye umut ediyorum. İlçe adaylarının belli olmasıyla adaylarımızla bütünleşen bir İstanbul tasarımını tartışacağız. Son 15 güre kadar İstanbulluya ne anlatacağımızı tasarlayan işlerle meşgul olacağız. Son 15 gün ise yoğunluklu biçimde insanların oy kullanmasını sağlamak ve tereddütsüz sandık gününde sıkıntı yaşanmayacağını insanlara hissettirmek için uğraş vereceğiz. Özellikle ilk defa oy kullanacak 700-800 bin gencin şimdiden bizi çok dikkatle izlediklerini düşünüyorum. İstanbul’un ihtiyacı olan heyecan ve umut da onlarda var. O duyguları beslendiğinizde sandığa gelip ‘ben de bu heyecana ortak olayım ben de bu sürecin kahramanı olayım’ diyecek milyonların olduğunu biliyorum.

Meclis Başkanı ile yarışacaksınız? Bu durum artı bir zorluk yaratır mı?

Rakibim kendini TBMM Başkanı olarak adlandırdıktan sonra benim için seçim süreci bitmiştir. Artık kazandım diye bakıyorum. Çünkü, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı denilmesi çok değerlidir. Önemli bir kimliktir. Binali Bey Meclis Başkanı olarak yarışmayı uygun görmüş. Partimiz yasal, anayasal açıdan inceledi ve uygun olmadığını söyledi. Birçok hukukçu da aynı fikirde. Ama ben sadece şunu demekle yetineceğim 1 Nisan itibari ile çok sevdiği ve bırakmak istemediği koltukla baş başa kalacak. Bizim inancımız bu yönde.